Jetlag

 

UÇAK YOLCULUĞU VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ SIKINTILAR

                                   ( JET LAG)

 

Uzun yolculuklar yapan herkes iyi bilir ki; zaman farkının yaratacak boylam dilimlerine geçtiğimizde vücudumuzda bazı değişikliklerin olduğunu fark ederiz. Bu değişikliklere genel olarak “ Jet Lag” tıpta denir. Son zamanlara kadar Jet Lag tıbbi bir sorun olarak düşünülmemekteydi. Şimdi ise dünyada her gün milyonlar insanı etkileyen 84 uyku rahatsızlığından bir tanesi olarak kabul edilmektedir. Vücudumuzda zamanla orantılı olarak çalışan bir biyoritm mekanizması mevcuttur. Buna biyolojik saat denir. İnsanın biyolojik saati ile uçuş esnasındaki uçağın bulunduğu yerel saat arasında uyumun kaybolması durumunda Jet Lag olarak adlandırılan değişiklikler oluşur. Yeni bir zaman dilimine yolculuk yaptığımızda vücudumuzun biyolojik saati yeni zaman dilimine uymakta zorlanır. Uyum genellikle her bir saatlik zaman dilimi için yaklaşık bir günümüzü alır. Sonuçta ulaştığımız ülkede gün boyu kendimizi uykulu hissederken gecede uyumakta zorluk çekip uyanık olma modunda kalırız. Jet Lag belirlileri şunlardır.;

·        Gündüz çekilen uykusuzluk( doğuya uçuşlarda)

·        Gece uykusuzluk çekilmesi ( İnsomnia, batıya uçuşlar)

·        İştah kaybı ve diğer gastrointestinal( mide, bağırsak) fonksiyon bozuklukları

·        Ruhsal durum ( mood) bozuklukları

·        Konsantrasyonda ve odaklanmada bozukluklar

İnsanlar uçak tutmasına karşı değişik derecelerde etkilenirler. Genellikle Jet Lag şiddeti atlanan zaman dilimleriyle orantılıdır. Kuzey güney uçuşlarında zaman dilimlerine geçiş olmamasına karşın uçağın havalandırma azlığı ( kuru hava ve yetersiz havalandırma) rahatsız pozisyonda uzun süre oturma, egzersiz eksikliği gibi nedenler varmak istediğiniz yere ulaştığınızda size bu ülkeye ve zaman dilimine uyum sağlayamama hissi verir. Genellik su alımının arttırılması taze havanın alınması ve egzersiz bu problemin hallolmasına yardımcı olur. Jet Lag problemleri doğu batı arasındaki uçuşlarda çok daha etkili olur ve semptomların düzelmesi biraz zaman alır. Doğuya doğru uçuşlarda ( yani Türkiye’den Uzakdoğu’ya olan uçuşlar) uykunun başlamasında zorluk batıya olan uçuşlarda( örneğin Amerika) sabah çok erken saatlerde uyanmak gibi bir problem yaratır. Jet Lag bütün yaş gruplarını etkileyen bir sorundur. Fakat 50 yaş üstü olanlarda 30 yaş altı olan insanlara göre çok daha etkili olur. Aynı zamanda kişiden kişiye de önemli farklılıklar gösterebilir.

 AKILLI YOLCULUKLAR YAPIN, SIKICI YOLCULUKLAR DEĞİL…

 Sadece Amerika’da 2002 yılında seyahat acenteleriyle senede 627.6 milyon insan ticari uçaklarla seyahat etmiştir. Bundan dolayı bu kadar insanın havaalanlarında ve uçak içinde ne kadar sıklıkla rahatsızlanabileceğini hayal etmek zor olmasa gerek. Uçuşlarınızı daha sağlıklı ve daha rahat yapabilmeniz için aşağıda sıraladığım öğütlere uymanızı isterim:

1. Bol kıyafetler giyiniz; eğer uçaktan dışarı çıktığınızda kendinizi şişmiş hissediyorsanız bu uçak içindeki düşük hava basıncından dolayıdır.

2. Vücut suyunun devamlılığını kontrol ediniz; uçakta iken her saatte bir 250 ml.

( yaklaşık 2 bardak) su için. Kabin havasında nem çok azdır. ( % 0-% 2 oranında) uçağa binerken suyunuzu yanınızda getirin böylece hem uçak personelinin size temin etmesine ihtiyacınız kalmaz hem de uçaktaki açık suyu kullanmamış olursunuz. Uçaktaki standart su tanklarından su içmeyiniz. (dezenfeksiyonu yeterli değildir.)

3. Akıllı yudumlayınız; uçakta alkol ve kafein içeren meşrubatları tüketmeyiniz bunlar diüretik (idrar söktürücü) olarak etki ederler. Basıncı azaltılmış hava yolculuklarında alkolün etkileri kuvvetlenerek alkol zehirlenmesini daha belirgin hale getirir.

4. Uçak yemeklerini atlayınız; aperatif gıdalar ( snacks) tuz bakımından zengindir. Uçak yemekleri yüksek yağ ve koruyucu madde içerir. Uçağa gelirken birlikte getireceğiniz ufak yemek poşetleri sizi varacağınız yere kadar tok tutar.

5. Birazcık kıpırdayın; otururken bazı izometrik egzersizler yapın. ( baştan ayaklara kadar aksımla ve gevşeme tarzında) ayağa kalkın, uçak içerisinde en az bir kez dolaşın. Bu sizin ayak ve bacak bölgesindeki şişmeyi azaltacaktır.

6. Birazcık uyumaya çalışın; uçakta uyuma şansınızı arttırmak istiyorsanız yanınızda bazı ekipmanları getirmek zorundasınız. Bunlar boyun yastığı, kulak tıkacı, göz maskesi, pamuklu çoraplardır.

7. Çekinmeden açıkça söyleyin; nemli ıslak cildiniz, görmenizde azalma, konsantrasyonunuzda azalma varsa ; bu durum kabine verilen taze oksijende azalması nedeniyle olabilir. Havada ve dolayısıyla oksijende azalma beyine daha az oksijen gitmesine ve bunun sonucunda hypoksia ( kanda az oksijen olması durumu) olarak bilinen belirtilerin oluşmasına neden olabilir. Sersemlik, baş ağrısı, göğüs ağrısı, bulantı, yorgunluk ve diğer hoş olmayan belirtiler görülür. Daha yeni yapılan jetler yolcular için daha az hava verecek kapasiteye sahiptirler. Ama bizler bu durumu çekinmeden söylemek durumundayız. Yolcuların havalandırma konusunda kabin yetkililerini uyarması gerekmektedir pilotların standart uygulamalarında hava kanallarını % 30 oranında kapatmaları gibi bir eğilimleri vardır taki yolculardan şikayet gelene kadar. Çünkü tek bir havalandırma paketini kullanmak bir Boeing 747 için saatte 80 USD tutmaktadır. Uzun uçuşlarda havayolları şirketleri kara geçmeyi düşünürler.

8. Kendinizi nemlendirin; yanınızda tuzlu bir burun spreyi getirin. Bununla burun kanlarlınızı nemlendirin.

9. Yağlanınız; burun deliklerinizi mısır, badem, zeytinyağı gibi benzeri yağlarla yağlayarak havada dolaşan bakterileri bloke edebilir yada yayılmasına engel olabilirsiniz. Petrol türevleri olan ve sentetik olan yağları kullanmayınız.

10. Uçaktan inince kendinizi nemlendirin; uçaktan indikten sonra kendinizi havuz, göl, deniz veya banyoya, duşa giriniz. Bu tür bir davranış vücudumuzun bütün gözeneklerini nemlendirir. Aynı zamanda sizi gevşetir, tekrar şarj eder ve yolculuğunuzu zevkli hale getirir.

11. Uçakta 0,5 veya 1 mg. Melatonin tablet alın; bunu varacağınız yerdeki uyku zamanından 30 dakika önce alın. Etkili olması için ilacın alınmasını takiben istenen uyanma vaktinde 15 dakika süreyle ışığa maruz kalınması önerilir.

12. Zaman farkını aklınızdan çıkarın; ne zaman evde veya otelde olacağınızı düşünmeyin.

13. Saatinizi uçağa binmeden önce varacağınız yerdeki yerel zaman dilimine göre ayarlayın;

14. Eğer varacağınız yere akşam inecekseniz uçak içinde yanık kalmaya çalışın

15. Uçuştan iner inmez hareketlenin asansör veya yürüyen merdiven kullanmayın.

16. Bir veya iki saatlik bir zaman dilimi geçiriyorsanız varacağınız noktaya geldiğinizde saat farkını dikkate almayın ve düzenli uyku saatinizde uyuyun. Eğer daha uzun bir zaman dilimi geçiriyorsanız gitmeden önce yeni, uyuma programınızı daha önceden ayarlayın . bu programı her gün 1 saat değiştirmekte adaptasyon durumunuzu hızlandırırsınız.

Şimdiden uçuşunuzun keyifli geçmesi i temenni eder , iyi ve sağlıklı uçuşlar dileriz.


Anti Aging'te 
Hormonsal Yaklaşım

 

İnsan oğlunun hayatı boyunca doğuştan itibaren Hormonlarının kontrolu altındadır. Yaşlanmayla beraber hormonlarımızda azalmaya geçer ve 60 yaş üzerinde belirgin değerlerde düşer. Yaşlanmakla beraber hormonlarımızın azlmasına bağlı olarakmı yaşlanmaktayız yoksa bizmi yaşlanıyoruzda hormonlarımızmı azalıyor bu tam bir paradigmadır. Fakat şu bir gerçekki hormonlarımız hiçbir zaman gençlik dönemleri olarak adlandırdığımız 18-22 yaş arasındaki gibi kalmamaktadır. Örneğin büuüme hormonumuz 22 yaşından sonra her 10 yılda bir % 14 oranında düşmektedir. Diğer bir farklı durumda 50 yaş üzerinde ki erkeklerdeki estrogen seviyesi menopozdaki ve tedavi almayan bir kadının estrogen seviyesiyle aynı olmaktadır. Yaşlanmakla beraber tüm hormonlarımız azalırken sadece Estrone ( E1) ,İnsulin ve Cortisol artmaktadır. Hormonlarımızı sınıflandıracak olursak;

 

 
     Büyüme hormonu ( Growth Hormon)
     Testosterone
     Estrogen
     Kortisol
     Aldesterone
     Melatonin
     Progesterone
      DHEA
     Dihidrotestosterone
     Tiroid hormonlarımız T4.T3.
     Oksitosin
Daha birçok hormon parçamız olmasına rağmen biz ANti aging hormonal denge açısından önemli olanlarını kısaca incelemek istiyoruz.Önce hormon eksikliklerimizin vucudumuzda yaprığı değişikliklere kısaca bir bakarsak ;

     SICAK BASMALARI                                                  
     KEMİK ERİMESİ
     KOLON KANSERİ
     KALP HASTALIĞI
     ALGILAMA BOZUKLUĞU
     ALZHEİMER
     FELÇ
     DİŞ KAYBI
     MAKÜLER DEJENERASYON
     ENERJİ VE MOTİVASYON EKSİKLİĞİ 
     VAJİNAL KÜÇÜLME
     İDRAR KAÇIRMA
     SEKSÜEL FONKSİYON AZALMASI
     UYKU BOZUKLUKLARI
     İYİLİK HALİNİN AZALMASI
     DEPRESYON/ DUYGUSAL DALGALANMA
     CİLT ATROFİSİ

Bütün bunlara baktığımızda Hormonal yapımızın eksikliğini nasıl gözardı edebiliriz diye düşünmek lazımdır.

Büyüme Hormonu; Somatomedin-c;

Bu büyük moleküllü hormonumuz anne karnından itibaren bizim kemik ve dokularımızın gelişmesi Dna tamiri ve protein sentezinden sorumlu ve boyumuzun uzamasında sorumlu hormonlarımızdan birisidir. En yüksek olduğu dönem çocukluk yaşlarındadır ve 18 yaşına doğru azalmaya başlar ama labaratuarsal değerleri 22 yaşından itibaren düşer. 60 yaşındaki bir erkegin eger spor yapmayıp beslenmesinede dikkat etmiyorsa kandaki büyüme hormonu miktarı 22 yaşındaki bir genc erkeğe göre % 50 oranından fazla oranda daha düşük değerlerdedir.Eksikliğinin tespitinde önce eksersiz ve melatonin hormonu ve dietle düzeltmeye çalışılmakta ve olmazsa belli kriterlere ulaşıldığında tedaviye başlanır.

 

Estogen ve türevleri;( Estriol ve estrone)

Kanımızda bulunan bu kadınlık hormonlarımız kadınlar kadar erkekler içinde çok önemlidir. Örneğin estrogen değerlerinin bir erkekte çok yükselmesi sexuel fantazinin azalmasına ve erkeklerin prostat ve göğüslerinde büyümeye sebeb olurken çok azalmasıda kemik erimesi ve cinsel isteksizlik sebebidir erkek için. Kadında menopoz öncesi menopoza sebeb olan faktörlerden bir veya bir kaçının vucudumuzda oluşması durumunda azalmaya başlar ve eksiklikleri döneminde görülebilecek rahatsızlıklar;

     Estradiol eksikliğinde;

     DÜŞÜK,KÜÇÜLMÜŞ GÖĞÜSLER (VEYA ÇOK KÜÇÜK)
     KURU MÜKÖZ MEMBRANLAR ( GÖZLER,AĞIZ,VAGİNAL)
     ÇOK KISA VEYA ÇOK UZUN ADET DÖNGÜLERİ
     HİÇ VEYA ÇOK AZ ADET ADET GÖRMEK.
     SICAK BASMALARI
     EKLEM AĞRILARI
     ADET ESNASINDA BAŞAĞRILARI VEYA MİGRAİNES
     YÜZDE KIRIŞIKLIKLAR
     ALINDAN BAŞAYAN SAÇ DÖKÜLMELERİ

     Gibi sayabileceğimiz ve dahada ilave edebileceğimiz bir çok değişikler yer alırken;

     Progesterone hormonu;

     Kadın ve erkeğin vucudu ve hormonal dengesi için önemli bir hormondur. yumurtalama döneminde yumurtalıklardan yumurtalama sonrası yapılan bu hormon Estrogenin antidotu olarak bilinir. Menopoz döneminde böbrek üstü bezlerinden azda olsa yapılır.İnsan vucudunda estrogenin yaptığı çoğaltıcı etkiyi azaltır.Vucudu dengeler ve bizi meme kanserinden korur. 35-45 yaş arasındaki xanax veya prozac kadınları dediğimiz kadınların büyük bir kısmı progestrone eksikliği olan kadınlardır. Progesterone hormonu erkek ve kadın için en iyi antidepresyon etkisi gösteren doğal bir peptidtir.

     Progesterone eksikliğinde en sık görülen şikayetler;


     AĞRILI,ŞİŞMİŞ GÖĞÜSLER (VEYA ÇOK BÜYÜMÜŞ)
     ŞİŞMİŞ KARIN,ELLER,AYAKLAR.(ADETTEN ÖNCE)
     AŞIRI ADET KANAMALARI
     PREMENSTRUEL SENDROME
      ADETTEN ÖNCE GÖRÜLEN BAŞAĞRILARI,MİGRAİNES
     ENDİŞE AŞIRI GERGİNLİK
     MENOPOZ ÖNCESİ ŞİKAYETLER
     AŞIRI KANAMA
     UYKUSUZLUK
     DEPRESYON
     AŞERME ( YEME AÇLIĞI.)
     Gibi şikayetlerdir.

 
       Testosterone hormonu;

Erkeklerde olduğu kadar kadınlar içinde çok önemli bir hormondur. Erkeklerde testislerden ,kandaki dolaşan bazı hormon öncüsü maddelerden ve böbrek üstü bezinden yapılır. Azalması yaşla beraber görülür. Andrapoz durumundaki erkek sayısı Turkiyede on milyonlar civarındadır. Ama malesef kadınlar kadar erkekler bu konuda hasas olmadıkları için tedavi almamaktadırlar. Urologlarımız bu konuya yeteri kadar önem vermemektedirler. 50 YAŞ ÜZERİNDEKİ ERKEKLERDE BELİRGİN OLMAYA BAŞLAR BELLİ LABARATUAR TESTLERİ SONUCUNDA HORMONAL EKSİKLİK BELİRLENİRSE rahatlıkla tedavi edilirler. Tedavileri Bioeşdeğer olan testosterone hormonunun fizyolojik değerlerde optimum değerlerde yerine konmasından geçer. Eksikliğinde ortaya çıkan şikayetler;

     LİBİDO KAYBI
     ADALE KAYBI/ ZAYIFLIĞI
     YORGUNLUK
     DEPRESYON
     İÇE KAPANMA
     ASOSYAL OLMA
     KENDİNE AİT OLAN GÜVENİN KAYBOLMASI
     SABAH EREKSİYONLARININ AZALMASI
     DALGINLIK
     DÜŞÜNMEDE YAVAŞLAMA
     KEMİK ERİMESİ
     DIYABET
     KORONER HASTALIKLARDA ARTMA

     Gibi oldukça sık ratlanan şikayetler ortaya çıkmaktadır.


     MELATONİN;

Beynimizde arka bölümünde Pineal bez adı verilen bazı insanların 3. göz olarak adlandırdığı bezimizden karanlıkla beraber salınmaya başlayan ve ışıkla beraber düşen hormonumuzdur. Doğada siyah kirazda bulunmaktadır. Yaşlanmakla -beraber vücudumuzda yapımı azalmaya başlar. Aspirinden 10 kat daha faydalı bir anti kansörogen hormondur. 40 yaş üstü insanların uyku problemlerini ve uçak tutmalarında 1990 dan beri kullanılmaktadır. Hakkında 2200 den fazla literaratür araştırması olmasına rağmen hakkında aleyhine hiç bir yazı bulunmamaktadır. Gençlik iksiri denielbilinir. Büyüme hormonunu arttırmak içinde kullanılır. Derin uyumamızı ve uykumuzun Rem fazının süresinin bütünlüğünü sağlar. Diğer uyku ilaçları ise Rem fazını kısaltmalarına rağmen Melatonin bunu yapmaz ve aksine uzatır. Büyüme hormonunu arttırdığı için gece uykuda testosterone ve diğer hormonlarımızınde yükselmesini sağlar. Yaşalnmakla beraber her 10 yılda bir % 10-15 oranında azalır. Dna mızı tahriplerden korur.İonize edici radyasyona karşı bizi korur. Serbest radikal temizleyicisidr.


COĞU İNSANIN AKLINDA MELATONIN JETLAG(UCAK TUTMASI) VEYA UYKUSUZLUKLA SAVAS ICIN KULLANILAN BİR İLAC OLARAK KALMIŞTIR.
     PİNEAL BEZ TARAFINDAN SALGILANIR.
     VUCUDUMUZUN GECE GÜNDÜZ SAATİNİ AYARLAR.(CİRCADİAN RİTİM.)
     GECE 2 CİV ARINDA MAX DEĞERE ULAŞIR.
     BÜYÜME HORMONUNU TETİKLER
     IŞIKLA BERABER AKTİVİTESİ DÜŞER( GÜN IŞIGI VEYA LAMBA)
     TRİPTOFANDAN YAPILIR,SERATONİNE DÖNER VE DAHA SONRA MELATONİN OLUR
     TRİPTOFANDAN ZENGİN YENİLEN GIDALAR BU HORMONU ARTTIRIR.( HİNDİ ,MUZ,SÜT…)
     DOGAL KAYNAGI KİRAZDIR.
      YASLARLE BERABER YAPIMI AZALIR.( 15 YASINDAN SONRA )
     30 YAŞIMIZDA COCUKLUK SEVİYESİNİN %50 Sİ VE 60 YAŞINDA  COCUKLUK DONEMIMIZE GÖRE % 10 DOLAYINDADIR.
     BAGISIKLIK SİSTEMİMİZİ GÜCLENDİRİR.
     KÖR KADINLARDA MEME KANSERİ ORANI DÜŞÜKTÜR.
     GECE VARDİYASINDA CALISANLARDA ,GEC UYKUYA GİRENLERDE; HEMŞİRE HOSTES .RADİO .TELEFON OPERATÖRLERİNDE KANSER ORANI YÜKSEKTİR.
     HASAR GÖRMÜŞ DNA YI TAMİR EDER.
     EN İYİ FREE RADİKAL TEMİZLEYİCİDİR.(ANTİ SCAVENGER)
     HÜCRE İÇİNDEKİ DOĞAL ANTİOKSİDANLARIN ( CATALASE,SUPEROKSİD BİZMUTASE.GLUTATİON) YAPIMINI ARTTIRIR.
     AYNI ZAMANDA ALZHEİMER VE PARKİNSONUDA ENGELLER.
     MELATONININ ANTİİFLAMATUAR ÖZELLİGİ ASPİRİNDEN KAT KAT YUKARIDADIR.
     HÜCRE İCİNDEKİ ENERJI MİKROMOTORLARIMIZ OLAN MİTEKONDİRİLERİN FONKSİYONUNU ARTTIRIR.
     ANTİ AGİNG MOLEKULÜDÜR.

     

DHEASO4;

19 karbonlu bir steroidtir. Adrenal (böbrek üstü bezi) androjeni olarak adlandırılır. Kanda dolaşan predominant formu DHEASO4 dür.
     Plazma seviyeleri yaşlanmayla beraber 40 yaşından sonra azalır.
     Beyinde ve az miktarda ciltte de yapılır.
     Anrojenlerin ve estrojenlerin temel taşıdır.
     Düşük seviyelerde olması ;
       - Obezite
       - Tip 2 diyabet
       - İmmune disfonksiyon
       - Kanser
       - Hypertansion
       - Kalp damar hastalıkları
       - Depresyon ve iyilik halinin azalması
       - Düşük libido
       - Osteoporozis le beraber seyreder.

Düşük DHEA ve iskemik kalp hastalığı orta yaş grubu insanlarda beraber seyreder.

Eksikliğinin tespiti sabah aç karnına erken saatte alaıncak bir kan testi ile veya idrarla atılım ürünü olan 17 keto steroidle anlaşılır. Menopoz tedavisinde kadına verilecek 3 hormondan biridir. Bir ara hormondur. Kollesterolden yapılır. Kadınlarda testosterone a dönmesi erkeğe göre daha fazladır. Kadının libidosunu arttırmak için ve testosterone seviyesini arttırmak içişn tercih edilir.
 
       Tiroid Hormonlarımız;

Boynun ön tarafında bulunan adem elmasının önünde yer alan bir bez olan trioid bezinden yapılan 2 ana hormon salgılar .Bunlar T4 ve T3 dür. T4 ; thyroxin adlı hormondur. T3 ise tiriodotiyronindir. T4 VeT3 deki bu sayıların anlamı taşıdığı iyot moleküllerinden dolayıdır. T4 de 4 adet iyot molekülü ve T3 de 3 adet iyot molekülü vardır. Metabolizma ve vucut ısımızın ayarlanmasında rolü büyüktür. Yaşlanmakla beraber bu hormonumuzunda yapımı azalır. Bazı yazarlar 50 yaşından sonra herkesin biraz destek almasını önerir.
Çalışması çok faktöre bağlıdır. Uykusuzluk,demir eksikliği,stress, beslenme,kafein ,beslenme bu hormonun çalışmasını çok etkiler. Bu şu demektir sadece tiroid hapı almak bu bezin randımanlı çalışmasını sağlamaz.Yaz ve kış aylarında bu hormona olan ihtiyacımız değişir. Eksikliğinde ortaya çıkan şikayetler;

     Yorgunluk
     Sabah kendine gelememe
     Konsantrasyon güçlüğü
     Kaşlarda dökülme
     Kabızlık
     Ciltte kuruma
     Enerji eksikliği
     Kilo alma
     Sellülite
     Uyku problemleri
     Dalgınlık
     Bakışlarda donukluk
     Diabette artış
gibi daha birçok şikayetleri ekleyebiliriz.


     Tiroid hormonun yapımını arttıran faktörler;

     a- yüksek kalorili diyet
     b- meyve ve sebzeler
     c- şekerli gıdalar yenmesi geçici de olsa tiroid aktivitesini arttırır.
     d- düzenli uyku
     e- stresin azlatılması
     f- kafeinli gıdaların yenmemesi
     g- serum demir seviyelerinin yüksek veya normal olması
     h-eksersiz
     ı- organik gıdaların tüketilmesi

     Tiroid hormonun yapımını azaltan faktörler.;

     a- düşük kalorili gıda alınması
     b- düşük yağlı( low fat) gıdaların tüketilmesi
     c- aşırı eksersiz
     d- uykusuzluk veya uyku bozuklukları
     e- serum demir ve iot değerlerinin düşüklüğü
     f- öğün atlama veya aç kalma
     g- endüstirilize edilmiş gıdaların tüketilmesi
     h- süt ürünleri,kafeinli gidalar,içecekler.
     ı-  aşırı hayvansal protein tüketilmesi
     i- kepekli ürünlerin fazla tüketilmesi (tam buğday ve tam kepekli          ...gıdalar.)
     j- uzun kronik stress

     Bütün bunlar tiroid hormonu olan T4 ün T3 e dönmesini durdurur veya azalatarak vucudumuzdaki fonksiyonların azalmasına neden olur.

  
     Oksitosin;

     Eskiden doğum ağrılarını başlatan ve sütün süt kanallarından boşalmasını sağlayan hormonumuz olarak bilinen oksitosin beyin sapında bulunan Hipofiz bezinin arka lobubdan salıgılalanan bir hormonumuzdur. Bebeğin ağlamasıyla beraber veya meme ucunun uyarılmasıyla beraber yapılmaya başlar ve süt kanallarındaki kasların kasılması yoluyla sütün meme ucundan salıglanmasını sağlarken aynı zamanda doğum sonraı rahimin küçülmesini ve kanamanın azalmasınıda sağlayan çok yönlü bu hormonun insanın duygusal yönünü çok etkileyen bir hormon olduğu 2010 yılında bulunmuştur. Otistik bebeklerin doğuştan itibaren bu hormonu meydana getiren bir enzimin yoksunluğu yani oksitosin sentetaz enziminin eksikliğinin bu hastalığa neden olduğu bilinmektedir. Doğum esnansında agrıları kontrol eden hormon bu hormondur. Eksikliği durumunda dogum dışında kadın ve erkeklerde duygusuzluk, sevecenliğin ve sosyalizasyonun olmaması ve duygusal olaylara tepkilerinin azlığı ile dikkat i çekerler. Belli bazı testeleri yapıldıktan sonra yerine konması çok güzel sonuclar doğurmuştur. Son aylarda kadının vageninin nemliliğini arttırmakta ve orgasmı hem süre hemde miktar olarak arttırmakta kullanılmaktadır.

 

Anti Aging'te 
Kozmetik Yaklaşım

    CİLDİN YAŞLANMASI;

OKSİDASYON; Cilt yaşlanmaya başladığı zaman bir oksitleyici işlem başlar ve cildin en üst tabakası olan epidermise ve onun altındaki kollagen gövdeye (matrix) zarar verir.Epidermisin normal koruyucu fonksiyonu durur hücresel yapısı ve buna eşlik eden lipid yapısı oksidize olarak zayıflar. Bu oksidizasyon cildin nem tutma özelliğini ve sıkılığınının devamlılığının azalmasına sebeb olur. Yani cilt daha kuru ve gergin olamaz.Melanin adını verdiğimiz cildimizde belli yerlerde el sırtı ve yüz gibi yerlerde belirgin olarak toplanıp lekelenmelere yol açarki biz buna aging spot veya yaşlılık lekeleri demekteyiz. Bütün bu cilt lekelenmeleri veya bozulmaları daha önce cilt tabaklarında ilk değişimler olarak başlayan ciltteki oksidatif değişimlerin direk bir sonucudur.
 
İLTİHAPLANMA; Cildin oksidasyon nedeniyle yaşlanması yıllar önce anlaşılmış ve kabul edilmiştir. Fakat şu anda cildin yaşlanması üzerine yeni bir çalışma ve anlayışın olgunlaşması çok geniş bir kabullenici bulmaktadır.Oksidasyon işlemi bir tetikleme yaratarak cilt dokularında bir inflamasyon reaksiyonunu başlattığı öyleki bunun ciltte kırışıklıkların oluşmasında,elastikiyetin kaybolmasında, ve hiperpigmentasyonda ( aşırı renk koyuluklarının oluşmasında) esas suçlu olduğuna inanılmaktadır. İltihaplanma ( yangı) işlemi şimdi '' inflammaging '' olarak adlandırılmakta ve bu oluşan işlemin epidermal dokunun zayıflamasında ve kollagen dokuların harap olmasına zaman içinde sebeb olan suçlu olduğu kabul edilmiştir.Bu iltihaplanma cildin elastikiyetinin ve parlaklığının kaybolmasına neden olmaktadır. İnflammaging işlemi yani cildin yaşlanma işlemi;
      A- Güneşin verdiği hasar sonucu
      B-  Cilde uygun bakımın eksikliği
      C- Hormonlarınızın dengesizliği sonucu oluşmaktadır.
 
Uzun zaman bu şartların düzeltilmemesi sonucu inflammaging proçesi sağlıklı cilt fonksiyonlarının bozulmasında en çok etkili olabilir ve yaşlanma görüntünüze sebebiyet verebilir. Bu yaşlanma işlemini geri çevirmek için dermis ve epidermisteki iltihaplanma ve oksidasyon işlemini durdurmak lazımdır. Bu iltihaplanma ve oksidasyonun ciltte yaratacağı yıpratıcı işlemleri azaltmak için kozmetik veya dermatik kremlerin içine konulan maddeler önem kazanmaktadır.Buna göre oksidasyonu azaltmak için;
Vit E, vit A,Üzüm çekirdeği yağı ,Yeşil çay yaprağı ekstraktları, Allantoin , Dengelenmiş ( stabilized) Vit C ester konulması gerekmektedir. Şimdi bunları biraz daha açarsak;

    
Allantoin; Yüzdeki kızarıklığı ve inflamasyonu azaltır.
 
Üzüm çekirdeği yağı; esansiyel yağları içermesi ve anti oksidanlar içermesi nedeniyle faydalıdır cildi yumuşatarak doğal nemliliğini, sağlar.
    
Vit A; anti oksidan korumasını en iy yapan vitaminlerden biridir.Sağlıklı cildin devamlılığını sağlar.
    
Vit E; Cilt dokusundaki lipid bariyerlerinin oksidasyonunu engeller.
    
Yeşil Çay yaprağı ekstraktı;  Bu madde güneş ışığının ciltte meydana getirdiği tahribatı önleyecek yüksek miktarda polifenoller içerir.
    
Dengelenmiş Vit C ester; Potent bir antioksidandır.Cildin sıkılaşmasında kollagen dokunun artmasına neden olur ve yaşlılık lekelerini azaltır.
    
Zetinyağı (polifenol); Cildin nemlenmesinde süper etkilidir ve anti oksidandır.

Anti aging te etkili bir kozmetik krem kullanmak için içindeki etken maddeler ve bu maddelerin miktarı yani yoğunlukları çok önemlidir. Piyasada bulunan ve anti aging özellikleri olduğunu iddia eden bu tip ürünlerin içinde malesef  bu oranlar çok az veya yoktur. Genellikle bu tip ürünlerin alıcıları bu ürünlerin ambalajlarına yani kutularının dış görünüşlerine para öderler.
 
Anti aging kremler çok genç yaşlarda kullanılmamalıdır sadece cildin nemli kalmasını sağlayacak ve cildin güneş ışınlarından ve onların zararlı etkilerinden koruyacak kremler seçilmelidir. Sigara ve şekerli ürünlerden vazgeçilmelidir. Bol su içmeyi bir alışkanlık hale getirilmeli ve cilt nemlendirmenin en iyi yolu olduğu unutulmamalıdır.
 
İyi bir antiaging kremin içinde bulunması gereken maddeler konusunda sizlere biraz daha aydınlatıcı bilgiler vermeye çalışacağım. Aşagıda sıralayacağım maddelerin ve ekstraktların alacagınız antiaging kremin içinde olmasına dikkat etmelisiniz.Bunları yazarken ingilizce olarak belirteceğim bunun amacı bu tip kremler yurt dışından ithal edildiği için hepsinde kutularda veya ön yüzlerinde (nadirende olsa) bu maddeler çok küçük olarak yazılmaktadır lütfen bunları ürünü almadan önce okumanızı tavsiye ederim.
Stabilized Vitamin C Ester; bunun etkisini daha önce belirtmiştim.

DMAE; Ciltte hızlı bir sıkılaşma sağlar ve ince çizgilerin azlamasını sağlar.

Derma-Peptides; Bir gurup kollagendir ve bunlar sarkan cildin ( ki sarkmanın esas sebebi büyüme hormonu eksikliği ve estrogendir. Bu yüzden hormonal yapınızın dengesini kurmanız tedavinizin esas temeli olmalıdır.) ve kırışıklıkların azalmasını sağlamak için ciltteki bazı peptidlerin yani proteinlerin hızlı olarak yapılmasını sağlar.
 
 
 
Highly Purified Micro-Algae: Plasebo yani içinde hiç bir şey bulunmayan kremlerle kaşılaştırıldığında % 120 oranında ciltte bir sıkılaşma ve gerginlik oluşmasını sağladığı hastaların ifadelerinden anlaşılmıştır.

Glycolic Acid: Bir alfa hidroxy asittir hücre değimini hızlandırır ve kızarıklıkları azaltır.

Micro-Encapsulated Salicylic Acid: yavaş salınım sağlayarak inflamasyonun azaltılmasında cildin kendini salmasını ve istenmeyen lekelenmeyi durdurur.Sağlıklı bir cilt asitini yani Ph sağlayarakcildi korur ve irritasyonu yani tahrişi önler.
 
Anthemis Nobilis (Chamomile) Flower Extract: Botaniksel bir içeriktir.Cildin taze ve sağlıklı sakin bir görünüm kazanmasına yardımcı olur.

Allantoin; Kızarıklığı ve inflamasyonu azaltır.

Zinc Gluconate: Cildi temizleyen normal doğal bir mineraldir.Ciltteki kollegen proteinlerin tahribatını önler.

Niacinamide: Bu ispatlanmış B vitamini yaşalnmaya bağlı ciltteki ton yumuşamasını engelleyerek cilde daha genç bir görünüm sağlar.
 
Grape Seed Oil: Bunu daha önce yukarıda belirtmiştik.

Vit A ve Vit E ; Bu vitaminlerin faydalarınıda yukarıda belirtmiştik.

Phospholipids: Çevresel nedenlerden ( toz,duman,eksoz gazı ve magnetik etkiler) dolayı ciltte olan hasarı onarırken cildin dip kısımlarını nemlendirir.

Hyaluronic acid: Cidin nemlenmesini kimyasal olarak 1000 kat daha fazla su tutucu özelliğinden dolayı arttırır.

Green Tea Leaf Extract: Bunun etki mekanizmasınıda yukarıda belirtmiştik.

Licorice Root: Ciltte etkisinin etkinliği ispatlanmış bir maddedir ve ciltteki yaşa bağlı lekelerin azalmasında ve cilt tonusunun arttırmakta oldukça etkilidir.

Micro-Algae Broth: Doğal bir botanik maddedir.Cildin tonusunun oluşmasında ve yaşa bağlı cilt lekelerinin azalmasında çok etkilidir.

Olive Oil (polyphenols); Daha önce cildin anti oksidanlarında belirtilmiştir.

Caffeine: Göz etrafı kremlerde kullanılşır ve göz altı bölgedeki şişkinliklerin azaltılmasında çok eskiden beri kullanılmaktadır.( göz için hazırlanmış cam kaselerde çay suyuna gözlerin yatırılması ve yıkanması)

Euphrasia Officinalis (Eyebright): göz altındaki kontürün yumuşamasını ve tonunu sağlamak amamcıyla kullanılan önmeli bir ekstraktır.


Yaşlanmakla beraber ciltte olacak değişiklikler sadece kozmetik kremlerle malesef tam anlamıyla düzeltilemez bunu Dünyada kimse iddia edemez sadece oluşan değişikliklerin azaltılmasında yardımcı olurlar. Fakat esas olan problem vücudumuzda zamanla meydana gelen hormonsal dengesizliklerin düzeltilmesi gerekmektedir. Cildin yaşla incelmesinin esas sebebi estrogen eksikliğidir. Menapozda bu kendini çok daha iyi belli eder. Göz kenarlarındaki kırışıklıklar ve dudakların üzerindeki diklemesine olan siagar cizgileri olarak adlandırdığımız çizgilerin esas sebebleri estrogenin vücudumuzda azalması sonucu oluşur. Yaşlanmayla beraber yüzdeki tüylerin artmasıda cildin incelmesi sonucu kıl köklerinin açığa çıkmasından ibarettir ve toplumda malesef yanlış bilinir. Menapozdaki kadının androgenlerinin yani erkeklik hormonlarının artması gibi bir durum söz konusu değildir. Menapoz veya andropoz tedavilerinden sonra cildin elastikiyetinin artması ve kas tonuslarının artarak yüzün ifadelerindeki artan değişikliklerin düzeltilmesinde esas yardımcı faktörlerdir. Yüzün cildinin sarkması ve tonusunun azalmasının düzeltilmesinde Büyüme hormonumuzun eksikliği olabileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden kullanılacak kozmetik kremlerle beraber ileri yaşlarda cildimizi besleyecek hormonsal kremlerin kullanılması kaçınılmazdır. Bu tip yapma ( majistiral) kremler Amerikada çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar genellikle % 2lik Estriol ve progesterone kremlerdir.

Özet; Sonuçta çok genç yaşlarda cildimizi güneş ışınlarından korumak,çevresel faktörlerden uzakta kalmak,bol su tüketmek ,cildi nemlendirmek ,sigara içmememek, şekerli ve unlu mamüllerden uzakta kalmak esas amaç olurken ,İleriki yaşlarda ise hormonsal dengeyle beraber bu tip içerikleri bilimsel olarak ispatlanmış içerikleri olan ürünleri seçmek önem kazanmaktadır.
 
 

Anti Aging'te Diyet

Taş devri 5-10 bin yıl önce bitmiştir. O zamandan bu zamana kadar genlerimizde çok az değişiklik olmasına rağmen çevresel şartlar ve özellikle de yiyeceklerimiz çok büyük oranda değişmiştir.
Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar, margarin gibi kimyasal yolla katılaştırılmış, ayçiçeği, mısır gibi sıcak preslenmiş sıvı yağlar aşırı şekilde kullanılmaya başlanmış; buna karşılık taze sebze, meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin bir azalma olmuştur.
Gen yapımız ve buna bağlı vücudumuzda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar  doğal olmayan yiyeceklerin tümü ile başa çıkacak yeteneğe sahip değillerdir.
Genler ve yiyecekler arasındaki bu uyumsuzluk hali şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, müzmin yorgunluk , kanser ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda müzmin hastalığa neden olmaktadır.
Bu hastalıklardan korunmak istiyorsak mümkün olduğunca 5-10 bin yıl öncesine benzeyen bir diyet uygulamalıyız.

    
GENEL İLKELER;
Üç beyaz (tuz, şeker ve un) yasaktır ya da çok azaltılmalıdır.
Her yiyecek doğal şekline en yakın olarak tüketilmelidir.
Yasaklar haricinde yeme sınırı yoktur. Doyuncaya kadar yiyebilirsiniz (patlayıncaya kadar değil).
Çiğ yiyecekler toplam diyetin en az %60’ını oluşturmalıdır.

ETLER; 1;
Yağsız olmayacak, fazla pişirilmeyecek.
Kırmızı et (tercihen yemlenen değil, otlayan hayvan eti), sucuk, kavurma, pastırma vb serbesttir. Katkı maddelerinden dolayı salam-sosis tercih edilmemeli.

ETLER; II
İddia edilenin aksine kırmızı et yemek koroner kalp hastalığına neden olmaz.
Etin az yenmesi B12 vitamini, karnitin, koenzim Q10 ve bazı esansiyel amino asit eksikliklerine yol açabilir. Bu eksiklikler başka organlarınız gibi kalbinize de zarar verir.

Etler III
Beyaz et: Tercihen köy tavuğu ve diğer kümes hayvanları (köy tavuğu geç pişer)
Balık: Ağır metal zehirlenmesi riskini azaltmak için küçük balıklar tercih edilmeli, balık çiftliği balıkları tercih edilmemeli


Ek GIDA -SAKATAT;
Sakatatlar hayvani gıdaların en değerli bölümleridir.
Yasaklanmaları doğru değildir.
Fakat veteriner gözetiminde kesilmiş hayvanların sakatatı yenmelidir.

YUMURTA;
En kaliteli protein kaynağıdır. Köy yumurtası tercih edilmeli.
Günde 1-4 adet yenilebilir.
Tercih sırasına göre
        1. Çiğ (enfeksiyon olmadığından eminseniz!
            kabuğu sağlam, pis kokmuyor ve suya konduğunda
            yüzmüyorsa yumurta çok büyük bir olasılıkla temizdir),
        2. Rafadan,
        3. Lop,
        4. Kızartma (mümkünse yenmemeli, yenilecekse, zeytinyağında ya da fındık yağında ya da tereyağında  yapılmalı ve önce akı pişirilmeli, sarısı ayrıca çiğ olarak eklenmeli)
    
YUMURTANIN YARARLARI;
     Görmede azlığına yol açan maküler dejenerasyonu azaltır (lutein)
      Kolesterol düşürür(kolin)
     Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin)
     Asetilkolini artırır
     Yumurta sarısı kalsiyumdan ve karotenoidlerden zengindir
     Çinko içeriği yüksektir
     Magnezyum içeriği yüksek (migren, fibromiyalji vb
     Antioksidan ve antienflamatuvardır.
     Omega-3’ten zengindir (Özgür dolaşan tavuklar!)
      A, D, K vitaminleri, demir, selenyum, riboflavin, ve niasinden zengindir.
  
SEBZELER VE YEŞİL YAPRAKLAR;
Daha çok çiğ tüketilmelidir (salata tarzında).
Koyu yeşil yapraklılar K vitamini, kalsiyum ve magnezyumdan zengindir (kemik erimesinin önlenmesi!) ve ayrıca omega-3 yağ asidi içerir.
Doğal yetiştikleri için yabani otlar (ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu, semizotu, labada vb) mükemmeldir.
Semiz otu sebzeler içinde  en önemli omega-3 kaynağıdır.
Patates yüksek şeker içerdiğinden yenilmemelidir. Kızartması ise hiç yenilmemelidir.
Turp, havuç ve patlıcan da şeker içeriği yüksek olduğu için aşırı tüketilmemeli.
Dünyanın en yararlı sebzesi olduğu söylenen semizotunda bulunan omega-3 ve diğer önemli maddelerin miktarı;

     Omega-3: 400 mg/100g
     E vitamini: 12 mg/100g
     C vitamini: 27 mg/100g
    Glütatyon: 15 mg/100g
     Beta-karoten: 2 mg/100g
     Magnezyum: 68 mg/100g
     Kalsiyum: 65mg/100g
     Fosfor: 44mg/100g
     Sodyum:45mg/100g
     Potasyum:494mg/100g


SARIMSAK VE SOĞAN;
Sarımsak: Hücreleri paslanmaktan koruyan (antioksidan) en önemli yiyeceklerden biri.
Her gün en az  iki diş yenilmeli. Sarımsağı ezin (yutmayın) ve en geç 1 saat içinde tüketin.
Sarımsak haplarının kokusu yoktur fakat doğal şekli kadar faydalı değildir.
Soğan: En az sarımsak kadar değerlidir.

MEYVELER;
Kayısı,  üzüm, muz, gibi şeker içeriği yüksek meyveler sınırlı yenmeli.
Az şekerli meyveler daha çok yenilebilir (tazesi tercih edilmeli).
Üzüm (çekirdeği ve kabuğu), çilek, yaban mersini, kızılcık gibi meyveler çok yüksek antioksidan etkilere sahip.

PASTÖRİZE/HOMOGENİZE  SÜTLER;
Sütün pastörizasyonu bazı hastalık patojen bakterileri ortadan kaldırırken faydalı bakterileri (probiyotikleri) de yok etmektedir.
Homojenize edilmiş sütler (Kutu sütleri) ise çok daha büyük bir sorundur. Çünkü homojenizasyon sırasında süte 2 ton civarında bir basınç uygulanmakta ve  süt proteinlerinin moleküler yapısı büyük ölçüde değişmektedir.
Molekül yapısı değişmiş proteinler immün sistemi aşırı uyararak çocuğun ileriki yaşamında Tip I diabet ve mültipl skleroz gibi otoimmün (kendi dokularını tahrip edici) hastalıklara yol açmaktadırlar.
Kaymak bağlamayan, ekşimeyen ya da kesmeyen süt ya da yoğurt doğal değildir. 
Sütten çok mayalanmış süt ürünleri (tam yağlı yoğurt, tam yağlı peynir) tercih edilmeli.
Kefirle mayalanmış süt çok yararlı. 
Hangi süt tüketilmeli?
Mümkünse günlük mandra sütü tüketilmelidir.
Güveniyorsanız (!) sokak sütçüsünden de süt alabilirsiniz.
Şehirdeki en iyi olabilecek seçenek günlük pastörize şişe sütleridir.
Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayınız.
Süt ya da yoğurt ekşimesin ya da kesilmesin diye içlerine antibiyotikler konulmakta ve süt içindeki probiyotiklerin tümüne yakını kaybolmaktadır.
Sadece ekşiyen ve/veya kesilen süt ve yoğurtları yiyiniz (bulursanız!!!)

PROBİOTİKLER ;Yararlı bağırsak bakterileri;
Erişkin bir insan bağırsağında 100 trilyon (1,5 kg) faydalı bakteri bulunur.
Bu rakam insan hücre sayısının 10 katı kadardır.
Bu bakteriler 300 m2 büyüklüğünde bir yüzey oluşturan bağırsak sümüksü zarını bir tabaka şeklinde döşer.

PROBİOTİKLERİN GÖREVLERİ ;
Bağışıklık sistemini güçlendirmek
Salgıladıkları enzimlerle yiyeceklerin hazmını kalaylaştırmak.
Vitaminlerin (K, B12, biyotin, niasin vb) sentezini yapmak.
Bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak.
Toksinlerin (zararlı maddelerin) kan dolaşımına geçmesini engellemek.
Gastrointestinal semptomları (reflü, ishal, kabızlık vb) azaltmak.
Besin alerjilerini ve ekzemayı önlemek
Depresyonu azaltmak (triptofan)
Kronik enflamatuvar (iltihabi) hastalıkların ve kanserin oluşumunu engellemek


BAĞIRSAK FLORASININ BOZULMASI;
Karbohidrattan zengin ve rafine gıdaların yenmesi, çeşitli toksinler ve antibiyotikler normal bağırsak florasını bozarak zararlı bakterilerin ve mantarların üremesine yol açarlar.
Probiyotiklerin bağırsak mukozası üzerinde oluşturduğu koruyucu tabakanın ortadan kalkması bağırsak geçirgenliğini artırır.
Yeteri kadar sindirilmemiş yiyecek maddeleri ve nötralize edilmemiş toksinler kan dolaşımına geçer.

BAKLAGİLLER;
Nohut, fasulye, mercimek, bezelye, börülce vb haftada 2-3 kereden fazla yenmemelidir.
12 saatte bir suyu değiştirilmek üzere 48 saat suda bekletilmeli, ve ağır ateşte  (mümkünse güveçte) pişirilmeli.

SOYA;
Söylendiği gibi sağlıklı bir yiyecek değildir.
Protein sindirimini ve bağırsaktan kalsiyum, demir ve çinko emilimini azaltır (fitatlar).
Tiroid hormonu sentezini bozar.
Erken ergenlik belirtileri, kısırlık ve adet düzensizliklerine yol açabilir.
Alerjilere neden olabilir.
Çok az yenilmeli, hatta hiç yenilmemelidir. Az miktarda fermante soya ürünleri yenilebilir.
Kabuklu kuruyemişler;
Ceviz, fındık, fıstık, ayçiçeği, kabak çekirdeği, badem vb.
Lif ve minerallerden zengindir.
Ceviz omega-3 de içerir.
Günde 1-2 avuç (50-100 gram kadar) oldukça yararlı.
Kuruyemişler aşırı yenilmedikçe şişmanlatmaz.
Çiğ ve az tuzlu olanı tercih edilmeli.

YAĞLAR;
Yağ kısıtlaması vücut için zararlıdır. Sanılanın aksine yağı az, dolayısıyla şekeri fazla yiyecekler insanları daha çok acıktırır ve  daha çok şişmanlatır!
MARGARİN: Kimyasal bir ürün olup insan vücudunu yozlaştırır. Vücuttaki sessiz inflamasyon adını verdiğimiz iltihaplanmanın sebeblerinden birisidir. Doymuş bitkisel yağlardan oluşur. (Hidrojenize.)
Tohumlu sıvı yağlar (ay çiçek yağı, pamuk yağı, mısırözü yağı, soya vb): Kullanılmamalı ya da çok az kullanılmalı.

Omega-6/omega-3 dengesini, omega-6 lehine bozuyor. Sıcak presten çıkan bu yağların  dokuları yıpratıcı (dejeneratif) özellikleri de var. Mısırözü ,ayçiçek yağları gibi omega 6 bakımından zengin yağları mümkün olduğu kadar yemeklerimizde kullanmamamız lazımdır.
Kızartmalarda yağları ısıtırken çıkan çıtırdama sesleri kırılan ve bozulan yağ moleküllerinin sesidir. Fast food merkezlerinde patates kızartmalarını yememeyi önermekteyiz.
     Doymuş yağ asitleri
     Tereyağı
      İç yağı
     Kuyruk yağı
     Margarin
     Tekli doymamış yağ asitleri (omega-9)
     Zeytin yağı
     Fındık yağı
     Çoklu doymamış yağ asitleri (omega-3)
     Balık yağı
     Keten tohumu, ceviz
     Koyu yeşil yapraklılar
     Doğal beslenen hayvan-ların eti, sütü, yumurtası
    Çoklu doymamış yağ asitleri (omega-6)
     Mısırözü yağı
    Ayçiçek yağı
     Soya yağı

    
ZEYTİN VE ZEYTİN YAĞI;
Zeytin: Mümkün olduğunca tuzu çıkartılmalı. Sele zeytininin tuzu daha rahat çıkıyor. Daha çok yeşil zeytin tercih edilmeli.
Zeytinyağı: Mükemmel bir yağdır. Halis sızma olanlar tercih edilmeli ve ilk hasatlar ,asit derecesi düşük olanlar kullanılmalıdır.
Riviera ikinci seçenektir (sıcak baskı).

FINDIK YAĞI; Zeytinyağına çok benzer özelliklere sahip, sıcak baskı bir yağdır; ikinci seçenek kullanılabilir.Omega 6 ve omega 3 te içerir. Bizim önerimiz bunu zeytinyağı ile üçe bir oranında karıştırmaktır.
HAYVANİ YAĞLAR;
Tereyağı: Mükemmel! Mümkünse özgür otlayan hayvanların yağı(köy tereyağı).
Tereyağının piyasada sahtesi çoktur (margarin üzerine giydirilmiş). Sahtesi dışarıda bırakıldığında geç erir, bıçakta fazla leke bırakır.
Urfa yağı: Tereyağı gibi yararlı
Kuyruk ve iç yağı: Tereyağı gibi yararlı

TEREYAĞIN ÖZELLİKLERİ;
En iyi A vitamini kaynağıdır.
Yüksek oranda antioksidan (kolesterol, A vit, E vit, selenyum) içerir.
Konjuge linolenik asitten (CLA)zengin olup, antienflamatuvar, antiallerjik ve antikansorejenik etkileri vardır.
İyi bir iyot kaynağıdır.
Diş çürükleri ve osteoporoz riskini  azaltır.
Lesitinden zengindir.

BALIK YAĞI;( OMEGA 3)
Malesef halkımız arasında yanlış bilinen bir yağdır. Günlük ihtiyacımız minumum 2.2 gramdır. Bu miktar orta boy bir somon balığı dilimidir. İnsanın hergün bir somon dilimi yemesi imkansızdır. Omega 3 ü esas kullanmamızın nedeni içinde var olan DHA VE EPA nedeniyledir. Epa / ecasopantenoik asit.) gerçek bir antikansörojen ve anti inflamatuar maddedir. Dha ( Dekasohexanoik asit.) ise beynimizde sinirsel iletişimi sağlayan ve beynin beyaz maddesinin % 65 ini meydana getirir. Unutkanlık ve dalıgınlığın azalmasında çok etkilidir. İdeal Omega 3 kullanımı günde 10 gramdır. Bunun % 80 inin esas omega 3 teşkil ederken arta kalan % 20 lik kısmı DHA VE EPA dır. Yani 10 gram balık yağı kalori olarak 72 kalori tutaraki bu bir elma veya şeftali kadardır.Yazın balıklarda yağ miktarı azaldığı için mutlaka omega 3  iki gram almak zorundayız.
Hayat iksiri! Büyük ölçüde omega-3 yağ asidi içeriyor.
Bebeğinden, hamilesinden, gencine ve yaşlısına kadar herkes kullanmalı.
 

KETEN TOHUMU YAĞI.;
Balık yağından sonra ikinci önemli omega-3 kaynağı.
Önce hafifçe kavurun ve kahve değirmeninde öğüttükten sonra günde 2-3 tatlı kaşığı yemeklere, yoğurda veya salatalara serpin.
Omega-3 gücü balık yağının onda biri kadardır. Fakat lif oranı yüksektir.

KIZARTMALAR;
Vücut hücrelerini paslandırdığı için zararlı.
İllaki yenilecekse tereyağı, zeytinyağı, veya  fındık yağı ile yapılmalı.
Kızartmaların zararlı etkilerini azaltmak istiyorsanız yanında sarımsaklı yoğurt ve yeşillik yiyin.
Tahıllar ve unlu gıdalar;
Hızlı emilen şeker miktarları yüksek olduğu için insülin direncini arttırırlar.
Bu nedenle ekmek, bulgur, mısır, çavdar, makarna, pirinç vb. gibi tahıllar ve bunlar ile yapılan yemekler ve  hamur işleri yenmemeli ya da iyice azaltılmalıdır.
Diyete adapte olmada güçlük çekenler kısa bir süre için tam buğday ekmeği (köy ekmeği), kepek ekmeği, çavdar ekmeği, yulaf ekmeği ve bulgur yiyebilirler.

Çay/kahve;
Kahve sabah aç karnına veya hemen yemekten sonra tüketilmemelidir. Kahve sabah içildiğinde Tiroid bezinizin aktivitesini bozar ve T4 ün T3 e dönüşünü bloke eder. Biz haftada 2 veya 3 defa iyi aromataize edeilmiş ve kaliteli kahve içmeyi önermekteyiz. Alınan kafein 20 dakikak sonra etki etmeye başlar ve vücutta 8 saat kadar kalır. Çinliler çayda önce bir ılık veya sıcak suyla yıkamadan sonra maksimum 3 dakika demlemektedirler. Daha fazla demlenmede kafein oranı artmaktadır.
Makine çayları içilmemeli. Sarkıtma çay tercih edilmemeli
Kahve-nestkahve-kapuçino: Büyük ölçüde yasak; Arada bir içilebilir
Türk kahvesi: Arada bir içilebilir.

Turşu/sirke;
Turşular: Oldukça yararlı (probiyotik). Tuzunu  azaltın (turşu kurarken tuz yerine limon tuzu, askorbik asit ya da sirke kullanın).
Sirke (özellikle halis üzüm sirkesi), nar ekşisi, şalgam suyu ve meyan kökü suyu çok yararlı.

Tuz/Baharat;
Yiyeceklerin içinde doğal olarak bulunan tuz vücudumuzun ihtiyacını karşılar.
Tencere yemekleri içine az miktarda tuz katılabilir.
Yemeklerin ve salataların üzerine tuz serpmeyin.
Az tuz sizi halsiz bırakıyorsa tuzu biraz artırın.
Baharatlar: İçerdikleri vitamin, mineraller ve antioksidanlar açısından  açısından oldukça yararlıdır.

ŞEKERLER;
Rafine şekerler (çay şekeri, früktoz vb) ve bunlarla yapılan yiyecekler (pasta, bisküviler, gofretler, baklava, revani, kadayıf vb) yasaktır.

ÇİKOLATA;
Haftada bir kere orta boy, sütsüz ve kakao oranı yüksek (bitter) ve kaliteli çikolata yenilebilir. Çikolata iyi bir Triptofan adını verdiğimiz  serotonin in bir ön maddesi bakımından zengindir. İnsan yedikten 20 dakika sonra mutlu olur ama beyin bu maddeye karşı cimri olduğu için 40 dakika sonra tekrara depolara çekmeye başlar ve insan tekrara depresyona girer bunu aynaya bakarak yüz ifadenizden anlayabilirsiniz. Bizim önerimiz az az günde 2 veya 3 kez ufak paracalar şeklinde yemenizdir. Daha fazla yemeniz daha fazla mutlu olacağınız anlamına gelmez.
Çikolata kadınlarda adet öncesi dönemde görülen depresyonu azaltır (en iyi magnezyum kaynağı).

TATLANDIRICILAR.;
 İçinde aspartam adlı kimyasal maddeler içeren preperatlardan uzakta kalmalıdır. Aspartam karaciğerde formaldehite ve formik asite dönerek pankreas kanseri ve alzheimer sebebi olduğu bildirlmektedir.
Tatlandırıcılar ve bunlarla yapılmış diyet ürünleri yenilmemelidir.
Ayrıca diyet kola,  şekersiz sakız, birçok diyet yiyecek içinde bulunur)
Depresyon da dahil olmak üzere birçok yan etkilere yol açabilir.
Aspartam içeren tatlandırıcının özellikleri;
Aspartamın formülü
Aspartik asit (%40)
Fenilalanin (%50)
Metil alkol(=ispirto) (%10) formole dönüşür
Aspartam içeren maddeler
‘Layt’ kolalar ve diğer diyet ürünleri, bazı şekersiz sakızlar, birçok ilacın içinde tatlandırıcı olarak

     ASPARTAM’IN ZARARLARI ;
     Baş ağrısı   Unutkanlık
     Eklem ağrısı      Bulantı
     Uyuşukluk          Kas spazmları
     Şişmanlık(!!!)  
     Döküntü
     Migren Depresyon           
     Yorgunluk
     Huzursuzluk   Konvülsiyon
     Uykusuzluk      Görme kaybı
     İşitme kaybı      Çarpıntı
     Soluk zorluğu
     Korku atakları
     Ağzı dolanma       Tat Kaybı
     Tinnitus                 Baş dönmesi
     Parkinson 
     Mültipl skleroz
     Kanser
 
İçki/ Meşrubat;
İçki: Günde 1-2 kadeh şarap (özellikle kırmızı kırmızı), rakı ya da eşdeğer içki içilebilir. Bir kadeh kırmızı şarap kandaki estrogen miktarını hem erkeklerde hem kadınlarda % 60 oranında arttırır. Estrogen beyinde seksuel iletimi sağlayan en önemli iletken maddelerden biridir. Fakat alokuün kandaki testosterone miktarınıda fazla laındığında düşüdüğünüde unutmamak lazımdır.
Bira, votka, cin gibi şeker içeriği yüksek içkileri içmeyiniz.
Meşrubat: Her türlüsü yasak. Evde yapılan taze meyve suyu (posası ile birlikte) içilebilir.
Meşrubat olarak ayran, kefir, boza, şalgam suyu veya meyan kökü suyu için. 
   
Enerji içecekleri;
Başlangıçta reaksiyon hızını biraz artırırsa da daha sonra bu fark da ortadan kalkar. Diğer özellikler üzerine belirgin bir etkisi yoktur.
Şeker içeriğinin yüksek olması uzun vadede insülin direnci ve buna bağlı hastalıkları artırır.
Enerji içeceklerini içmeden önce enerjinizin niçin azaldığını araştırın!!!
 
SU;
Böbrek, karaciğer ve bağırsaklarınızı temizlemek için en az 8 bardak su için. Bunlardan 2 bardağı içine yarım limon sıkılmış olarak tüketin ve gün içinde 12 bardağa kadar distile edilmiş temiz su yada meyve- sebze suyu içiniz.
Açık su tehlikelidir. Bugün U.S.A’da açık su tüketen insanların yağ dokularında bir yada daha fazla toksik maddenin yerleştiği kabul edilmektedir. Açık sular potansiyel olarak tehlikeli maddeler içerirler. 
Bunlar tehlikeli seviyelerde chlo ve flor kimyasalları, kurşun, dışkı bakterileri vs. içerirler ki uzun süre kullanımı kanser ve metabolik bozukluğa sebep olmaktadır.
Distile olmuş damıtılmış steril su en iyisidir.   - Vücudumuzda maksimum toksin temizlenmesini sağlar.
  - Atık maddelerden ve minerallerden arınmayı sağlar. 
  - Not: sadece steril damıtılmış su içiyorsanız gıdanıza multimineral içeren yiyecekleri ilave ediniz veya destek alınız.
Günde 6-8 bardak su için.
İdrarınız koyu ise yeteri kadar su içmiyorsunuz demektir. İçtiğiniz su  aşırı soğuk olmasın.
Şebeke suyunu mümkünse içmeyin (klorlu !). Klor, mikropları öldürmek için suya konulur.  Fakat kanser de yapabilir. Filtre edilmiş şebeke suyu içilebilir.
Şebeke suyunu musluktan aldıktan sonra en az bir saat dinlendirirseniz kloru uçar ve içilebilir

Pişirme şekli;
Yemekler kendi suyunda ağır ağır pişirilmeli; geleneksel yöntemler yanında turbo fırınlar da kullanılabilir
     Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) sakıncalıdır.
     Dondurulmuş yiyecekleri fazla tüketmeyin.
     Konserve yiyecekleri ise mümkünse hiç yemeyin (ev konserveleri hariç).
     Pişirme kapları;
     Daha çok toprak (güveç), cam ya da bakır kapları tercih edin.
     Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
     Teflon ve alüminyum kesinlikle kullanılmamalıdır.
     Isıtma şekli-brokolide besin kaybı;

     Isıtma şekli                                      Flavonoid kaybı

     Mikrodalga                                      %97
     Klasik kaynatma                             % 66
    Yüksek basınçlı kaynatma             % 47
     Buğulama                                        % 11

 
Yemek yeme sıklığı;Diyet başlangıcında, kan şekeri düşebileceği için daha sık yemeli.
1-2 hafta içinde insülininiz terbiye olur ve günde 3 öğün yemek (çocuklar için 4-5 öğün) yeterli olur.
 Lokmaları iyice çiğneyin
Sabah kahvaltılarını kuvvetli yapın; akşam yemeği hafif olsun. Yemek miktarlarını şöyle bölümleyin;
     Sabah :(3), öğle:(2), akşam: (1) ya da
     Sabah (2), kuşluk (1), öğle(1), ikindi (1), akşam:(1).
     19.00-20.00’den sonra mümkünse yemek yemeyin.

HAREKET;
Günde en az yarım saat hızlı yürüyüş yapılmalı ya da yavaş koşulmalı ve merdivenler çift çift çıkılmalı. 
Günde en az 3-5 dakika kültür fizik hareketleri yapılmalı (özellikle bel ve boyun kaslarını çalıştırın).
Yorgun düşüren hareketlerden kaçınılmalı. Egzersiz ağırlığı tedricen artırılmalı.
Hedefinizi iyi seçin. Birkaç dakikada olsa her gün yapabileceğiniz egzersizleri yapın.

     ANTİ AGİNG PRATİK BİLGİLER;

 

 
İşlenmiş etleri yiyen kişilerde kolon kanseri olma riski %39 oranında artmaktadır.( Salam,sucuk,sosis vs.) eğer daha önceleri kalın bağırsaklarınızda polip varsa bunu %75 oranında arttırırsınız. İşlenmiş etler; nitrit bakımından çok zengindir ve buda kalın bağırsak kanserine yol açabilir. Sadece kolon değil, göğüs ve prostat  kanserine de yol açtığı saptanmaktadır.( Tavuk, göğüs eti)
Çayınıza ekstra limon sıkmak veya parçaları koymak cilt kanserine karşı ekstra koruyucu olmaktadır.( citrus oil) tümör büyümesini durdurduğu için ekstra koruma sağlar.yılda 200.000 kişi USA’ da cilt kanseri olmaktadır.  (Limon kabuklarında D-Limonene bulunur.)
Kırmızı biberdeki acılığı veren Capsaicin karaciğer kanserine karşı koruyucu olduğu bulunmuştur. ( Karaciğerde kanser hücrelerinin ölümüne yardımcı olmaktadır. ANTİOKSİDANDIR)
Erken dönemde emekli olan ve hareketsiz bir yaşamı tercih edenlerde ölüm oranı artmaktadır. ( 55 yaş ve üstü). Kanserden korunmada gökkuşağı etkisi:
Renkli sebzeleri içeren bir diyet alanlarda (özellikle yeşil, sarı ve portakal rengi) pankreas kanser oranı %50 düşmektedir. Pankreasınızı renkli salatalar, buharda pişmiş brokoli, havuç, soğan, sarımsak, yerelması, kabakla salatalarınızı zenginleştirin.
 carotenoid adını verdiğimiz pigmentler meyvalar ve sebzelere renklerini verirler. Aynı zamanda antioksidan özellik taşırlar
Yağlar sizi depresse edebilirler.
Modern diyetler omega 6 dan zengindirler. ( Et,yumurta,rafine tahıl, mısır yağı, ayçiçek yağı ve margarinler omega 3 yönünden fakirdirler. 
Araştırmalar omega 6 ağırlıklı yemeklerin depresyona yol açtığını göstermektedir. Gıdalarınıza daha fazla omega 3 ilave edin ve modunuzu güçlendirin. ( keten tohumu yağı, balık ve fındık yağı) Ruhsal sağlığınıza dikkat etmek sizi 6 yıl gençleştirir. Omega 3 ve Omega 6 polyunsature yağlardır.
TARÇIN (Cinnamon): İçerdiği pheroller nedeniyle sağlıklı kalp yardımcısıdır. Kakao, Latte veya süt üzerine tarçın tozu ekebilirsiniz.
Zeytinyağının içinde bulunan oleocanthal maddesi inflamasyona karşı savaşan bir maddedir. Bol miktarda ekstra virgin zeytinyağı kullanmak kalp sağlığı açısından faydalıdır. (Mediterranean sytle diet).

 

 

 

 

 

Egzersizin önemi

 

Eksersiz ve anti aging biribirinden ayrilmaz bir bütündür. Tanrının bize vermiş olduğu kas ve kemik topluluğunun kullanılmaması durumunda tıpkı bir arabanın çalişmadan yatması ile aynı konumda oksitlenmeye yol açmaktadır. Bir çok metabolik ve eklemsel veya kaslara ait olan hastalıkların düzeltilmesi veya önlenmesi mümkündür. Bunun için haftada 3 gün kadar yapılacak aerobik ve anaerobik eksersizler metabolizmamizin canlanmasI,uykunun düzenlenmesi,kabizlığın önlenmesi,tüm hormonlarımizın düzenli çalışmasi,stresin azaltılmasi, şeker metabolizmasının düzenlenmesi ,depresyonun tedavisine yardımcı olmasi,sosyalleşme,vücud yağ oraninin azalmasi,daha rahat odaklanmamiz,alzheimerin önlenmesinde yardimci olmasi  gibi dahada sayacağimiz bir çok vücudumuzla ilgili faktörün düzenlenmesinde en büyük destek ve tedavi yöntemidir.
 
 Anti aging te yani yaşlanmanin yavaşlatilmasinda diyet,eksersiz ve hormonal denge üçgeni en temel faktörlerdir. tek başina herşeyin başinda gelebilecek olan eksersiz insan yaşaminin uzatilmasinda 11 yil kadar etkilidir.

Eksersiz yaparken erkekler testosterone kullanirken kadinlar ise daha çok estrogen adini verdiğimiz kadınlık hormonunu kullanırlar. bu yüzden ileri derecede spor yapan kadınlarda adetlerinde bozulma ,azalma ve hatta uzun süre adet olamama gibi tibbi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca balerinler üzerinde yapılan bir araştırmada aşırı eksersiz yapanlarda estrogen miktarlarının azalmasına bağlı olarak boylarında her yil 1 cm e yakın kısalma olabildiği saptanmıştır. Erkekler ise normal sportife faliyetler dişinda aşiri eksersiz yapmalari ve adale kitlesini arttirici faliyetlerde ulunmasi durumunda enerji maddesi olarak testosteronu kullanirlar. Aşırı eksersiz yapma durumunda kadın veya erkek olsun yapılan istatistiklere göre depresyonda artış olduğu görülmektedir. Bu yüzden dengenin anahtar rolü oynadığı unutulmamalıdır.


Spor öncesinde enerji vermek ve yağ yakımını azaltmak için l Karnitin kullananlara bizim önerimiz bu madde ile beraber omega 3 balık yağından 2 gram kadar birlikte almalarıdır. bu durumda spordan sonr

raki recovery time dediğimiz kendine gelme zamanini kısaltmış olurlar. Spordan sonra spor kulüplerinde bulunan vitamin barlarından meyve suyu içmek son derece hatalıdır. Bunun sebebi bir bardak portakal suyunun 450 kaloriye yakın olması ve içinde 100 gram şeker içermesidir. Bunun bizim hormon sistemimize zararı kandaki bu ani şeker yüklemesi kanımızdaki 6 adet hormonun 10 saat süreyle düşmesidirki bu bize zarar verir.Öncelikle spordan beklediğimiz büyüme hormonu artış mıktarını düşürür. Bunun faydalarından uzakta kalırız. Büyüme hormonu spordan 4 saat sonra artmaya başlarki bizim önerimiz sporu akşam saatlerinde yapılıyorsa saat 8 den sonra yapmamaktır. Spordan sonra tercih edecegimiz diyet vitamin ve protein ağırlıklı olmalıdır. Sporla beraber vücudumuzda serbest radikallerin oluştuğu ( tipki bir arabanin çalişması gibi) ve bunlarin temizlenmesi gerektiğini unutmamak lazımdır.

     Şimdide vücut yapmaya çalışanlara ögütlerimiz olacaktır;

     Body Building ve Atletik performans arttırıcı destekler;

     Kreatinin,Conjugated linoleik asit (CLA) ve Beta hidroksi,beta metilbütürat (HBM)

Uygun egsersiz;

   a-İmmun sistem fonksiyonunu arttırır.
   b-Vücut direncini arttırır.
   c-Algılamayı arttırır.
   d-Kas kitlesini arttirir
   e-Total vücud yağini azaltir.
   f- Tüm metabolizmayi düzenler ve hızlandırır.
Fakat egzersiz;

   a-Vücuttaki free radikali arttırır.
   b-Bu durum için uygun miktarda antioksidan almak lazımdır.

Vücudunuzun ağirliğina ,egzersizin ağirliğina tipine bakarak vücudunuzun ne kadar antioksidana ihtiyaci oldugunu belirlemek lazimdir.
Biz gunde en az 2 gram c vit almanizi Öneririz. eger daha ağir bir egzersiz yapiyorsaniz bu 10 grama kadar cikabilir.
      tabiki gün icinde araliklarla.
Yine günde 400 ile 800 unite e vit almanizi oneririz tabiki ağır bir sporsa bu 1200 mg cikabilir.
Vit E yağda eridigi icin vit C den daha uzun süre vucutta kalır. Yine biz coenzyme Q 10 almanizi öneririz..  Bu 100 mg dan 400 mg a kadar cikabilir.
Aşırı egzersiz vücut icin stress anlamina gelir. Bu yüzden yorucu calışmalarda vit C ile beraber B vit de almak gerekmektedir.
Vit B kompleksten gunde 3 defa bir kapsül yeterlidir.
Bunun dışında terleme ile bir çok elektroliti kaybettigimiz için bunun yerine konması gerekmektedir. 
Kalsium magnesium potasyum ve çinko ve selenium.
Magnesium en az 400 mg almak lazımdır.
Ayrıca bir cok egzersiz eklemlerde aŞinma ve yipranma meydana getirecegi icin glukozamin ve kondroitin almak gerekmektedir.
Kreatin alanlarda böbrek probleminin olmamasi gerekmektedir.
Bizim onerimiz 10 gram/ gunde X 2 hafta yukleme dozu ve sonra gunde 5 gram X6 hafta yani total 8 hafta yapmaktadir. kreatin kullanmaya 16 haftadan daha uzun devam etmemelisiniz.
Kreatin adelelerde su tutulmasına neden oldugundan adaleler büyümüş gibi gözükür ama bu normal degildir. Ayrıca adale kramplarına yol açar bunun için bol miktarda su icerek düzeltilinebilinir.
6 X 8 ounce glass of water.

 CLA ;

Cla in anabolik (building up) hemde lypolytik (fat breakdown)etkisi vardir.
Cla hem vücut total body mass arttırırırken yağ kitlesinide azaltır.
Cla dogada bulunan bir yağ asitidir. Ette bol miktarda olduğu gibi diğer günlük gidalardanda alınır.
Az et tüketenlerde daha azdır vucutta. Cla in aynı zamanda anti kansorejen etkisi vardır veaynı zamanda anti oksidan etkisi vardır.

Cla hem prostat hemde meme ca nin korunmasinda onemli etkisi vardır.
Asthma ve atherosiklerosiz e karsida koruyucu etkisi vardir.

Eksersiz esnasında CLA kullanmak vucut kitlesini arttırır. Vücut egsersiz direncini arttırır. Vücut komposizyonunu geliştirir. Adale kuvvetini ve direncini arttırır..kreatininden farklı olarak Cla vücutta su tutulmasına neden olmaz.
Tavsiye edilen doz günde 3000 mg dir.


Hmb;   ( Gnc storlarda mevcut turkiyede)

Hbm leucin in metabolitidir.Bir aminoasittir, ve Body building'çilerin lerin en popular destekçisidr.
Günlük doz ağır egzersizlerde gunlük 3 gram dır.
Hbm; Hayvansal ve bitkisel gıdalarin çoğunda bulunan bir amino asittir. Hbm adalelerin yıkılmasını yavaşlatır. Ekzersiz esnasında kullanılan Hmb ;Çıplak adale kitlesini arttırır.
Hmb;lactic asiti azaltir ve hücrelerin oksiJen kullanimini arttırır.
Hmb; laktik asit dehidrogenaz enzim seviyesini düşürür.
Laktik dehidrogenaz; Enzimi egsersiz esnasında artar. Kreatin kinaz enzimi normalde adalelerde,beyinde ve kalp adale dokusunda bulunan bir enzimdir..Spor esnasinda kreatinin kinaz enzyme mıktarı artar.
Hmb; kreatinin kinaz miktarini azaltir.

Diğer supplementler;

Dhea; decrease body fat; Vücut yağının azalmasına neden olur.
Dhea; Günlük suplement kan serum değerlerine bağlı olarak belirlenir.
Eksersiz beyinde eksersiz esnasindaki stress e bağlı Kortisol miktarını arttırır. Çünkü eksersiz vucutta ilave bir stress demektir.Neuro  ps 100 mg günlük alınması durumunda Kortisol miktarını azaltmada yardımcı olur.

 

 

BÜYÜME HORMONU ;

     a- Kortikal neuronlarin dendirik formation u arttırır.
     b- Beyinde alzheimerde olusan beta amiloid oluşumunu azaltır.
     c- Büyüme hormonu kendini taşıyan protein olan IGFBP3 nin yapımını artırır.
     d- Vücutta protein sentezini arttirir.
     e- Algılama fonksiyonunu ve moodu iyileştirir.
     f-  Büyüme Hormonu kan akımını iyileştirir ve kardiak output u arttırır.
     g- Akciğer fonksiyonunu artırır.
     h- lypolysis etkisi vardır.vücut şeklini iyileştirir.Özellikle göbek bölgesindeki yağlanmayı azaltır.
     J-  Ekzersiz kapasitesini arttirir.
     i-  Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
     i-  Büyüme hormonu; Dislipidemiayi düzeltir.Yara iyileşmesini hIzlandIrIr.Vücuttaki tüm hormonal akviteyi düzenler ve arttırır.İnsulin       direncini  azaltır.

 

Featured Service

Maecenas tristique orci ac sem. Duis ultricies pharetra magna. Donec accumsan malesua da orci. Donec sit amet eros. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit.

Nulla vel mauris dolor, in tincidunt leo. Morbi magna nulla, dapibus non tempor sit amet, fringilla quis metus. Pellentesque elementum, ipsum vitae convallis tempor, mi sapien egestas metus, a feugiat erat urna ac nibh. Quisque a mauris nunc, quis adipiscing turpis. Morbi ut sagittis massa. Quisque pharetra euismod sapien, at consequat felis vulputate in. Pellentesque feugiat malesuada risus ut rutrum. Morbi lacinia dui ac turpis vulputate ut ornare nulla ultrices. Phasellus felis nisi, interdum in rhoncus eget, interdum id augue. Etiam suscipit, nibh id euismod elementum, dui libero mattis tortor, ac tempus augue lectus eu justo. Suspendisse velit dolor, ornare id euismod sagittis, porttitor vitae diam. Integer faucibus libero id tellus tincidunt quis commodo lacus vehicula. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. In venenatis pharetra scelerisque. Praesent eget ligula dolor.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Special Services

Suspendisse sollicitudin velit sed leo. Ut pharetr augue nec augue. Nam elit magna, hendrerit sit amet, tincidunt ac, viverra sed, nulla.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

Did You Know?

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

Seminars

Maecenas tristique orci ac sem. Duis ultricies pharetra magna. Donec accumsan malesua da orci. Donec sit amet eros. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit.

Nulla vel mauris dolor, in tincidunt leo. Morbi magna nulla, dapibus non tempor sit amet, fringilla quis metus. Pellentesque elementum, ipsum vitae convallis tempor, mi sapien egestas metus, a feugiat erat urna ac nibh. Quisque a mauris nunc, quis adipiscing turpis. Morbi ut sagittis massa. Quisque pharetra euismod sapien, at consequat felis vulputate in. Pellentesque feugiat malesuada risus ut rutrum. Morbi lacinia dui ac turpis vulputate ut ornare nulla ultrices. Phasellus felis nisi, interdum in rhoncus eget, interdum id augue. Etiam suscipit, nibh id euismod elementum, dui libero mattis tortor, ac tempus augue lectus eu justo. Suspendisse velit dolor, ornare id euismod sagittis, porttitor vitae diam. Integer faucibus libero id tellus tincidunt quis commodo lacus vehicula. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. In venenatis pharetra scelerisque. Praesent eget ligula dolor.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Featured Programs

Maecenas tristique orci ac sem. Duis ultricies pharetra magna. Donec accumsan malesua da orci. Donec sit amet eros. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit.

Nulla vel mauris dolor, in tincidunt leo. Morbi magna nulla, dapibus non tempor sit amet, fringilla quis metus. Pellentesque elementum, ipsum vitae convallis tempor, mi sapien egestas metus, a feugiat erat urna ac nibh. Quisque a mauris nunc, quis adipiscing turpis. Morbi ut sagittis massa. Quisque pharetra euismod sapien, at consequat felis vulputate in. Pellentesque feugiat malesuada risus ut rutrum. Morbi lacinia dui ac turpis vulputate ut ornare nulla ultrices. Phasellus felis nisi, interdum in rhoncus eget, interdum id augue. Etiam suscipit, nibh id euismod elementum, dui libero mattis tortor, ac tempus augue lectus eu justo. Suspendisse velit dolor, ornare id euismod sagittis, porttitor vitae diam. Integer faucibus libero id tellus tincidunt quis commodo lacus vehicula. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. In venenatis pharetra scelerisque. Praesent eget ligula dolor.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Specialized programs

Maecenas tristique orci ac sem. Duis ultricies pharetra magna. Donec accumsan malesua da orci. Donec sit amet eros. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit.

Nulla vel mauris dolor, in tincidunt leo. Morbi magna nulla, dapibus non tempor sit amet, fringilla quis metus. Pellentesque elementum, ipsum vitae convallis tempor, mi sapien egestas metus, a feugiat erat urna ac nibh. Quisque a mauris nunc, quis adipiscing turpis. Morbi ut sagittis massa. Quisque pharetra euismod sapien, at consequat felis vulputate in. Pellentesque feugiat malesuada risus ut rutrum. Morbi lacinia dui ac turpis vulputate ut ornare nulla ultrices. Phasellus felis nisi, interdum in rhoncus eget, interdum id augue. Etiam suscipit, nibh id euismod elementum, dui libero mattis tortor, ac tempus augue lectus eu justo. Suspendisse velit dolor, ornare id euismod sagittis, porttitor vitae diam. Integer faucibus libero id tellus tincidunt quis commodo lacus vehicula. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. In venenatis pharetra scelerisque. Praesent eget ligula dolor.
 
 
Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor. Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

New Technologies

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

Anti Aging

Anti aging in tanımı Türkiyede maalesef yanlış anlaşılmış ve sadece kozmetik sektörü bu isme sahip çıkmış ve kullanmıştır. Buna sebep anti aging in bu dalının Türkiye ye ilk giren sektör olmasından kaynaklanmıştır.  Halbuki anti aging in bu kısmı genel konsepte ufak bir alan kapsar.

Anti aging veya tam karşılığı olarak koruyucu ve yenileyici hekimlik günümüz tıbbında unutulmuş veya eksik olan bir bölümdür. Anti aging in % 50 lik kısmı Hormon  dengenin sağlanması üzerine kurulmuş olan ve daha sonra anlatacağım üçgenin bir bacağını oluşturan Hormonal tedavidir. Hekimler olsun veya hastalar maalesef hormon dendiği zaman genellikle ürküten veya karmaşık olarak gelen bir dal olarak kabullenilmiştir. Eskiden beri gelen bir kanser korkusunun uzantısı insanın yaşlanmakla beraber bozulan bu dengesizliğinin düzeltilmesinden hekimleri uzaklaştırmıştır.

Anti aging tıp -  yaşa bağımlı olarak ortaya çıkan fonksiyon bozuklukları, rahatsızlıklar ve hastalıkların tedavisi,önlenmesi, erken tanısı ve geriye döndürülmesi temeline dayanan ve bunun için ileri bilimsel ve medikal teknolojinin uygulanması için oluşturulmuş özel bir Tıp dalıdır. Temel amacı;

Sağlıklı insanın yaşam süresini uzatmak için gerekli olan her türlü araştırmayı görev edinmesidir.Anti aging tıbbın 3 ana kuralı vardır.;

 A-     Hastalanma

B-     Yaşlanma

C-     Ölme

 Sağlıklı yaşam süresi ;

Dünya sağlık teşkilatının 1999 da yapmış olduğu çalışması sonucunda 1999 da doğan bebeklerin sağlıklı olarak gelecekte beklenen yaşam süresinin ülkelere göre dağılımı şöyledir.;

En uzun Japonlar ……….74.5 yıl

Australia ………………… 73.2 yıl

Fransa ……………………73.1 yıl

İsveç ………………………73.0 yıl

ABD………………………  70.0 yıl ..ABD 24. Sıradadır.

Yapılan araştırmalar insanların hastalandığı zaman yaşlandığını ve yaşlanınca da öldüğünü göstermiştir. Bunun ne anlama geldiği ilerleyen bölümlerde açıklayacağım.

Anti aging tedavilerinin amacı
A-     Hafıza ve kavrama yeteneğini güçlendirme
B-     Uyku problemlerini en aza indirme
C-     Enerji seviyesini yükseltmek, kişinin zinde ve sağlıklı hissetmesini sağlamak
D-     Vücuttaki yağ kitlesini azaltıp kas kitlesini güçlendirmek.
E-     Cinsel gücün yeniden kazanılmasını sağlamak
F-     Vücut hatlarını güzelleştirme
G-     Vücut kan akımını düzenleyip şeker ve kolesterolü sabit tutmak
H-     Kemik gücünü arttırmak
İ-       Bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlamak .
J-      Yaşlılık ile zayıflayan cildi toparlamak ve elastikiyetini arttırmak.
 
Kliniksel ve bilimsel bir tıp dalıdır. Yaşlanmayla beraber olan fonksiyon azalmalarının tespit , geri döndürülmesi, tedavisi, önlenmesi ve erken tanısına yardım eder. Sağlıklı bir şekilde insan ömrünün uzatılması için bilimsel araştırmaları teşvik eden bir sağlık dalıdır. Bilimsel ve medikal dergilerle eşdeğerlik içeren iyi dökümlenmiş ve araştırılmış dergiler yayınlar. İlk defa 1993 yılında ortaya atılmıştır.’’ Sağlıklı yaşlanma’’,Başarılı yaşlanma, mutlu yaşlanma gibi adlandırılmalarda almıştır.
Sağlıklı olmanın faydaları nelerdir;
Anti aging tıbbın araştırmaları sonucu
A-     Kalp hastalıklarının önlenmesi yaşam süremizi 13.9  yıl uzatır.
B-     Kanser hastalıklarının önlenmesi yaşam süremizi 18 yıl uzatır.
C-     Diyabet mellitus yani Tip 2 diyabet in önlenmesi yaşam süremizi 6.2 yıl uzatır.
Toplam yaşam süremize böylece 28.1 yıl eklemiş oluruz
 
Yaşlanmanin biolojik işaretleri; genel konsept;

A-     En erken bulgu tüm hormon değerlerinde ilerleyen (Progressive) azalma

B-     Kolesterol de progressive artma

C-     Şeker düzenleyici mekanizmaların azalması

D-     Akciğer fonksiyonlarında azalma olarak gözükmektedir.

 

Anti aging te tedavisi
Yaşa bağlı azalmaya karşı sağlıklı seviyeler ele alınır.
Normal referans aralıkları nelerdir.?
En düşük değerin en iyisi olduğunu kim söyledi?
Tedavi planları;
Hastanın amacına, ihtiyaçlarına, laboratuar sonuçlarına, fiziksel, psikolojik ve gıdasal destek ihtiyacına göre düzenlenir
- Hormonlar
- Destek tedavileri
- Diyet
- Eksersiz,  optimal bir dengedir.
Hastaya en doğal yaklaşım; Hormonsal konumu, Sağlık konumu, Beslenme konumu, eksersiz konumunu mutlaka gözden geçirmek gerekmektedir. Artık hastalıklarla ilgili tıpla değil, nasıl daha sağlıklı yaşarım tıbbıyla uğraşmak lazımdır. Buda bize Anti aging tıbbın gelecekteki tıp dalı olacağını gösterir.
Hormonsal konum;
- Menopoz; Adetlerin durması ve kadınlık  hormonlarımızın azalmasıyla beraber   gelen fonksiyon azalmaları.
- Andropoz ; Erkeklerin belli bir yaştan sonra hormonlarının azalmasına bağlı ortaya çıkan fonksiyon azalmaları
- Somatopoz; (somatopause) Büyüme hormonun yaşla beraber azalmasıyla ortaya çıkan vücutsal ve fonksiyonsal değişimler.
- Elektropoz ( electropause.) Beyinde yaşlanmayla beraber ortaya çıkan fonksiyon azalması.
- Cardiopoz;  Kalp fonksiyonlarında yaşla beraber ortaya çıkan fonksiyon bozuklukları
Nephropause ;  Böbrek fonksiyonlarında yaşla beraber ortaya çıkan fonksiyon bozuklukları.-
- Hepatopause ;  Karaciğer fonksiyonlarının yaşla beraber azalması ve fonksiyonlarının bozulması.
 
ANTİ AGİNG TE HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ NASIL OLUR.
Kan testleri;  Klasik ve ileri testler; Bunları da kadınlar ve erkekler için 2 ye ayırabiliriz
 
Kadinlar için istenen testler;    
IGF1 ( Somatomedin –C
IGFBP3
Testosterone free
Progesterone
E1,E2,E3 kan ve idrar metabolitleri
Dhea
İnsulin
Cortisol
Tiroid testleri (Tsh ,Ft3,Ft4)
Homosistein
C-reaktive protein
Fsh     
Erkekler için istenen testler;
IGF1 ( Somatomedin-C
IGFBP3
Testosterone Free ve Total
Dht
Psa ( Total ve free)
Shbg ve albumin
Bioavaible Testosterone
İnsulin
Cortisol
Tiroid testleri ; Ft3,Ft4,Tsh
Homosistein
Crp
Fsh ve Lh.
 
Diğer laboratuar testleri; Chemistry ( Smac 24)
Ua

 Cba

B ve T hücre çalışmalar
Helikobakter Pilori (Gherlın)
Ultrafast Ct Scan –( Atherosiklerosiz)
Treadmill test
 
Günümüzde Amerika da tükürük testleri daha güvenilir olmaya başlamıştır. Ayrıca kan testlerinden ziyade hastanın idrar metabolitlerinin değerlendirilmesinin daha da güvenilir olduğu bilinmektedir ama Ülkemizde bu tip testler henüz yaygınlaşmamıştır.
 
Anti aging te hastanın hormonsal yapısı değerlendirildikten sonra değerleri 30-35 yaş gurubundaki insan gurubunun kan değerlerine getirilmeye çalışılır. Oluşturulan değerler laboratuar referans aralıklarının optimum değerlerinde tutulmaya çalışılır. Maksimum veya minimum değerlerden uzaklaşılır.
A- Kemik dansitometresi, Vücüt komposizyonu    
B-Yaş değerlendirmesi ve skorlama
C-Medikal hikaye ve fizik mu
D-Kardiak Tomografi ( Elektron Beam)
E-Fitness değerlendirilmesi ve stres azaltma teknikler
F-Beslenme değerlendirilmesi
G-Algılama ve zeka testleri

    

Gerçekten hastayı tam anlamıyla tanımak lazımdır.
Gençleştirici Bio İdentikal ( bio eşdeğer) hormonlar
Gelişmekte olanlar ve kullanılanlar;
Büyüme hormonu
Testosterone kadınlar ve erkekler için
Dhea, Pregnenalone, Melatonin
Estrogenler sadece cilt yoluyla tatbik edilenler ve bioeşdeğer olanlar
Doğal E3
Progesterone
Trioid ( T3,T4 sadece T4 olanlar değil)
Gençlik değerlerinde 20-35 yaş civarında serum değerlerinin tutulması esas amaçtır.
 
Hormon eksikliklerinin sebep olduğu rahatsızlıkları merak ediyormuyuz;
Bunları erkek ve kadınlara göre ayırmak daha net olur ama her iki gurubunda ortak olduğu birçok belirti olmasına rağmen ortak nokta hayat kalitesinin azalmasıdır. Bunları genel olarak sıralayacak ve cinsiyet farkı yapmadan belirtmek gerekirse;
- Sıcak basmaları
- Vaginal küçülme
- İdrar kaçırma
- Sexuel fonksiyonların azalması
- Uyku bozuklukları
- İyilik halinin azalması
- Depresyon/Duygusal dalgalanma
- Ciltte incelme
- Enerji ve motivasyon eksikliği
- Kemik erimesi
- Kolon kanseri
- Kalp hastalığı
- Algılama bozukluğu
- Alzheimer
- Felç
- Diş kaybı
- Gözde maküler dejenerasyon
- Adale kitlesinde erime, yağ dokusunda artma
- Asosyal olma, kabuğuna çekilme
- Yağ metabolizmasında bozulma. Gibi bir çok fonksiyon azalmasını ne kadar göz ardı edebiliriz. ???
 
Standart tedavi;
Addison hastalığında Kortisol verilmektedir.
Tip 1 diabette ; Recombinant İnsan İnsulin i verilmektedir.
Büyüme hormonu eksikliğinde Recombinant Büyüme hormonu verilmektedir.
Kan kaybında Kan verilmektedir.
Peki O zaman neden seks hormonlarının eksikliğinde tedavi planlandığı zaman aklımız karışıyor..?????????
 
Büyüme hormonu eksikliği sendromu;

Büyüme hormonun yaşla birlikte eksilmesi durumunda ortaya çıkan belirtiler şunlardır;

- Anormal Vücut kompozisyonu;

- Artmış yağ kitlesi, azalmış adale kitlesi

- Azalmış kemik kitlesi

- Atherojenik yağ profili

- Artmış kalp ve damar hastalıkları riski

  Majör Belirtiler;

- Azalmış eksersiz kapasitesi/ uzamış dinlenme süresi

- Yorgunluk bitkinlik

- Eksersiz ve diyete rağmen Kilo kaybı olamaması..

Minör Belirtiler;

- Konsantrasyon kaybı

- Kendine güvenin ve saygının azalması

- Kendini izole etme eğilimi

- Uyku kalitesinde ve süresinde azalma

 
Büyüme hormonunun azalması sonucu ortaya çıkan fiziksel belirtiler;

MAJÖR BELİRTİLER;

- Vücutta adale kaybı

- Armut göbek
- Yanaklarda sarkma
- Dudaklarda incelme

- Yüz hatlarında derinleşme

- Cilt gerginliğinde azalma

- Güçsüz adale yapısı

MİNÖR BELİRTİLERİ ;        

- Bulunduğu yaşa göre daha yaşlı gözükmesi         
- İncelmiş saçlar

- İncelmiş cilt

- Çekilmiş diş eti

- Kamburlaşma

 

Bütün bunları düzeltme veya azaltma imkanı anti aging te laboratuar testlerinizin sonucunda tespit edilmesiyle yerine optimum dozlarda koyma ile rahatlıkla düzeltme imkanı vardır. Amerika birleşik devletlerinde bir yılda satılan büyüme hormonu miktarı yaklaşık 2.4 milyar dolar civarındadır.

Büyüme hormonu eksikliğinde beslenme ve eksersiz;

Vücudumuzda büyüme hormonu miktarını arttırmak için ;

Bol miktarda protein içeren diyet tabii ki bunun iyi dengelenmiş bir karbonhidratla karışımını sağlamak.( Renkli sebzeler ve sert meyveler.)

Aç bırakan yada kalori kısıtlayan diyet

Alkol ,kafein,şeker,tatlılar,kurabiye,kek,makarna,ekmek,ve cips kullanımını kısıtlayın.

Eksersiz;   Büyüme hormonunu arttırmak için yoğun eksersiz yapın ve özellikle büyük adale guruplarını çalıştırın.( sırt,göğüs,ayaklar.)

ÖZET;

Anti aging veya diğer değişle koruyucu ve yenileyici hekimlik Türkiye de yanlış anlaşılmış bir tıp dalıdır. Ülkemizde kozmetik anlamda yaygınlaşmış ve beslenme ve ya diyetle bütünleşmiş fakat esas temel olan ve anti aging tıbbın % 50 sine yakın kısmı teşkil eden Hormonsal eksikliklerin düzeltilmesi kısmına kimse değinmemiştir. Sadece bir arabanın kaporta kısmıyla uğraşmanın bu çabada yetersiz kaldığı bir aşikardır. 35 yaşından sonra her türlü hormonumuz azalırken sadece Hem erkekte ve hem kadında Estrone ( E1) adı verilen ve meme,prostat kanserinden sorumlu tututlan hormon , İnsulin yani bizi Diyabet yapan Hormon ve Kortisol yani yıkım hormonu artmakta bir kısım Lider tıp Otoritelerine göre yaşlandıkça oluşan Dalgınlığın sebebi bu yıkım hormonun beyinin hypotalamus bölgesinde tahribat yapması sonucu oluştuğu gösterilmiş ve DHEA desteği ile Kortisolun tekrar düşüşe geçtiği ve yapılan tahribatların önlenebildiği gösterilmiştir. Amaç hormonların dengede ve gençlik değerleri ortalamalarında tutmak ve bunları güvenilir laboratuar testleriyle saptamak ve uygun dozlarda vücudumuzdaki hormonların aynısını yerine koyarak bu eksikliklerin yarattığı fonksiyon azalmalarını düzeltmek ve olabilecek yan etkileri minimum değerlere düşürmek ve hatta azalmış fonksiyonları onararak yenilemek temel amacımızdır.

 

Vitaminler, ilaç etkileşimleri ve anti aging

            

 Vitamin ve diğer beslenme ürünlerini almaya ihtiyacınız varmı? Ne miktarda almanız gerekiyor? Hangilerini almalısınız.? Bu sorulara bu bölümde kısa cevaplar bulmaya çalışacağız. Vitamin dozları veya çesitliliği ne için kullanıldığına bağlı olarakta değişmekte ve bu yüzden vitamin kutuları üzerinde bunun anlamını belirtici ibareler konulmaktadır. Örneğin RDA; Günlük müsade edilen doz, RDI; Günlük referans doz miktarı gibi.Bu miktarlar optimal bir sağlık için belirtilmemiştir. Hastalıkları önlemeye yönelik önerilen dozlardır. Her bir birey için farklı maddelerin veya minerallerin,vitaminlerin doz ve miktarları farklıdır. Bu yüzden ileride kişiye özel vitaminler olşturularak butik anlamda preperatlar yapılacaktır.

Kendi sağlığınız ve yaşam sürenizin beklentisi % 75 oranında sizin bireysel
yaşam şekliniz,beslenmeniz,ve çevresel faktörlerinize bağlıdır. Yaşadığınız yılların sayısı sizin ne kaç yıl sağlıklı yaşadığınızla orantılı değildir. Örneğin tip 2 diabetli olarak sağlıksız bir şekilde yaşamak sizin çevreniz ,hareketsizliğiniz ve beslenmenizle birlikte gelişen bir tablodur. Bu sağlıklı bir yaşam ,beslenme ile düzeltilebilinecek bir durumdur.

Daha fazlası ,araştırmacılar The journal of American Medical Association mecmuasında bildirmişlerdirki; Vucudumuzdaki vitamin değerlerinin düşmesi ve optimum değerlerinin altında olması birlikte birçok hastalığında birlikte seyrettiğini göstermektedir. Örneğin kalp ve damar hastalıkları,kanser,ve osteoporosiz. Doktorunuzun dikkat etmesi gereken şey sizin kötü beslenmenizden dolayımı yoksa diğer sebebler nedeniyle mi vitaminlere ihtiyacınız olduğuna karar vermesidir. Doktorların düşüncesi; genellikle çoğu insanın diyetle  optimal bir vitamin alımını yapamamasıdır. Bütün yetişkinlerin vitamin desteği almasını geleceği düşünen sağgörülü bir yaklaşım olarak görürler.

Kullanılan ilaçlar ,vitamin etkileşimleri, toprağın iflası ve artan dünya nüfusuna cevap vermek için hızlı üretim ve doğallıktan uzaklaşma ( organik) bizlerin daha fazla anti oksidana ihtiyaç duyma ,stress,yaş,yaşam şekli,ve genetik sisizn hangi vitamine ihtiyacınız olduğunu belirler. Hangi destek ürününün sizin için doğru olduğunu belirler.

Şimdi verceğimiz örenekler hangi ilaçların vucudunuzdaki spesifik vitaminlerive mineralleri yok ettiğini veya azalttığını belirlemek için örnek teşkil etmesi açısından verilecektir. Vitaminler aynı zamanda sizin alacağınız tıbbi ilaçların emilmesini azaltma veya arttırmayada etki ederler.

      A- Uzun süre antiasit kullanımı ( reçete veya serbestçe alınan ürünler.)vucudunuzda Folik asit ( Vit B9) mide ve barsaklarınızdan emilmesini azaltır.
      B-  Düzenli olarak aspirin kullanılması Folik asit seviyelerini düşürür.
      C-  Doğum kontrol hapları ve Estrogen tedavisi ağızdan alındığında vit B seviyelerinizi düşürmektedir.
      D- Fazla miktarda vit B6 alınımı kullanılan Levodopa etkisini azaltır.
      E- Disopyramide,ve quinidin sulfat kullanımı magnesium eksikliği yapar.
      F- Gut hastalığı nedeniyle kolşisin adlı ilacı kullanan hastalarda bu ilaç beta karoten,magensium,potasyum,ve vit b12 emilmesi azalır.
     G- Metotroxate adlı kanser tedavisinde kullanılan ilaç beta karoten,folic asit,vit b12 miktarını vucutta azaltır.
     H- Estrogen tedavisi alanlarda kalsium emilmesi artar.
     J-  Anti konvülsan ilaçları kullanılan hastalarda karnitin miktarı çok düşer.
     K- Mide asitini düşürmek için kullanılan Cimetidine ( H2 Blokörü) Vit D aktivitesini azaltır.
     L- Hmg-Coa redüktaz inhibitörleri kullanımı ( kollesterol ilaçları statin gurubu) vücutta coenzyme Q10 miktarını ve testosterone       seviyesini azaltır.
     M- Anti diabetik ilaçlar vücutta coenzyme Q10 miktarını azaltır.
     N- Digoksin kullanan hastalarda vücuttan kalsiyum atılım miktarı artar.
     O- Lifli gıdaların tüketimi vücuttan Digoksin emilimini azaltır.
      P- İdrar söktürücü ilaç kullanan hastalarda magnesium,potasyum,,sodyum,ve çinko miktarı azalır.
     R- Kalsium alınımı beta blokör anti hipertansif ilaçların emilimi azalır.
 
Bu gibi emilim azalmalarını çoğu insan farketmez ve çoğu zaman kanser tedavisi alan hastalardaki eksilmeler farkedilmez ve yerine konmaz. Bu tip tedavileri alırken doktorunuza aldığınız ilaçların yan etkilerini ve vücutta hangi vitaminlerin azaldığını sorup öğrenmek gerekmektedir. Buna ilaveten yemiş olduğunuz bazı gıda maddeleride aldıgınız bazı vitaminlerin ve tıbbi ilaçların emilimini etkiler.
Bu gıda maddeleri içinde en çok dikkat çekeceğimiz Greyfurt aşağıdaki ilaçların yan etkilerini azaltır ve bir risk teşkil eder.

      -Kalsiyum kanal blokörleri greyfurt ile beraber alındığında kan basıncını düşürür,yüzde kızarmaya sebeb olur,baş ağrısı yapar ve             kalp hızında artmaya neden olur.
      -Greyfurt kandaki quinidine miktarını arttırır.
      -Eğer terfenadine alıyorsanız greyfurt düzensiz kalp atımına sebeb olur.
      -Eğer sakinleştirici bir ilaç alıyorsanız ( Benzodiazepin,alprazolam,diazepam,midozolam,triazolam...) greyfurt bu ilaçların kan                   seviyelerini arttırır.
      - Greyfurt alan insanlarda erkek olsun kadın olsun kan estrogen seviyelerini arttırır.
      - Eğer siklosporin adlı ilaç alıyorsanız greyfurt bu ilacın seviyelerini arttırır ve karaciger ve böbrek toksisitesine sebeb olur.
      - Greyfurt vücuttaki kafein seviyesini arttırarak sinirlilik ve uykusuzluğa sebeb olur.
      - Greyfurt Viagranın emilimini geciktirir.
      - Greyfurt naproxen adlı antiinflamatuar adlı ilaçla beraber alınırsa ürtikere sebeb olur.

Diğer taraftan vitaminler,mineraller ve diğer beslenme ürünleri aynı zamanda birbirleriyle etkileşirler. Şimdi size bunların arasındaki etkileşimin nasıl olduğunu gösterecegiz;
     
     A- Seleniumun etkili olarak vücutta çalışabilmesi için vücudunuzda yeteri kadar vit C olması lazımdır.
     B- Vit C vitamin A nın vücudunuzdaki etkisini arttırır.
     C- Çinko vücudunuzda fazla ise bu durum kalsiyum emilmesini azaltır.
     D- Vit D vücudunuzda Çinkonun daha etkili çalışmasını sağlar.
     E-  Fazla miktarda bakır alınımı sisteminizde manganez alınımını azaltır.
     F-  Vit A eksikliği  Demirin vücut tarafından kullanımını azaltır.
     G- Fazla demir seviyelerinin bulunduğu durumda kanda bakır ve manganeze seviyelerini düşürür
     H- Yüksek vit B2 seviyeleri magnesium eksikliği yapar.
     I-   Vit B6 bakır emilimini azaltır.
     İ-   Vit A emilmesi eğer vit E seviyeleriniz iyi değilse yeterli olmaz.
     J-  Vit B6 eksikliği selenium azalmasına neden olur.
     K-  Vit D nin fonksiyon görmesi vücunuzda uygun miktarda Fosfor bulunmasına bağlıdır.

Şimdi ise başka bir konuya gireceğiz bu günün Dünyasında insanlar yemiş oldukları gıdalardan tüm besleyici maddeleri alamamaktadır bunun sebeblerini şimdi açıklayacağız.;

  1- Toprak birçok mineral bakımından iflas etmiştir; Çinko ve magnesium artık çok düşük oranlardadır. Selenium seviyeleri düşmeye           başlamıştır.Bu tip mineraller bakımından fakir bir topraktan elde edilen besinllerle besleniyorsanız bu tip mineralleri vücudunuza           yeteri miktarda alamıyorsunuz demektir.     
  2- Meyve ve sebzeler sahip oldukları besleyici değerleri toplandıktan sonra kaybetmeye başlamaktadırlar.Soğukta depolama besleyici         değerlerinin kaybolmasına sebeb olmaktadır.Soğukta depolanmış üzümün B vitamini değerleri % 30 a kadar              kaybolmaktadır.Portakalgillerin depolanması sonucu 8 haftadan sonra sahip olduğu Vit C seviyelerini hemen hemen hepsinin             kaybolmasına nedenolmaktadır.
  3- Meyve suları isterse taze hazırlanmış olsun biolojik olarak aktivitelerini % 40 oranında kaybetmelerine sebeb olmaktadır.Örneğin        portakal suyu taze sıkılmış bile olsa içindeki vit C miktarının % 40 oranında biolojik olarak inaktif olmasına sebeb olmaktadır.
  4- Sebze ve meyvelerin korunması esnasında kullanılan endüstriel işlemler ( beyazlatma,sterilize etme,kutulama,konserve edilme,ve          dondurma işlemleri )yediğiniz yemeğin veya sebzenin besleyici değerlerini umduğunuzdan aza  indirmektedir.
  5- Uzun süre sebze ve meyvelerin pişirilmesi sonucu içlerindeki kalan besleyici özelliklerini çok indirmektedir.
  6- Tahılların değirmenlerde ezeilmesi veya öğütülmesi sonucu 26 temel besleyici maddenin ve liflerin yok olmasına sebeb                        olmaktadır.

Vücudumuzun dışında serbest radikal yapan nedenler;

Televizyon ekranı      Florosan lambaları
Cep telefonları           Mikrodalga
Aşırı güneş ışığı
Bilgisayar ekranı        

Yiyecek ve içeceklerinizin ve havanın toksik kimyasal maddelere maruz kalmaları
Uçak yolculukları
Saç kurutma makinaları

Çevrenizdeki free radikallere maruz kalmanız durumunda vücudunuzun bu ekstra oksitlenme ile başedebilmesi için ekstra antioksidanlara ihtiyacınız oluşur.Oksitlenme arabanızın üzerindeki oksitlenmeye benzer.Örenğin gözelrinizdeki katarakt oluşumu buna örnektir. Bu oksidatif işlemi durdurmak için ,antioksidanlar alıp bu oksitlenmeyi minimale indirmeniz gerekecektir.Aşağıda listeleyeceğimiz antioksidanlar bu yıkıcı işlemi durdurabilirler;

Vit A,VİT C,VİT E,SELENİUM,COENZYME Q10,ALFA LİPOİK ASİT,MELATONİN,SARIMSAK, GLUTATİONE/ NAC ( NACETİL SİSTEİN)
 Bu antioksadanlarında bir denge içinde olması lazımdır. Bazı durumlarda bir antioksidan diğer bir antioksidanın etkisini etkileyebilir.Stres vücudunuzdaki vitamin ve minerallerin yok olmasına sebeb olabilir bu yüzden hasatlıklara karşı korunmanız düşebilir. Örneğin ; Yaşlandıkça vücudunuz yeteri kadar vit D,Alfa lipoik asit ve daha az koenzyme q10 yapar. Yaşam şeklinizde diğer bir faktör olarak destekleyici olarak vitaminler ve mineraller alıp almamanızı etkiler.Eğer alkol alıyorsanız vücudunuzun ekstra Biotin,bakır,vit B1,B6,B12,Vit C,ve Çinko almanızı gerektirir.Diyetiniz ve beslenme durumunuz genlerinizide etkiler.

 

Vitaminler 2 ana guruba ayrılırlar;

     A- Yağda eriyenler;
     B- Suda eriyenler;

Yağda eriyen vitaminler;  Vit A,E,D,K Bu vitaminler vücutta depolanırlar.
Suda  eriyen vitaminler ise; Vit B,Vit C Vücutta depolanmazlar aynı gün   atılırlar.

Vitaminlerin kategorileri;
     1- PHARMACEUTİCAL DERECEDE OLANLAR; Bu derecede en yüksek temizlik ,saflık,eriyebilirlik ve emilim beklenen derecedir. Vitamin kutusunun dışında bu kalitenin belirtilmiş olması lazımdır.
     2-  MEDİKAL DERECEDE OLANLAR ( Medical grade.); Bunda ürünün yüksek kalitede olduğu belirtilir.Prenatal ( doğum öncesi) vitaminler genellikle bu kategoriye girerler.
     3- KOZMETİK,NUTRİTİONAL DERECEDE OLANLAR; Bu tip ürünler aynı isimli dükkanlarda satılır. Bunlar genellikle saflık,emilim,çözünürlük ve etken madde konsantrasyonu açısından test edilmemiş ürünlerdir.
     4- AGRİCULTURE( VETENİRER) DERCEDE OLANLAR; Hayvansal sağlık açısından olanlar bu guruba girer.Bu ürünleri kullanmayınız.( Doz ,uygulama şekli ..vs açısından.)


Sağlıklı bir yaşam için umarız yukarıda listelemeye çalıştığımız notları dikkate alır ve yaşamınızı düzenleme imkanı bulursunuz.
 

 

 

About Care

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

Patient Education

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

121 yıl yaşamanın 
121 yolu

  

        Webster adıyla bilinen dünyanın en ünlü sözlüğünde yaşlanma ;

            Yaşın ilerlemesi işlemi, yaşlanma belirtilerinin görülme işaretleri olarak tanımlanmıştır.

Bugün ise, yeni tıbbi gelişmeler ve biyoteknolojik ilerlemeler dünyanın bu büyük sözlüğündeki kelimeyi modası geçmiş olarak kılmıştır.

            Bugün yaşlılık tanımlaması iki ana kategoriyle tanımlanmıştır.

 - Kronolojik yaşlılık ( takvimsel)

 - Biyolojik yaşlılık ( bedensel)

Doğum günümüzü kutlarken esas kutladığımız takvimsel yaşımızdır, bedensel yaşımız değil. Zihinsel fonksiyonlarımızdan seksüel ve fiziksel fonksiyonlarımıza kadar değişen işlevlerimiz ise biyolojik yaşımızı gösterir. Günümüzde kronolojik yaşımız değil biyolojik yaşımız bizim ne kadar uzun ve sağlıklı yaşayacağımızı göstermektedir.

Bugün bilim adamları biyolojik yaşlanmaya neden olacak hastalıkları , bunlara karşı ne kadar kırılgan olduğumuzu ve rahatsızlanma nedenlerimizi bilmektedir. Bunun sonucu olarak bilim adamları önleyici tıbba doğru yönelmekte ve tedbirleri erken evrede almaktadırlar. Bu erken tanı ve destekleme tedavileri sonucunda insan yaşam süresi uzatılabilir ki sadece uzatmak değil yaşamın kalitesi de arttırılabilir.

            Anti Aging tıp diğer tıp dallarından maksimum faydalanır, onlarla iç içe çalışır ve tıbbın bütün modern imkanlarından ( Tomografi, Ultrason, PET scan, kök hücre araştırmaları, genetik mühendislik ve nanoteknoloji) amacı bireyin yaşam süresini uzatmak değildir.

ANTI AGING TIP NE DEMEKTİR?

Anti Aging Tıp yaşa bağımlı olarak ortaya çıkan fonksiyon bozuklukları, rahatsızlıklar ve hastalıkların tedavisi, önlenmesi, erken tanısı ve geriye döndürülmesi temeline dayanan ve bunun için ileri bilimsel ve medikal teknolojinin uygulanması için oluşturulmuş özel bir tıp dalıdır.

          Temel amacı:

            Sağlıklı insanın yaşam süresini uzatmak için gerekli olan her türlü araştırmayı görev edinmesidir.

            Anti Aging tıbbın 3 ana kuralı vardır;

        Hastalan-ma

        Yaşlan-ma

        Öl-me

Bunlar birbirlerine domino taşları etkisi gibi tamamlayan ana hatlardır.

 

 

 

Şimdi bu kısa açıklamalardan sonra sıra artık 121 yolun ayrıntılarında…

 

 

 

 

1 – BİLGİ GÜÇTÜR…

 

Tıbbi ve bilimsel gelişmelerle elde edilen bilgiler yaklaşık her 3,5 yılda bir ikiye katlanmaktadır. Son 16 yıl içinde nasıl ve neden yaşlandığımız konusunda bilgilerimiz 32 kat artmıştır. Sizde bilgilerinizi yenileyip , eğitimli olursanız nasıl daha sağlıklı ve daha uzun yaşayabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

 

                  2- BİLMENİZ GEREKEN YENİ DEĞERLER…

 

Sadece kolesterol değerlerinizi bilmek damar sertliği için yeterli değildir. C-Reaktif Protein sonucunuz ( 8 mg/ml. veya aşağı) , kadınlarda beyaz küre yüksekliği ( 6-7 milyon/mm^3.) kalp hastalığının habercisi olabilir. Daha yüksek çıkan değerler kalp krizi riskini 2 ye katlayabilir.

 

                  3- ET VE TATLILAR SAĞLIKLI GIDALAR DEĞİLDİR…

  

2005 yılında yapılan John Hopkins ( USA) çalışmasında sadece et yiyen insanlarda kolon kanseri oranı %53 oranında artmaktadır. Şekeri fazla tüketen grupta ise çeşitli kanser oranlarında artışa neden olmuştur.

 

                  4- SİGARA İÇMEK KALP KRİZİ VE FELCİN ÖNLENEBİLİR ANA RİSK FAKTÖRÜDÜR…

 

Karbonmonoksit ve nikotin kanımızdaki oksijen seviyesini düşürür. Aynı zamanda kan damarlarınızın duvarlarına zarar vererek daha kolay pıhtı gelişmesine sebep olur.

 

                  5- KİLONUZUN GİDEREK ARTMASI DİYABET RİSKİNİ ARTTIRIR…

 

İngiltere New Castle Üniversitesi’nde yapılan araştırma sonucu kilosu ve dolayısıyla bel çevresi normalden fazla olan kadın ve erkeklerde yağ dokusunun artması pankreas bezinde üretilen ve şekeri kontrol eden İnsülin adlı hormonun direncinin artmasıyla beraber gitmektedir. Bu durum sonucunda Tip 2 Diyabet ( erişkin tip) riskini arttırmaktadır.

 

                  6- HASTALIKLARINIZIN BELİRTİLERİNİ ÖĞRENİN…

     

Dünya çapında yapılan bir araştırmada koroner arter hastalığı bulunan kadın ve erkeklerin büyük bir kısmı şikayetleri oluştuktan sonraki 28 gün içinde ölmektedirler.

Bu kritik durum herkesin kalp krizi belirtilerini ana hatlarıyla öğrenmesi gerektiğini göstermektedir. Örneğin;

      Göğüs ağrısı , boyun ve sırt ağrılarının şekli, nefes daralması, soğuk terleme, bulantı ve hafif baş ağrıları gibi belirtiler koroner kalp hastalığının öncü belirtilerindendir.

 

     

7- BEYNİNİZİ DİNÇ TUTMAK İÇİN EGZERSİZ YAPIN…

 

Orta yaşlı kadın ve erkeklerde düzenli olarak haftada en az 2 kez spor yapmaları ve sağlıklı diyet uygulamaları yaşlandıklarında oluşabilecek Alzheimer riskini % 50 oranında azalttığı saptanmıştır. Yüksek kan basıncı yüksek kolesterol ve şişman kişilerde Alzheimer riski çok daha yüksek orandadır.

 

                  8- BAKLAGİLLER VE KURUYEMİŞ GRUBU GIDALAR KANSERLE SAVAŞMAK İÇİN İDEAL GIDALARDIR…

 

2005 de İngiltere’de yapılan bir araştırmada içinde bulunan İnositol pentakifosfat olarak adlandırılan bir maddenin tümörlerin büyümesi için gerekli olan bir enzimi engellediği tespit edilmiştir. Örnek; günde 1 kap ( 226 gr.) fasulye türü gıda ( mercimek, bezelye) ½ kap ( 113 gr.) kuruyemiş ( badem, fındık gibi ki bunlar aynı zamanda vitamin E ve Omega 6 bakımından da zengindirler ) 170 gr. tam buğdaylı mısır gevreği kanserle savaşmada yeterli olabilir.

 

                  9- HAYATINIZI TEHDİT EDEN YÜKSEK TANSİYONU DİYETLE KONTROL ALTINA ALABİLİRSİNİZ…

 

Dünya Sağlık Teşkilatı yüksek kan basıncı olan kişilerin kalp krizi geçirme riskinin % 40 artırdığını bildirmektedir. Anti Aging uzmanları 120/ 80 mmHg. Üstünü risk grubuna sokmaktadırlar. USA’ da hipertansiyon için özel bir diyet programı devlet tarafından desteklenmektedir. Bu diyette düşük tuz ve kalori, besleyici değerleri yüksek olan gıdalar önerilmektedir.

 

                  10- HAPTOGLOBİN DEĞERLERİ YÜKSEK OLAN DİYEBETEİK HASTALARDA KALP KRİZİ RİSKİ % 500 ORANINDA ARTMAKTADIR…

 

Haptoglobin Karaciğer Tarafından Yapılan vücudun reaksiyonel olarak yaptığı bir proteindir. Technion- Israel Instute of Technology ( İsrael) tarafından yapılan çalışmalar sonucunda Vitamin E desteği alan diyabetik kadın ve erkeklerde haptoglobin varlığı nedeniyle olan kalp krizi riskinin azaldığı gözlenmiştir.

 

                  11- RUHSAL DURUM VE ALZHEİMER…

 

Yaşamlarında devamlı stres ve merak içinde bulunan veya bu kişiliğe sahip insanların hayatlarının geç dönemlerinde Alzheimer olma olasılığının daha yüksek olduğu Rush Üniversitesi Tıp merkezi (USA) tarafından 2005’de yapılan bir çalışmayla ortaya çıkmıştır.

 

                  12- DİYETİNİZL KALP HASTALIĞINIZI KONTROL EDEBİLİRSİNİZ…

 

Harvard Üniversitesi’nde (USA) kalp hastalığı bulunan insanların diyetlerini Akdeniz mutfağı ile değiştirdiğinde ( zeytinyağı, balık ve yeşil sebzeler) kalp krizi nedeniyle olan ölüm oranlarının % 30 daha azaldığı tespit edilmiştir. Renkli sebzelerin tüketiminin artması kırmızı et tüketiminin azalması ve meyve tüketiminin artması zeytinyağı ve Omega 3 gibi yağların tüketilmesi, soya ve yeşil yapraklı sebze tüketilmesi önerilmektedir.

 

                  13- PROSTAT PROBLEMLERİNİN ÖNLENMESİ…

 

Erkekler arasında prostat kanseri en önemli kanserden ölüm sebeplerindendir. Bugüne kadar kesin önleyici tedbir bulunmamasına rağmen 2005 ‘de Northern California Cancer Center ( USA) yapılan çalışmalar sonucunda Vitamin D’ nin prostat kanserini önlediği tespit edilmiştir. Araştırmacılar güneş ışığına maruz kalan erkeklerde prostat kanserinin %65 oranında azalmış olduğunu tespit etmişlerdir. Vitamin D ve güneş ışığının prostat hücrelerinin normal büyümesinde pozitif etkisi olduğu gibi prostat kanser hücrelerinin uzak odaklara ( metastaz) yayılmasını engellenmesinde de etkili olduğu tespit edilmiştir.

 

 

                  14- BALIK TÜRÜ GIDALARLA KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIRSINIZ…

 

65 yaş üstü kadın ve erkekler üzerinde Harvard Üniversitesinin 2005 yılında 12 yıl süreyle yaptığı uzun vadeli bir araştırma sonucunda; fırında ve ızgarada pişirilmiş balık türlerinde haftada 1-4 kez yiyenlerde kalp krizi riski %28 azalırken , 5 veya daha fazla yiyenlerde bu oran %32’ye çıkmaktadır. Buna karşılık yağda kızartılmış balık yiyenlerde tam aksine %37 artmaktadır.

 

                  15- DİYABETİ GECİKTİRİN…

 

Michagan Üniversitesi (USA) geliştirilen yeni önleyici , tedavi edici veriler sonucunda; haftada 5 gün 30 dakika ritmik hafif yürüyüş yapan ve aynı zamanda yağ ve kalorisi düşük gıda ile beslenmeleri sağlanan erkek ve kadınlarda 3 yıllık bir dönem içinde vücut ağırlıklarında %7’lik bir azalma amaçlanmıştır. Bu dönem sonunda ise Tip 2 diyabet gelişmesi risklerinde %58 oranında azalma sağlandığı tespit edilmiştir.

 

                  16- BEYNİNİZİ KORUMAK İÇİN DİŞLERİNİZİ FIRÇALAYAN VE İPLE TEMİZLEYİN…

 

South California Üniversitesi (USA) 2005’de yaptığı bir araştırmada diş kaybı, diş plakları ve diş eti hastalıklarına erken yaşta yakalanan insanlarda Alzheimer hastalığının artmış olduğu tespit edilmiştir. ( 35 yaş öncesi) Bu bize kronik iltihabın beyin hasarında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

 

     

 

 

 

17- GENÇ YAŞTA FİT OLMAYA ÖZEN GÖSTERİN…

 

Fit olan kadınlarda ve erkeklerde yüksek tansiyon gelişme riski %50 oranında azalmaktadır ki kalp hastalığının gelişme riskini önleyici bir nedendir. Bunun yanında Tip 2 diyabet gelişme riski %50 oranında uzun dönem içinde azalmaktadır.

 

                  18- KADINLAR TEDBİRLİ OLUN…

 

PAP testi rahim ağzı (cerviks) kanserinin erken tanınması için her yıl yapılması gereken rutin ve önemli bir testtir. PAP testi rahim ağzında kanser hücreleri daha önceden var olsa bile tespit etmeyebilir. Yeni bir test (HPV) Human Papilloma geliştirilmiş ve bu test virüsler tarafından oluşturulan enfeksiyonun erken dönemde tanısı için oldukça hassastır. HPV virüs rahim ağzı kanserlerinin hemen hemen tamamından sorumlu olan bir enfeksiyondur. Bu virüs seksüel olarak aktif olan yetişkinlerde taşınmaktadır. Fakat enfeksiyonların çoğu herhangi bir hastalığı sebep olmadan temizlenmektedir. Eğer 30 yaşından gençseniz ve smear testiniz şüpheli ise HPV testini yaptırmanız gerekir. Eğer 30 yaşın üzerinde iseniz de kesinlikle PAP smear testiyle beraber yaptırmanız gerekmektedir. Rahim ağzı kanseri için bir aşı geliştirilmiştir ve önümüzdeki dönem içinde bu aşı ülkemizde de kullanılmaya başlanacaktır. Aşı HPV 16 ve 18 için etkili olacaktır ki bu tipler rahim ağzı kanserinin %70’inden sorumludur. Diğer bir aşı ise Tip 6 ve Tip 11 için etkili olmaktadır. Buda genital siğillerin oluşmasında %90 oranında sorumludur.

 

                  19- EGZERSİZ KİLO KAYBETTİRİR VE DİYABETİ GECİKTİRİR…

 

Fiziksel aktivite diyabetik kişilerde kan şekeri, kilo, kan basıncı kontrolünde ve HDL (iyi huylu) kolesterol yükselmesinde yardımcı olur. Ayrıca bu hastalarda diyabet nedeniyle ikincil olarak gelişen kalp hastalığı riskini kan akımını düzenleyerek ve sinir hasarının önlenmesine yardımcı olarak azaltır. Diyabetik hastaların haftada ortalama 30 dakika süreyle 5 gün egzersiz yapmaları önerilmektedir. ( Bisiklet, Hafif yürüyüşler, dans..)

 

                  20- BUNAMAYI UZAKLŞTIRIN…

 

Japonların yaptığı bir araştırmaya göre, şarapta bulunan bileşiklerin Alzheimer hastalığını engelleyebildiği rapor edilmiştir. Kırmızı ve beyaz şarapta bulunan küçük pre protein (peptid) lerin beyinde depolanan ve hafıza kaybına sebep olan Amyloid plakların yapımını ve birikmesine neden olan bir enzimi engellediği bulunmuştur. Alzheimer’i önleyen bu peptitler en yoğun olarak Merlot(California), Sauvignon Blanc

(Bordeux) ve pınet noir şaraplarında bulunur. Aynı zamanda üzümlerin etli özlerinde ve sularında bulunduğu tespit edilmiştir.

 

 

 

 

                  21- SİGARAYI DAHA ÇABUK SÖNDÜR, DAHA UZUN YAŞA…

 

İngiltere’de 50 yıl kadar süren bir çalışma sonucunda sigara içenlerin içmeyenlere 1 yıl daha erken öldüğü belirlenmiştir. Bunun yanında 50 yaşında sigara bırakıldığında sigaraya bağlı olan sağlık risklerinin yarıya indiği ve 30 yaşında bırakıldığı zaman hemen hemen tamamının kaybolduğu gözlenmiştir. Amerika’da yapılan benzer bir araştırmada aynı sonuçları göstermiştir.

 

                  22- MÜLTİVİTAMİN + MÜLTİMİNERALLER = Çok fayda sağlarlar….

 

Memorial Üniversite’sindeki araştırmacıların yaptıkları çalışmalar sonucunda günlük gıdalarla beraber destekleyici amaçla alınan ve içinde 18 vitamin, mineraller ve eser elementler içeren desteği alan 65 yaş üstü sağlıklı kadın ver erkelerde kısa süreli hafızalarında, problem çözmelerinde, özet düşünmelerinde ve dikkat süreçlerinde ilerleme olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda bağışıklık sistemlerinin güçlendiği ve enfeksiyonla ilgili rahatsızlıklarının %50 oranında azaldığı görülmüştür.

 

                  23- PATATESLE DAHA KÜÇÜK BİR KAN BASINCI…

 

Patates yüksek kan basıncıyla savaşan bir mineral olan potasyum bakımından en zengin olan gıdalardan biridir. Kabuğu ile beraber fırında pişirilmiş patates ortalama 903 mg. potasyum içerir. Günlük ihtiyacın yaklaşık üçte birini karşılar. İngiltere’de yapılan başka bir araştırmaya göre patateste olan doğal bir bileşik olan “Kukoaminler”

Olarak bir maddenin ( lycium chinnense) kan basıncı düşüren düşürücü özelliğe sahip olduğu bulunmuştur.

 

                  24- GÜNEŞTE DİKKATLİ EĞLENİN…

 

Güneş yanıkları UV ( ultraviolet) ışınlarının en kuvvetli olduğu sabah saat 10 ila öğleden sonra 3 arasında en yoğun olarak meydana gelirler. Güneşte 15 dakikadan daha fazla kalmayı planlıyorsanız koruma faktörünün en az 15 veya daha yukarı olan güneş kremi kullanınız. ( Biraz güneş sizin için faydalıdır. 45. öneriye bakınız.) Bayanlarında güneş koruyucu faktörler içeren makyaj ürünleri kullanmaları önerilir.

Güneş gözlüğü takınız çünkü güneş ışığı aynı zamanda makuladaki ( görmemizi sağlayan gözdeki merkezi kısım) hassas hücrelere zarar verebilir. Geniş kenarlı şapkalar seçiniz. ( Gözlük seçerken %99 UVA ve UV B ışınlarını durduran gözlük seçiniz.

Aşırı miktardaki güneş UV ışınları cildin her türlü kanser oluşma riskini arttırır. Aşırı güneşte kalmamak, güneş kremi ve koruyucu kıyafetler giymek önleyici tedbirlerdir.

(Dünya Sağlık Teşkilatı)

 

                  25- SERBEST RADİKALLERE KARŞI SAVAŞIN…

 

Antioksidan desteği ( Vitamin A,C,E ve selenium) metabolik çöplük yapan ve hücresel hasar oluşturan atomik parçacıklar olarak bilinen serbest radikalleri etkisizleştirerek hücreleri korur. Sayısız çalışmalar vitamin A’ nın büyüme hormonu yapımında kuvvetli bir uyarıcı olduğunu göstermiştir. Tedavi edici doz günde 7000 ila 10 000 ünite arasındadır. 65 yaş üstü ve karaciğer rahatsızlığı bulunan insanlarda, gebe kadınlarda, hamilelik olasılığı olan kadınlarda, sigara içenlerde vitamin A ‘ yı daha kısıtlı kullanmaları ve doktorlarıyla görüşmeleri uygun olur. 

 

                  26- NİTRİTLERE HAYIR DEMELİSİNİZ….

 

Diyetimizde kullandığımız ( şarküteri etleri, salam, sosis…) ve içinde kimyasal maddeler bulunan işlenmiş etler nitritlerin en geniş kaynaklarıdır. Nitritler vücudumuzda nitrözaminlerin oluşmasına neden olur ki bunlar çevresel kökenli oksidanlardır ve kuvvetli kanserojenlerdir. ( kanser yapıcı özelliğe sahip) bilim adamları nitrozaminlerle mide kanserinin arasında önemli bir ilişki olduğunu saptamışlardır.

 

                  27- MUTLULUK SAĞLIĞA YARDIM EDER…

 

2005 yılında İngiltere’de yaşayan orta yaş grubundaki erkek ve kadınlar arasında yapılan bir çalışmada günlük yaşamlarında daha mutlu olan ve pozitif düşünceye sahip insanlarda daha az mutlu insanlara göre daha çok sağlıklı kimyasal maddelere sahip oldukları görülmüştür.

Üniversite Coologe of Landon da yapılan bu çalışma ile her gün mutlu olma ile birlikte stres hormonu olan Cortisol’ün daha az salındığı ve bir kan proteini olan fibrinojen seviyelerinin azaldığı, kırmızı kan hücrelerinin bununla beraber daha az pıhtılaştığı, daha az kroner kalp hastalığı oluşmasına neden olduğu ilişkisi bulunmuştur.

Mutlu olmak sadece bir insanın hakkı değil aynı zamanda görevidir. Dünyada o kadar çok mutsuzluk var ki hepimiz bu hayata mutluluk katmak zorundayız.

 

                  28-ATOMİK CEPÇİLERE KARŞI SAVAŞIN VİTAMİN C…

 

Vitamin C kardiyovasküler hastalıklara ve kan damarlarının duvarlarında oluşan Atherosiklerotik plakaların oluşmasına neden olan kötü huylu kolesterolün

(LDL Kolesterol) oksidasyonunu engeller aynı zamanda da iyi huylu kolesterol seviyesini arttırır. Amerika’da Los Angeles’ta yapılan bir araştırmada günlük yeterli C vitamini desteği alan erkeklerde gereken dozdan daha az alanlara göre %45 daha az oranda kalp krizi riski taşıdıkları bulunmuştur. Aynı zamanda vitamin C felç (inme) riskini azaltmaktadır. Kan vitamin C seviyeleri düşük olan erkeklerde yüksek olanlara göre 2.4 kat daha fazla felç geçirme riski taşımaktadırlar. Ayrı bir çalışmada ise günlük yeterli C vitamin desteğini 10 yıldan daha uzun süre alan kadınlarda gözlerdeki lenslerde lekelenme ( kataraktın başlangıcı) riskinin %77 oranında düştüğü gözlemlenmiştir. Günlük tedavi edici doz 1000 ila 2000 mg.dır bazı tıbbi durumlarda vitamin C alınmaması gerekebilir doktorunuzla bu durumu konuşmalısınız.

 

 

 

 

29- YEMEĞİ UZUN YAŞAM İÇİN SEÇEREK YİYİN…

 

Japonya’da bir valinin sorumlu olduğu bölge olan Okinawa da erkek ve kadınlarda 100 yaş üstü insan grubunun dünyada en fazla olduğu yerdir. Okinawalılar Amerikalılara göre % 80 daha az kalp riski ve kalp krizi riski %75 daha az kanser riski görülür ki bu gruba kadınlardaki meme kanseri, yumurtalık kanseri ve erkeklerdeki prostat kanseri dahildir.

      USA da John Hopkins hastanesindeki bir grubun bu konudaki çalışması sonucunda 600 Okinawalı erkek ve kadındaki uzun yaşamın sırrının düşük kalorili diyet temeline dayandığını göstermişlerdir. Tipik özellikler şunlardır;

                  - Günde 7 öğün sebze ağırlıklı yemek yedikleri özellikle koyu yeşil

(kalsiyumdan zengin) sebzeler.

                  - 7 Öğün veya daha fazla kepekli gıdalar tükettikleri ki bunlar noodle ekmek ve pirinç (tam kepekli)

                  - Günde 2 ila 4 öğün ufak porsiyonlar meyve yedikleri

                  - Fazla miktarda tofu ve diğer soya formları yedikleri

                  - Omega 3 ten zengin balık türlerini haftada 3 kez yedikleri

                  - Alkol orta derecede tükettikleri ( kadınlar günde 1 kez erkekler günde iki kez) gözlemlenmiştir.

      Kısacası Okinawa diyeti karbonhidrat ve bitki ağırlıklı karışık bir diyettir ki; batı diyetleriyle karşılaştırıldıklarında yağ oranı düşüktür.

 

      YAŞAMAK İÇİN YE , YEMEK İÇİN YAŞAMA…. CİCERO….

 

                              30- HAYATIN İYİ YÖNÜNE BAK…

 

Geleceğe daha umutla bakan kişiler daha karamsar insanlara göre daha uzun yaşamaktadırlar. Hollanda’da araştırmacıların 9 yıllık bir çalışması sonucunda hayata daha optimistik (iyimser) bakan kadın ve erkeklerin daha pesimistik (kötümser)olan gruba göre ölüm oranlarının % 29 daha düşük olduğu bulunmuştur. İlaveten en pesimistik grupla karşılaştırıldığında en optimistik gruptakilerin kalp krizi, felç ve diğer kalp ve damar hastalıklarına yakalanma olasılığının % 77 daha az olduğu saptanmıştır.

“Niye bazı insanlar sürekli gökyüzündeki güzelliği ve çimenleri güzel çiçekleri ve inanılmaz insanlığı görürlerken diğerleri güzel bir yeri veya şeyi bulmakta zorlanırlar.”

                                                                                         LEO BUSCAGLİA

 

31- ATOMİK CEPCİLERE KARŞI SAVAŞIN VİTAMİN E…

 

Alpha Tocofero- Beta Caroten çalışması sonucunda Vitamin E desteği alan 29 000 erkek üzerinde yapılan araştırma sonucunda bu erkeklerin prostata yakalanma olasılığının %32 daha az ve bu hastalıktan ölüm oranının %41 daha az olduğunu göstermiştir. Doğal vitamin E kadınlardaki kalp krizi riskini ve özellikle 65 yaş üstü kadınlarda buna bağlı ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını göstermiştir.

Diğer bir çalışmada yüksek vitamin E içeren diyet desteği alanlarda Alzheimer hastalığı gelişme riski %70 oranında azalmaktadır. Günlük destekleyici doz 400-1200 ünitedir. Sadece naturel vitamin E desteğini seçin. ( karışık natürel Tocopherol) Natürel formlar sentetik formlardan daha biyolojik olarak elverişli ve daha etkilidirler. Bazı medikal durumlarda vitamin E alınmamalıdır. Bunu doktorunuzla konuşmalısınız.

 

 

                              32- BAŞ AĞRILARINI, EKLEM AĞRILARINI, KALP HASTALIĞINI VE KANSERİ UZAK TUTUN…

 

2005 yılında araştırmacılar tarafından zeytinyağında bulunan Olecanthal olarak bilinen bir bileşiğin tıpkı ağrı kesici olan ibuprufen ( bir nsaid yani steroid olmayan antiinflamatuar ilaç) benzeri antiinflamatuar ( yangı önleyici) özelliği olduğunu saptamışlardır. Olecanthal baş ağrılarından ve eklem ağrılarında iltihabi cevaptan sorumlu çok enzimlerin yapımını durdurur. Bu çalışmada zeytinyağının sadece devamlı bir ibuprofen benzeri faydasıyla beraber diğer yandan Akdeniz mutfağı tipi diyetin oluşturacağı kanser ve kalp hastalığı oranında da düşme yaratacağını unutmamak lazımdır.

                  “ Çoğu ilacın faydasızlığını bilen doktor en iyi doktordur”

 

                              33- AİLENİZİ YAKIN AMA ARKADAŞLARINIZI DAHA YAKIN TUTUN…

 

Yakın bir arkadaş grubu olan insanlar yakın aile bağları olan insanlara göre daha uzun yaşamaktadırlar. Avustralya’da ( Flinder Üniversitesi) yaşlanma üzerine yapılan uzun süreli bir araştırmada; yaşı 70 ve üstü olan 1477 erkeği ve kadını içine alan bir grubu kapsamaktadır. Yakın arkadaşlık içinde bulunan insanlardaki ölüm oranı 10 yıllık dönem içinde düşük olarak bulunmuştur. Küçük ve yakın arkadaş grubu içinde bulunanlar ve sosyal ilişkileri ile kısıtlı olanların uzun süreli yaşam eğilimleri daha azdır.

     

      “Diğer tüm imkanları olsa bile kimse arkadaşsız yaşamayı seçmezdi” ARİSTOTLE

 

34-ATOMİK CEPCİLERE KARŞI SAVAŞIN SELENYUM…

 

Selenyum büyüme ve protein sentezi için gerekli olan temel bir eser elementtir. Diğer bir antioksidan olan Vitamin E’nin etkinliğini arttırmaya yardım eder. Selenyum kardiyovasküler hastalıklardan bizi iyi huylu kolesterolü arttırarak (HDL) kötü huylu kolesterolü azaltarak (LDL) ve kanın yapışkanlığını azaltarak kalp ve beyni besleyen damarlarda pıhtı birikme riskini azaltarak sağlar. Selenyumun çeşitli tipteki kanserlere karşı koruyucu olduğu da gösterilmiştir. Arizona Üniversitesi ve Cornell Üniversitesi’ndeki 5 yıllık bir çalışma sonucunda belirtmişlerdir ki; her gün alınacak olan selenyum desteği ile prostat kanseri riskini %63 ve kolerektal tümörlerde %58, akciğer kanserlerinde ise %46 oranında azalma meydana gelmektedir. Bu çalışmalar şunu belirtmektedirler ki her gün selenyum desteği alan insanlardaki kanserden ölüm oranı genel topluma göre %39 oranında daha düşük olmaktadır.

tedavi edici doz günde 100-200 mcg.dır

 

 

 

35- DOMATES ÖLDÜRÜCÜ DEĞİLDİR…

 

Domates lycopen adını verdiğimiz bir antioksidanı içerir ki bu madde kalp sağlığı ile birlikte erkeklerde prostat sağlığı içinde önemlidir. Sezon zamanı geldiğinde kendi alanınızda satılan taze domatesleri tüketin. Yılın diğer zamanlarında ise işlenmiş domates ürünleri tercih edin ketçap, domates püresi, domates suyu gibi daha konsantre likopen içeren ürünleri tüketin. Tercih nedeniniz düşük tuz ve şeker oranı olan işlenmiş domates ürünleri olsun. 

 

 

36- SU, HAYATIN İKSİRİ…

 

Su ideal sağlık programınızın en kritik bileşenidir. Herkes günlerce hatta haftalarca aç kalabilir fakat susuz bir yaşam üç gün içinde kötüleşir ve sona erebilir. Su vücut bileşimimizin yarısından fazlası, kemiklerimizin %25’i , beynimizin %35ini teşkil eder. Vücudumuzdaki her türlü fonksiyonda örneğin yemek yemekten düşünmeye kadar etkilidir. Sizi ayakta tutmak için 236 ml.distile suya ( içine bir ufak tutam deniz tuzu koyarak elektrolitler açısından dengeli bir su elde edilebilir.) her 2 saatte bir ihtiyacımız vardır. Eğer fiziksel olarak aktifseniz daha da fazlasına ihtiyacınız olabilir.

     

                  “Su akıllı bir adamın tek içeceğidir.” HENRY DAVID THOREAU

 

37-   ANTİ AGİNG YARDIMCI ASPİRİN…

 

Aspirin bir erkek yada kadının herhangi bir sebepten ölüm riskini hareketsiz bir yaşamları olsa bile düşürebilir. Günlük 81 mg. düşük doz aspirin trombositlerin toplanmasını engelleyerek kalp hastalığı olan veya olduğu düşünülen kişilerde % 30-40 oranında kalp hastalığı nedeniyle olabilecek ölüm riskini düşürür.

Aspirin bu konudaki faydalarını içeren 300 çalışmanın incelenmesi sonucunda düşük doz aspirinin kalp hastalığı veya felç nedeniyle oluşabilecek ölüm oranını düşürdüğü teyit edilmiştir. Aspirin veya benzeri bir ilaçla tedavi edilen insanların kalp krizi geçirme riskleri %33 oranında ve öldürücü olmaya bir felç ve kalple ilintili bir nedenle ölüm oranlarında ise % 17 oranında azalma olmaktadır.

 

                  Aspirine başlamadan önce mutlaka doktorunuzla konuşun.

 

 

 

38- BALIKLA BULUŞMA…

 

Yağlı balıklar temel yağ asidi olan Omega 3 ten çok zengindir ki Omega 3 atardamar duvarlarına trombositlerin yapışmasını azaltma ve kan kolesterolünü düşürme açısından sağlıklı besinler arasında balığın yer almasını haklı çıkarmaktadır. Bazı balıkların methylmercury (cıva) içermesi nedeniyle yenmemesi gerekir. Bunların kanser yapıcı özellikleri bulunmaktadır. Bu konuda sağlıklı balık rehberimiz şunlardır.

- Salmon-“somon” ( hem naturel olan hem de yetiştirme olan)özellikle cıva açısından düşük olan bir balık türüdür. Bununla beraber yetiştirme olan salmon beslenme teknikleri nedeniyle almış oldukları gıdalar sonucunda doğal olanlara göre 16 kat daha fazla PCBs (endüstriyel bir polutant ki kansere neden olmaktadır. ) bu madde aynı zamanda natürel versiyonuna göre , çocuklarda mental gelişmede gecikmeye ve sinirsel bozukluklara neden olabilmektedirler.

- Mezit morina ve dil balığı , bunlarda da cıva oranı düşüktür. Aynı zamanda vitamin B ve düşük yağlı protein açısından zengindirler.

- Alabalık, tuna ve kalkan bir taraftan omega 3 demir ve magnezyum açısından zengin olmakla beraber cıva açısından oldukça zengindirler. Tüketiminizi sınırlayın.

- Kılıç balığı ve köpek balığı cıva açısından en zengin olandır en iyisi tüketmemektir.

 

39-İÇİN VE SAĞLIKLI OLUN…

 

Hafif alkol alınımı tehlikeli kan pıhtılaşması oluşumunu engelleyerek ve sağlıklı  kolesterolün konsantrasyonunu arttırarak kalp ve damar sağlığı açısından destekleyici olmaktadır. İlaveten kırmızı şaraptaki bazı bileşikler sayesinde kalp ve damar sağlığının koruyucusu konumundadır. Alkolün orta derecede alındığında beyin fonksiyonları açısından da yardımcı olduğu görülmektedir

     

40-   ANTİ AGİNG YARDIMCI NSAIDS…

 

Non steroidal antiinflamatuar ilaçlar( NSAIDs) inflamasyonu azaltırlar ve ağrı ve ateşe karşı etkilidirler. ( prostoglandin sentezini bloke ederek çalışırlar) NSAIDs; aspirin, ibuprofen,naproxen,ketoprpfen..

Günümüzde NSAIDs in inflamatuar cevabının azaltılmasındaki rolü ve bunun kanser oluşumunun azalmasındaki etkisi konusunda devam eden yüzlerce çalışma vardır.

NSAIDs Alzheimer hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde de faydalı olabilir;

- Hastalıkla ilişkilendirilen bir protein olan amyloid beta 42 nin yapılmasını önlediğini göstermiştir.

- 2 yıl ve daha uzun süre NSAIDs kullanan kadın ve erkeklerde Alzheimer’in daha az görüldüğü tespit edilmiştir. ( bu ilacı hiç kullanmayan veya daha az süreyle kullananlara göre ) daha uzun süre kullananlarda ise hastalığın görülme riski daha da azalmaktadır.

- NSAIDs içeren herhangi bir ilacı kullanmadan önce doktorunuza başvurunuz.

 

 

 

 

41-    PORTAKAL SAĞLIĞINIZA FAYDALIDIR…

 

Turunçgiller portakal, limon, misket limonu, greyfurt, mandalina, sağlığımızı destekler ve kanserin, inme, diyabet ve diğer kronik hastalıkların önlenmesine yardım eder. Günde 1 tane sağlığınız için mutlaka yemelisiniz.

 

42-   YAĞ KARŞITI, LİFLİ GIDA…

 

Lifler yağları emer. Yüksek lifli gıda hazmınıza yardımcı olur, karaciğer ve safra kesesindeki yükü hafifletir. Kalın barsak kanseri, diyabet, atherosiklerosis, kolit, hemoroid, fıtık ve damarlarda varis oluşumu riskini azaltır. Vücudunuz hem çözünebilir liflerden ( kurutulmuş buğday, yulaf, çavdar, elma, turunçgiller ve patates) ve çözünemeyen liflerden ( ki bunlar tam taneliler, buğday kepeği, kahvaltılık gevrek, tohumlar ve birçok meyvenin kabuğu ve sebzeler) faydalanır. Günde 25 ila 35 gram arasında life ihtiyacımız vardır.

 

43- HORMON SAĞLIĞI, İNSAN BÜYÜME HORMONU…

 

20 yaş civarında büyüme hormonu seviyesi düşmeye başlamaktadır. Öyle ki 65 yaş civarında bizler çok az veya hiç yok derecede büyüme hormonu seviyemiz kalır. İnsan büyüme hormonunun azalmasıyla beraber buna birçok vücut değişikliği eşlik eder. Örneğin, cildin yaşlanması, sarkmalar, yağlanma, göbeklenmeden birçok önemli organımızda fonksiyon azalmasına kadar.

Kendi büyüme hormonunuzu doğal yollardan arttırabilirsiniz. Örneğin egzersiz gibi… insan büyüme hormonu yoğun egzersizlere cevaben artar. Vücudun büyük adale gruplarının kol, bacak, sırt gibi egzersizlerinde ve ağırlık çalışmalarında özellikle artar.

Sayısız klinik araştırmalar göstermiştir ki, büyüme hormonu erkek ve kadınlarda yağsız vücut kitlesinin artmasına , yağ kaybına ve kalp sağlığının artmasına yardım eder.

 

44-UZUN YAŞAM İÇİN BAHARAT KULLANIN…

 

Yıllardan beri bilim adamları mutfağımızı daha sağlıklı hale getirmek ve hastalıkları, rahatsızlıkları azaltmak için yaratıcı yollar bulmaya çalışmaktadırlar. Capsaicin kırmızı acı biberde bulunan en önemli kimyasal maddedir. Bu maddenin tropikal kremleri artritis nedeniyle olan ağrıları dindirmek için kullanılmaktadır. Sarımsakta bulunan allicin içeriğinde bulunan ana maddedir ve yüksek oranlarda kullanıldığında kolesterolü ve kan basıncını düşürür.

Mutfaklarda sağlığımıza yardımcı olan son baharat ise Curcumin’dir. Bu madde körü baharatına sarı rengi verir;

- Alzheimer hastalığına karşı koruyucu etkisi olabilmektedir. Curcimin beyinde serbest radikallere karşı savaşan protein yapımını tetikler.

- Cilt kanseri tedavisinde yardım edicidir. 2005 yılında Texas Anderson Kanser Merkezi (USA) Melanoma ( cilt kanseri) hücrelerinin çoğalmasını Curcimin ile durdurmuşlar ve tümoral dokudaki hücrelerin oluşumunu hızlandırmışlardır.

- Meme kanserinin yayılmasını durdurmaktadır. 2005 yılında Texas Üniversitesinde yapılan araştırmacılar farelerde meme kanserinin yayılmasını Curcimin ile durdurmuşlarıdır.

Curcimin aynı zamanda Multiple Myelomada ve Pankreas, ağız kanserlerinde potansiyel tedavi edici olarak test edilmektedir. 2005 yılında İngiltere’de Üniversite Araştırma ünitelerinde Curcimin araştırmaları için fonlar ayrılmış durumdadır.

 

 

                              45- HER GÜN ELBİSELERİNİZİ ÇIKARIN VE 5 İLA 15 DAKİKA GÜNEŞLENİN…

 

Vücudunuzun Vitamin D sentezi için bu güneş temasına ihtiyacı vardır. ( cilt hücreleri güneş ışığında sentez ederler.) Vitamin D kalsiyumun ince bağırsaklarda emilmesini ve kalsiyum ve fosforun vücutta kullanılmasını arttırır. Böylece vitamin D indirekt olarak güneş ışığı yardımıyla sentez edilerek kuvvetli ve sağlıklı kemiklerin devamlılığını sağlar. Korunmasız olarak güneşe maruz kalma sürenizi 15 dakika ile sınırlayın ve vücudunuzun güneş almasını istemediğiniz alanlarını örtün veya 15 numara veya daha yüksek koruyucu kremle koruyun.

 

46- HORMON SAĞLIĞI DHEA…

 

Dehydroepiandrosterrone (DHEA) insan vücudunda en yoğun oranda bulunan hormondur. Testosteron, estrojen, progesteronun ve Corticosteronnun yapımında rol oynar. İnsan büyüme hormonunun azalmasına paralel olarak DHEA oranında da azalma olur. 65 yaş civarında iken 20 yaşında yapmış olduğumuz DHEA’nın ancak %10 ile 20 sini vücudumuz yapar. DHEA desteği çeşitli klinik araştırmalarda vücudumuzun bağışıklı sisteminin enfeksiyonlara karşı direncini arttırdığını göstermiştir. Ayrıca osteoporosiste, koroner kalp hastalıklarında ve çeşitli kanserlere karşı etkili olduğu rapor edilmiştir. Aynı zamanda vücut adale kitlesinin artmasına ve yağ oranının azalmasına neden olur. DHEA insülin hassasiyetini arttırır ki diyabet tedavisinde faydalı olabilir. Vücudun diğer kısımlarına göre beyinde 6 kat veya daha fazla olduğundan bazı araştırmacılar DHEA desteğinin Alzheimera karşı koruyucu olabildiğini bulmuşlardır.

İlaveten DHEA insan büyüme hormonunu uyarmaya yardım edebilir. DHEA seviyeleri düzeldikçe karaciğer daha fazla IGF1 (HGH’nin seviyelerinin belirleyicisidir) sentez ettiği veya daha fazla HGH reseptörü yaratmakta olduğu görülmüştür.

 

 

 

 

 

 

47-EMNİYETLİ SÜRÜN…

 

Amerika otoban taşıma emniyeti kayıtlarına göre otomobil kazaları 3 ila 33 yaş grubu arasındaki insanlarda bir numaralı ölüm sebebidir. 3 ila 34 yaş grubu arasında ise otomobil kazaları nedeniyle ölüm diğer nedenler arasında 3.nedendir. Şunu unutmamak lazımdır ki tır taşıyıcıları ağır yükler taşır ve dolayısıyla çarpışmalarda ağır sonuçlar doğurur. Büyük arabalar alırken bu sonuçları da düşünmek gerekir. Arabada emniyet ön planda olmalıdır.

 

 

48- ERKEK HORMON SAĞLIĞI İÇİN TESTOSTERON…

 

Erkekte seks dürtüsünü en iyi yöneten hormondur. Erkeklerde testosteron seviyesi zaman içerisinde aktivitenin azalması, beslenme eksikliği, diyabet ve insan büyüme hormonunun eksilmesiyle düşmeye başlar. Bu fenomen zaman zaman Andropause olarak da adlandırılır. 60 yaşında her erkek 30 yaş seviyelerinin yarısına sahiptir.

Testosteronon yerine konması tedavisiyle beraber (TRT) erektil ve libido fonksiyonlarında belirgin artış olmasıyla beraber ayrıca testosteronun insan vücuduna sayısız faydaları bulunmaktadır.

- Adale kitlesini arttırır.

- Yağ kitlesini azaltır.

- Kolesterol profilini düzenler LDL ( kötü) kolesterolü düşürür.

- Kemik kırılmalarını azaltır.

- Algılama fonksiyonlarını arttırır, hayal kurma gücü dahil.

- Depresyon kalıntıları dahil modumuzun iyileşmesini sağlar.

     

 

49- KABUĞUN LEZZETİNİ ALIN…

 

Ekmeğin kabukları ( ve ekmek benzeri gıdalar örneğin pizza) kanserle savaşma potansiyeline sahiptir. Unun fırınlaması sırasında içinde var olan Lysine amino asidi bir bileşik olan Pronyl- Lylsine çeviriler. Prononyl-Lylsine kabuğa sadece esmerleşmesi ve tatlanmasını değil aynı zamanda serbest radikallerin in aktif hale getiren enzimleri aktive olmasına yardım eder,

Fırınlanmamış ( dış yüzeyi kabuklaşmamış) olanlara göre fırınlanmış ve kabuklaşmış olanlarda Pronoyl-Lysine 8 kat daha fazladır

 

 

50- HER DAMLA SAYILDIĞI ZAMAN…

 

Kan vermek sizi kan alan bir insana göre gerçekten çok daha sağlıklı yapar. Fazla demirin kalp ataklarına ve kansere sebep olabileceği düşünülmektedir. Kanınızda fazla miktarda demir bulunması vücudunuzun oksidize (oksitlenmesi) olmasına veya erken yaşlanmanıza neden olabilecek en kuvvetli sebeplerden biridir. (Bir elmayı kesip açığa bıraktığınızda renk değiştirmesi oksitlenmenin en tipik göstergesidir.)

Yetişkin bütün erkekler ve postmenoposal kadınlar kanlarında fazla demir taşırlar bu iki grupta zaman zaman kan vermekten büyük fayda görürler.

(kanınızdaki demir fazlalık değerlerine göre yılda bir veya altı kez kan verebilirsiniz.) hala adet gören kadınlarda kanamalara bağlı olarak daha düşük demir seviyeleri vardır.

 

 

51- KADINLAR İÇİN HORMON SAĞLIĞI ESTROJEN VE PROGESTERON…

 

Menopozla beraber azalan hormonların yerine konulması oluşan çoğu klinik bulguların teskin eder. Bu kadınlar için kombine tedavi ( estrojenle beraber progesteron) veya sadece estrojeni yerine koyma tedavisi uygun olabilir.

     Menapozdaki estrojen tedavisinin diğer faydaları ise şunlardır;

- Kemik yoğunluğunu arttırır.

- Kalp hastalığı riskini ve koroner arter hastalığını azaltır.

- Felç(inme) nedeniyle ölüm oranını düşürür.

- Kolon kanseri riskini azaltır.

- Ruhsal durumunuzu iyileştirir.( depresyonu azaltır)

- Ciltteki kollagen yapısını iyileştirir, cilt sıkılığını arttırır, kırışıklıkları azaltır.

- Karbonhidrat metabolizmasını düzenler ve insülin direncini azaltır.

- Menapoza bağlı hafıza problemlerini kolaylaştırır ve Alzheimer’a karşı koruyucu etkisi vardır.

                            

52- TATLI KALP…

 

2005 yılında Yunanistan’daki Atina Tıp Okulunda yapılan bir araştırma sonucunda siyah çikolatanın kalp hastalığını yüksek kan basıncı ve inmeyi ima eden kardiyovasküler performans kriterlerinde azalma meydana getirdiğini bulmuşlardır.

Bu çalışmada siyah çikolatanın damar duvarlarında ve lenfatik sistemde pozitif yönde değişiklikler meydana getirdiği ve atardamarda sertleşmenin azaldığını göstermişlerdir. Siyah çikolatada bulunan yüksek flavonoidlerin ( bir cins antioksidan) aynı zamanda damarları genişletme kabiliyeti olduğu yedikten sonra gözlemlenmiştir. Araştırmacılar çikolatanın kardiyovasküler sistem üzerinde koruyucu bir etkisi olduğunu iddia etmişlerdir. Daha önce California Davis (USA) Üniversitesi’ndeki araştırmacılarda bir avuç dolusu 25 gram yarı tatlı çikolata parçacıklarının kandaki flavanoid seviyesinde artış meydana getirdiğini göstermişlerdir.

 

53-HORMON SAĞLIĞI MELATONİN…

 

Melatonin en çok bilinen uykudan sorumlu olan hormondur. Karanlıkta beyinde pineal bez tarafından sentez edilir. Melatonin değerleri kanımızda 10 yaş veya daha gençken yüksek değerlerdedir yaşlandıkça değeri azalır.

Melatonin desteği alınmasının faydaları şunlardır;

- Uluslararası veya kıtalararası yolculukta biyolojik saatin ayarlanmasında (resetleme) önemi vardır. Sonuç olarak melatonin Jetlag ile mücadelede yardımcı olur ve sık olan uçuşlarınızda size doğal uyku almanızı, saat farklılığından doğan rahatsızlıkları gidermede düzenleyici olur.

- Natürel bir uyku uyumanızda yardımcı olur. Diğer uyku ilaçlarına göre melatonin rem fazını uykuda baskılamaz.

- Yüksek kolesterol seviyesine sahip insanlarda kolesterol seviyesini düşürür.

- Serbest radikallerin temizlenmesinde iyi bir çöpçüdür, bundan dolayı kalp hastalığına inme ve kansere karşı değeri gösterilmiştir.

- Seksüel isteği ve performansı arttırır.

- DHEA seviyelerini ve IGF-1 ( kanda büyüme hormonunun etken dolaşanıdır) değerlerini arttırır.

     

54- TARAMALAR HAYAT KURTARIR…

 

Yaşa uygun tarama testlerini hastalanmadan önce yaptırmak çoğu kez hayat kurtarır. Tarama testleri hastalık oluşmadan önce tanı konulmasında ve daha kolay tedavi edilmesine olanak sağlar. Hangi yaşta tarama testine başlayacağınızın programı cinsiyetinize, yaşınıza, tıbbi ve aile hikayesine ve diğer faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Erkekler aşağıdaki taramaları yaptırmak zorundadırlar;

- Kolesterol kontrolü; 35 yaşında başlayarak en az her 5 sende bir eğer sigara içiyorsanız, diyabet veya kalp hastalığı ailenizde mevcutsa kolesterolünüzü 20 yaşından itibaren kontrole başlayınız.

- Kan basıncı; en az iki yılda bir kontrol ettiriniz. Kolorectal ( kalın barsak) kanser taraması 50 yaşında başlayınız. Doktorunuz sizin için hangisinin uygun olacağını ve sıklıkla yaptırmanız gerektiği hakkında sizi uyaracaktır.

- Şeker testleri; eğer yüksek kan basıncı veya yüksek kolesterolünüz varsa.

- Depresyon; eğer kendinizi ümitsiz ve yıkılmış hissediyorsanız, son iki haftadır hiç bir şey den zevk alamıyorsanız.

- Cinsel yolla bulaşıcı hastalıklar, uygun sıklıkla

- Prostat kanser taramaları, prostat spesifik antijen olarak adlandırılan PSA testini

(kandan ölçülür) ve dijital (rektal tuşe) rektal incelemeyi ve/veya ultrasonogrofik tarama yaptırmaktır.

 

55- KADINLARIN YAPTIRMASI GEREKEN TESTLER…

 

- Kolesterol kontrolü; 45 yaşında başlayınız. Eğer sigara içiyorsanız ailenizde diyabet ve kalp hastalığı varsa 20 yaşında başlayınız.

- Kan basıncı; en az 2 yılda bir.

- Meme kanseri; 40 yaşından itibaren her 1 veya 2 yılda bir

- Rahim ağzı( serviks) kanseri; seksüel olarak aktif olduğunuz yıldan itibaren veya 21 yaşından büyükseniz her sene 1 yada 2 yılda bir

- Kolorektal kanser taraması; 50 yaşında başlayınız. Doktorunuz size yol gösterecektir.

- Diyabet testleri; yüksek kan basıncınız veya yüksek kolesterolünüz varsa

- Depresyon, kendinizi yıkılmış, üzgün ve ümitsiz hissediyorsanız ve son 2 haftadır içinizden hiçbir şey yapma isteği gelmiyor veya zevk alamıyorsanız

- Osteoporosis testleri; kemik erimesi testleri kemik dansitometresi 65 yaşından itibaren. Eğer 60-64 yaşları arasında iseniz doktorunuza sorunuz.

- Klamidia testleri ve diğer cinsel yolla geçen hastalıkların testleri; uygun görüldüğü zaman

- İşitme testi; 50 yaşından başlayarak her senede bir kez. İşitme kaybı riski arttığı zamandır.

- Görme testleri; 45 yaşından itibaren sıklıkla görme problemlerinin başladığı dönemdir.

- Dental checkups; dişçinizi senede bir veya iki kere ziyaret ediniz

 

56- AKILLI YOLCULUKLAR YAPIN SIKICI YOLCULUKLAR DEĞİL…

 

Sadece Amerika’da 2002 yılında seyahat acenteleri yardımıyla bir senede 627,6 milyon insan ticari uçaklarla seyahat etmiştir. Bundan dolayı bu kadar insanın havaalanlarında ve uçak içinde ne kadar sıklıkla rahatsızlanabileceğini hayal etmek zor olmasa gerek. Uçuşlarınızı daha sağlıklı ve rahat yapabilmeniz için aşağıda sıraladığımız 10 öğüte uymanızı öneririz.

1- Bol kıyafetler giyiniz; eğer uçaktan dışarı çıktığınızda kendinizi şişmiş hissediyorsanız bu uçak içindeki düşük kabin basıncından dolayıdır.

2- Vücut suyunuzu devamlı kontrol edin; uçakta iken her saatte bir 250 ml.yakın su için. ( 2 bardak) kabin havasında nem oranı çok azdır. %0 ile % 2 arasındadır. Uçağa binerken suyunuzu yanınızda getirin böylece uçak personelinin size temin etmesine ihtiyacınız kalmaz. Uçakta açık su kullanmayınız uçaklardaki standart su tanklarından su içmeyiniz (dezenfeksiyonu yeterli değildir)

3- Akıllı yudumlayınız; uçakta alkol ve kafein içeren meşrubatları tüketmeyiniz. Bunlar diüretik olarak etki eder.(idrar söktürücü) Basıncı azaltılmış hava yolculuklarında alkolün etkileri kuvvetlenerek alkol intoksikasyonu daha belirgin hale gelir.

4- Uçak yemeklerini atlayınız. Aperatif gıdalar (snacks) tuz bakımından zengindir. Uçak yemekleri yüksek yağ ve koruyucu madde içerirler. Uçağa gelirken birlikte getireceğiniz ufak yemek poşetleri sizi varacağınız yere kadar tok tutar.

5- Birazcık kıpırdayın; otururken bazı izometrik egzersizler yapın (baştan ayaklara kadar kasılma ve gevşeme tarzında) ayağa kalkın, uçak içinde dolaşın en az bir kere bu sizin ayaklarınızda ve bacaklarınızdaki şişmeyi azaltmaya yardım edecektir.

6- Birazcık uyumaya çalışın; Uçakta uyuma şansınızı arttırmak istiyorsanız yanınızda bazı destekleyici ekipman getirmelisiniz.bunlar boyun yastığı,kulak tıkacı,göz maskesi sweater ve pamuklu çoraplardır.

7- Çekinmeden açıkça söyleyin; nemli ıslak cilt görmenizde azalma ve konsantrasyonunuzda azalma varsa bu durum kabine verilen taze oksijende azalama nedeniyle olabilir. Havada ve dolayısıyla oksijende azalma beyinde etki yaparak daha çok oksijen gitmesine ve bunun sonucunda hipoksiya olarak adlandırılan belirtilerin oluşmasına neden olabilir;sersemlik, baş ağrısı, göğüs ağrısı, bulantı, yorgunluk ve diğer hoş olmayan belirtiler görülür. Daha yeni yapılan jetler yolcular için daha az taze hava verecek kapasiteye sahiptirler. Ama bizler bu durumu çekinmeden söylemek zorundayız yolcuların havalandırma konusunda kabin yetkililerini uyarması gerekmektedir. Pilotların standart uygulamalarında hava kanallarını %30 oranında kapatmaları gibi bir eğilimleri vardır ki yolculardan şikayet gelene kadar. Çünkü tek bir havalandırma paketini kullanmak 747 için saatte 80 $ tutmaktadır.

8- Kendinizi nemlendirin; yanınızda tuzlu bir nasal ( burun) spreyi getirerek burun kanalınızı nemlendirin.

9- Yağlayınız; burun deliklerinizi mısır, zeytinyağı veya badem yağı gibi benzeri yağlarla yağlayarak havada dolaşan bakterileri bloke edebilir veya yayılmasına engel olabilirsiniz.Petrol türevi olan yağları ve sentetik olanları kullanmayınız.

10- Uçaktan inince kendinizi nemlendirin; uçaktan indikten sonra kendinizi havuz, göl, banyo yada duşa atınız. Bu tür davranışlar vücudunuzun bütün gözeneklerini nemlendirir. Aynı zamanda sizi gevşetir ve tekrar şarj eder ve yolculuğunuzu zevkli hala getirir.

                 

56- KIZARTMA VE ÖLÜM…

 

      Kızartılmış gıdaları yememenizin 3 önemli nedeni vardır;

      Bütün kızartılmış gıdalar trans yağ asitlerini içerebilir. ( Trans fat) Bu kızartılma    işlemi esnasında oluşur ki atardamarların sertleşmesine neden olur. Trans yağlar kötü  huylu kolesterolün artmasına (LDL) ve iyi kolesterolün düşmesine sebebiyet verir. Trans yağların Tip 2 diyabete ve kalp hastalığına neden oldukları gösterilmiştir.

- Kızartmalar esnasında kullanılan bitkisel yağlar ( fındık ve tohum yağları örneğin; canola, soya, çiçek yağı ve mısır yağı gibi) ekşimiş veya bozulmuş olabilir ve büyük miktarlarda serbest radikallerin oluşmasına ve dolayısıyla hücrelere zarar vererek iltihabi işlemin başlamasına, kanser, şişmanlık ve yaşlanmanın kendisine neden olabilir.

- Kızarmış yağlar fazla miktarlarda akrilamid adını verdiğimiz bir kimyasal madde içerir. Bu madde gıdaların yüksek sıcaklıkta kızartılması esnasında oluşan bir yan üründür. Akrilamid potansiyel olarak kanser oluşmasına neden olan bir kimyasal maddedir. Aynı zamanda neurotoksik olduğu, sinir sistemine hasar verdiği, bu kimyasal maddeye maruz kalan çalışanlarda gösterilmiştir. Akrilamid özellikle yüksek sıcaklıkta kızartılan yüksek karbonhidratlı gıdalarda bulunmuştur. ( Patates gibi)

                            

57-YANMA KÖTÜDÜR…

 

Ateşte pişirilen etlerin fazla pişirilmesi ve yakılması sonucunda oluşan kömürleşmiş tabakalar proteinlerin ve aminoasitlerin değişerek akşam yemeğinin DNA’sını değiştirecek kimyasal maddelere dönüşmesine neden olur. Etlerin uzun süre çok yüksek ateşte pişirilmesi bile risklidir. IOWA kadın sağlığı çalışmasında iyi pişmiş etleri yiyen kadınlarda meme kanseri oranının orta derecede pişmiş etleri yiyen kadınlara göre 4,6 kez daha yüksek olduğu bulunmuştur. 2005’te yapılan bir araştırmada pişirilme öncesi biberiye ile ( rosemary) terbiye edilmesinin kanserogenik etkisi % 80 oranında azaldığı Kansas Sate Üniverisitesi araştırmacıları tarafından saptanmıştır. ( kanser yapıcı bileşiklerin azaldığı)

 

 

 

57-   RİNG…RİNG…RADYASYON ÇALIYOR…

 

Dünya çapında cep telefon bağlantısı 2 milyarı geçmiştir. Dünyada 3 kişiden birinde mobil teknoloji vardır. Bu kadar geniş kullanımı celluler mobil teknology’nin emniyeti konusunda uzun vadede sağlık açısından sorular doğurmaya başlamıştır. Mobil telefonlar etraflarına düşük frekansta elektromanyetik alan yaymaktadırlar. (EMFs) ki bunlar aşağıda sayacağımız sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilmektedir.

-     Genel halsizlik

-     Erkekte seksüel ve doğurganlık sorunları

         -     Merkezi sinir sisteminde ve kardiyovasküler sistemde değişiklikler.

         -     Hafıza, algılama, dikkat ve diğer beyin fonksiyonlarında değişiklik

    -    Kan basıncında yükselme, deri değişiklikleri

   Şu anda yoğun kullanımı ve gelecekte bu sayının daha da artacak

   olması her ne kadar küçük bir kesimde yan etkilerin görülmüş olsa bile bilim      adamlarını ve genel sağlık uzmanlarını endişelendirmektedir. Biz size kendi cep telefonunuzla minimal radyasyona maruz kalmanız için bazı öneriler sunmak istiyoruz

1- Konuşma uzunluğu ve sıklığı; bir kısım bilim adamları biyolojik değişikliklerin         oluşmasında konuşma süresinin uzunluğunun ilişkili olduğunu belirtmişlerdir.

ÖNERİ; cep telefonuyla konuşma sürenizi kısa tutun. Uzun konuşmaların gerekli ve önemli konuşmalara saklayın. Gelen aramaları telefonunuzda saklayın ve mümkün olabildiğince normal olan (kordonlu) telefonla cevaplayın .

2- Uzaklık; radyasyon yayılımının konsantrasyonu doğrudan bunu yayan cihazın gücü ile ilişkilidir. Mümkün olduğu kadar telefonunuzu kulağınızdan uzakta tutmaya çalışın. Bu durumda daha az radyasyon alacaksınız. Radyasyon kaynağından uzaklaştıkça maruz kalma şiddeti azalacağını unutmayın.

ÖNERİ; bir çok mobil ve telsiz telefonlarda “ speakerphone” kulaklık fonksiyonu vardır ve bu sizi telefondan arayan kişiyle daha uygun uzak bir mesafeden konuşmanıza imkan verir.

3- Telefon anteni; cep telefonu üzerindeki anten tipi yaymış olduğu radyasyonun bir kısmını dışarı yayar. Güdük veya kısa antenler dışarıya uzatılamazlar ve bunların kötü olduğu ve enerjiyi insan beyninde konsantre ettikleri saptanmıştır.

      ÖNERİ; uzatılabilir anteni olan telefonları seçiniz.

4- Sinyal yolu; binaların ve tekerleklerin çelik yapısı bir elektriksel zırh etkisi oluştururlar. (Faraday kafesi) sonuç olarak cep telefonlarının kapalı binalarda ve araba içinde kullanılması telefonun yaymış olduğu radyasyon şiddetini arttırır. Bu yüzden bir bağlantı gereksinimini doğurur. İngiltere’de teknoloji ve bilim topluluğunun açıklamasına göre kapalı bir arabada telefonla konuşulduğu zaman oluşan radyasyon seviyesi 10 katına kadar yükselmektedir.

ÖNERİ; eğer telefonla konuşurken arabada hareket halinde değilseniz kapıyı açın, eğer hareket halindeyseniz pencereyi açın. Bu yaklaşım telefonun radyasyon yayılımını kolaylaştıracaktır ve muhtemelen telefonun ihtiyacı olan sinyal güç seviyesinde azalma meydana getirecektir.

5- Telefon çalışma usulü; en yüksek telefon radyasyon yayılım gücü telefonun baz istasyonu ile bağlantı kurması esnasında oluşur. Telefonu mobil telefon seti içinde kullanırsanız telefon kalıcı olarak devamlı baz istasyonu ile temas halinde olur.

ÖNERİ; araba içinde iken mobil telefonunuzu başka birinde bir çağrı beklemedikçe veya telefon etmeyi planlamadıkça kapalı tutunuz.

6- Telefon taşıma; telefonunuzu çalışır pozisyondayken vücudunuza yakın tutarak taşımayınız. Özellikle açık pozisyondayken kemerinize takmayın, ceket, gömlek veya cebinize koymayın. Vücudunuzun yumuşak dokuları kalp, karaciğer, böbrekler, ince bağırsaklar ve üreme organlarına radyasyon daha kolay nüfus eder ve beyine göre daha çok etkilenir. ( beyin bir dereceye kadar kafatası tarafından korunur) ekonomik topluluğun bir raporuna göre İngiltere gizli servisinde çalışan gizli polislerin üçünde kolon kanserinden ani ölümler meydana gelmiştir. Araştırmada bu polislerin sırtlarında alt kesimde mikrodalga veya radyo vericiyle çalışan haberleşme ünitelerini uzun zamandan beri taşıdıkları tespit edilmiştir.

ÖNERİ; kadınlar için, telefonunuzu çantanız içinde ve bedeninizden uzakta taşıyınız. Erkekler; eğer bir çağrı almayı veya konuşmayı planlamadıysanız.

telefonunuzu montunuzun  cebinde göğsünde veya pantolon cebinde açık pozisyonda taşımayınız.

7- Gözlük taşıyanlar; İngiltere’deki parlamento bilim ve teknik kuruluşu raporuna göre metal çerçeveli gözlük kullanan insanlarda mobil telefon kullandıklarında maruz kaldıkları radyasyon oranı göz bölgesinde başta %6,3 daha sonra ise %20 oranında arttığı tespit edilmiştir.

ÖNERİ; telefonla konuşurken gözlüğünüzü çıkarın veya telefonla konuşurken kontakt lenslerinizi takın.

8- Baz istasyonuna yakınlık; konuşulan alandaki telefonların sayısı ( servis bölgeleri) ve telefonun baz istasyonuna olan uzaklığı telefonun baz istasyonu ile temasa geçip sinyal alma ve verme işlemi için harcayacağı gücü etkiler. Telefonun sayısı ve baz istasyonlarının uzaklığı ne kadar fazla ise radyasyon yayılır iletişim ağıyla telefon arasındaki teması sağlamak için

ÖNERİ; birçok telefon açıldığı zaman ekranlarında baz istasyonun veya sinyal gücünü ekranda gösterir. Çağrı alırken veya ederken gösterilen sinyal gücüne dikkat ediniz. Eğer bu zayıfsa kısa konuşma yapınız ve konuşmaya daha sonra sinyal gücü yüksek olan bir bölgede devam etmenizi öneririz.

 

59- AĞIRLIK SORUNU…

 

Obesite veya fazla kilo sorunu body mass indeks ( BMI) tarafından tarif edilir. Vücut yağınızın ölçülmesi ağırlığınızın boyunuzun uzunluğunun karesine bölünmesiyle tanımlanır. Kendi mass indeksinizi internetten www.nhlbi.nih.gov/health ten kolayca öğrenebilirsiniz.( metrik veya inch olarak ta bulabilirsiniz.) 25 kg/m2 üstü olanlar fazla kilolu, 30 kg/m2 olanlar ise şişman

(obes) olarak kabul edilirler. Obesite veya aşırı kilolu olmak hayatı tehdit edebilir. Kilo fazlalığı şunlarla sonuçlanabilir;

            - Kardiyovasküler hastalık

            - Tip 2 diyabet

            - Meme kalınbağırsak, prostat, endometrium, böbrek ve mesane kanseriyle sonuçlanabilir. Aşırı kiloluluk veya obesite hayat kalitesinin üzerinde bir kambur yaratır.

            Aşırı kilo solunum zorluklarıyla, kronik kas ve adale problemleriyle, cilt problemleri ve kısırlıkla beraber seyreder. Müzmin şişmanlık ve aşırı kiloluluk osteoartiritise sebep olarak yetişkinlerde fonksiyon bozuklukları ve yardıma muhtaç olmanın en önemli sebebi olarak karşımıza çıkar.

 

 

60-AKILLI YABAN MERSİNİ…

 

Berry tohumlardan oluşmuş meyveler ( böğürtlen, yaban mersini, ahududu vs…) genellikle insan beyninin yaşlanmasıyla beraber artan dejeneratif hastalıkların geri döndürülmesine veya yavaşlatılmasına büyük ümitler vermektedir. ( oksijen radikallerini yok etme kapasiteleri) yaban mersini, çilek, böğürtlen, ahududu antioksidan özelliği göstererek vasküler hasar, hafıza ve düşünme kaybının azalmasını engeller.

            Özellikle yaban mersini beyin sağlığını koruyan en iyi besin kaynağı olmada ön plandadır. Meksika’da National Üniversitesindeki bilim adamları yaban mersini zengin gıdayla beslenmiş olan farelerin beyinlerinde NF- kappa betanın azalmış olduğunu göstermişlerdir. NF-kappa beta bir proteindir ve beyinde yaşlanmayla beraber yükselerek hafıza kaybıyla beraber seyreder. Diğer bir hayvansal çalışmada ise, yaban mersini tüketenlerde beyin hücrelerinin kaybının azaldığı ve bir felç sonrası iyileşme hareketinin arttığını saptamışlardır. Amerikan milli yaşlılık enstitüsünde yapılan bir çalışma sonucunda oluşan fonksiyon kayıplarının azalmasına yardımcı olduğunu bulmuşlarıdır. Gelecekte yaban mersini ve diğer benzeri meyveleri tüketen kişilerde Alzheimer veya diğer nörolojik hastalıklar gibi yaşlanma sonucu açığa çıkan beyin fonksiyon bozukluklarının iyileşmesinde pozitif yönde ilerleme olacağı düşünülmektedir. 

 

 

61- CİLDİN KUSURU…

 

İnce çizgiler ve kırışıklıklar; insanlar duygularını yüz mimikleriyle ifade ederler ve bunu yaparken oluşan ince çizgiler yaşla beraber belirginleşir. Gözlerini kısma hareketi kaz ayağı ( gözlerin kenarlarından dışarı doğru yayılan göz çizgileri) kaş çatma hareketi çatık çizgilerine (kaşların arasında diklemesine oluşan) ve gülme hareketleri de dudak etrafındaki yarım ay şeklindeki çizgilere neden olur. Kırışıklıklar yaşla beraber gelişen ve gençken cildin sıkılığını sağlayan liflerin elastin ve kollagen zayıflaması sonucunda oluşan çizgilerdir. İnce çizgileri ve kırışıklıkları en az dereceye indirmek için 15 dakikadan daha uzun süre kalmak için dışarı çıkmayı planladığınızda koruma faktörü en az 15 ve yukarı olan güneş kremleri kullanınız. Pregnenalon içeren cilt nemlendiricileri ( bir hormon) cildinizin nemlenmesine yardımcı olur ve görünen kırışıklıkları iyileştirir. 2005 te Kanadalı araştırmacılar yulaf çekirdeğinin duvarlarında bulunan beta glukan adlı sıvımsı özelliğe sahip bir madde buldular ve bunu içeren cilt bakımı ürünlerinin cildi geçip kırışıklıkları azalttığını ispat ettiler.

                 

62-AZALAN SEKS ENERJİNİZİ TEDAVİ EDİN… 

 

Libido veya seksüel istek biyokimyasal sinyallerin bir senfonisidir.

- DHEA’nın hayvan modellerinde libidoda orgazmda ve seks isteğinde artış meydana getirdiği gözlenmiştir.

- Dopamine; bir sinir iletişimcisidir. Beyinde istek ve arzunun uyanmasında sorumlu primer kimyasal maddedir. Erkekte luteinize edici hormonun salınmasını sağlayarak (LH) testosteron yapımını arttırır.

- Testosteron; hem erkekte hem kadında seksüel isteğin artmasından sorumlu anahtar hormondur ve erkekte sertleşmesinin oluşmasında kritik önemi vardır.

- Oksitosin; orgazm esnasında en üst seviyelere çıkan beyinde yapılan bir proteindir.

Azalmış seksüel isteğin diğer nedenleri tamamiyle devre dışı edildikten sonra bu konuda eğitim almış bir doktor tarafından bu biyokimyasal dengesizliği tespit etmek ve tedavi etmek lazımdır.

 

63-KULLAN VEYA KAYBET…

 

Aerobik tarzda olan düzenli fiziksel aktivitenin sağlık açısından ilave faydaları vardır. ( örneğin haftada 5 gün veya daha fazla yapılan 30-60 dak. canlı yürüyüş) daha fazla miktarda yapılan fiziksel aktivitenin sağlık açısından daha fazla yararı olmakla birlikte hiç hareketsiz olmak yerine az da olsa hareketli olmanın faydası kaçınılmazdır. Orta yaşlarda yapılan düzenli egzersizler yaşlanma dönemlerinde kadın ve erkeklerin fiziksel cesaretinin uzun sürmesine neden olur. 2005 yılında Üniversity of London (İngiltere) da yaşları 39-63 arasında bulunan 6400 yetişkin üzerinde yapılan bir araştırmada çalışmanın başlangıcında; yeterli aktivitede bulunduğu kabul edilen gruptakilerin 9 yıl sonra yapılan gözlemlerinde fiziksel hareketlerinde bir kısıtlama olmadığı görülmüştür. Yeterli aktivite; gurubundaki kadın ve erkeklerin tanımında haftada 2,5 saat orta derecede egzersiz (örneğin bisiklet veya yavaş yüzmeler ) veya 1 saat kuvvetli aktivite ( kulaç atma ve koşma) mevcuttu. Düzenli aerobik fiziksel aktiviteden 9 yıl sonra, yeterli aktivite gösteren yetişkinlerde onları merdiven çıkmak, banyo yapmak gibi sıradan aktivitelerden veya spor , ağır nesneler kaldırmak gibi işlevlerden alıkoyacak fiziksel problemlerinin çok daha az olduğu gözlemlenmiştir.

Araştırmacılar bu çalışma konusunda şunu iddia etmişlerdir ki; orta yaştaki, kadın ve erkeklerin sağlıklı ve fit olarak kalabilmelerini koruyabilmek için düzenli egzersiz kritik öneme sahiptir.

Dünya sağlık teşkilatına göre dünya nüfusunun %60 dan fazlası yeterli olarak aktif değildir.

                            

 

 

 

64- SAĞLIKLI MERAK…

 

2005 yılında Alberta Üniversitesi’nin yaptığı araştırmada soru soran ve meraklı insanların %90 ının yaşlansalar da zihinsel olarak sağlıklı kaldıklarını bulmuşlardır. Genç yaşlarda meraklı olan gençlerin yaşlandıkça yine bu şekilde zihinsel olarak daha aktif kaldıklarını bulmuşlardır. İlave olarak 70 li ve 80 li yıllarda zihinsel kapasiteyi arttırıcı aktivitelere katılan insanlarda da beyin sağlığı açısından benzer faydalar sağladığı gösterilmiştir. Beynimizi aktif ve meraklı tutacak aktivitelerden bazıları şunlardır; okuma, seyahat, şiir ezberleme, kağıt oyunları oynama, bulmaca çözme, bir müzik aletinin nasıl çalınacağını öğrenmek için ders alma ve internette gezinme.

 

      “Akıl kendi yerinde cehennemi cennete ve cenneti cehenneme çevirebilir.”

                                                                 JOHN MILTON

 

65- CİLDİN KUSURU 2, YAŞ LEKELERİ…

 

Cildimiz üzerinde farlı renklerde bulunan benler yaşlandıkça koyulaşmaya belirginleşmeye başlarlar. Sizin ve dermatoloğunuzun cildinizdeki bu değişiklikleri yakından takip etmesi gerekmektedir. Siğiller ve karaciğer lekeleri ( aynı zamanda yaşlılık lekeleri olarak bilinir) zararsızdır. Aşağıdaki içeriklerden birini veya daha fazlasını içeren kozmetikleri ve cilt bakım ürünlerini kullanınız.

- Hydroquinone, yaşlılık lekeleri ( lipofuscin) ni oluşturan kahverengi pigment hücrelerinin toplanmasını engelleyici ve yıkılmasını kolaylaştırıcı etki gösteren bir antioksidandır.

- Kojik asit, yaşlılık lekeleri ile mücadelede Japonlar tarafından kullanılan mantar ve soyadan elde edilen bir maddedir.

- Glycyrrhiza Glabra, kahverengi cilt hücre kümelerinin parçalayarak onların doğal hücre dökülmesi döngüsü içinde atılmasını sağlayan bir bitkidir ve aynı zamanda lipofuscin oluşmasını sağlayan serbest radikallerle savaşır.

Önemli: Bazı cilt renk değişmeleri önemlidir. Düzgün, alçak yüzeyli, küçük kahverengi lekelenmeler kanseröz olabilir. Özellikle rengi koyulaşacak ve kaşınmaya başlayacak olursa ki bunlar cilt kanserinin öldürücü bir şekli olan melonomanın erken belirtileri olabilir. Eğer bu şikayetleriniz varsa doktorunuzla konuşunuz. Melanoma hakkında bilmeniz gereken her şeyi bulabileceğiniz bir web sayfası Amerikan Milli  Kanser Enst. tarafından verilmiştir. www.cancer.gov/cancerinfo/wyntk/melanoma

                            

66- BİRLİKTE YAŞAYIN, DAHA UZUN YAŞAYIN…

 

Avustralya Victoria üniversitesinden araştırmacılar 2005 yılında yayınladıkları ve 3000 evli yaşlı erkek ve kadın üzerinde 15 yıl süren araştırma sonucu yayınladıkları bildiride evli erkeklerin yaşam sürelerinde bekar olanlara göre 11 ay daha uzun yaşam süresi bulunurken evli kadınlar üzerindeyse evli olmanın yaşam süresi açısından bir fark oluşturmadığı görülmüştür. Daha önce yine aynı üniversitenin 9775 erkek kadın üzerinde yaptıkları araştırmada eşleriyle beraber olan yaşamlarını durduran veya evliliklerini bitirenlerde kadın veya erkek olsun fiziksel ve zihinsel sağlıklarında düşme olduğu saptanmıştır.

Bazı araştırmacılar ise bu durum için bir teori “ evlilik koruma hipotezi”             koymuşlardır. Bu teoride evli çiftlerin birbirlerini sağlık, sosyal ve finans konularında destekledikleri ve birbirlerinin sağlık durumlarını kontrol ettikleri savını savunmaktadır.

 

      “ Eğer akıllı bir evlilik yapmak istiyorsan eşitinle evlen…          “  OVID

 

67- YAŞAM İÇİN KUVVET…

 

Kardiyovasküler egzersiz kilonu iyi bir derecede tutmak ve kardiyovasküler sistemini sağlıklı bir şekle getirmek için önemli olduğu gibi strength training yani vücut gücünü geliştirmek onun kadar da önemlidir. Güç geliştirici egzersiz (training) aynı zamanda direnç egzersizi de olarak adlandırılır. Herhangi bir yaştaki erkek ve kadının kemik yoğunluğunu direncini ve adale kuvvetini arttırarak genel sağlık ve sıhhatte oluşu (fitness) geliştirir. Bu özel fiziksel çalışma şekli aynı zamanda insülin hassasiyetini ve şeker metabolizmasını iyileştirir. Araştırmalar göstermiştir ki; eğer 90 lardaki erkek ve kadınları yaşına bakmaksızın ağırlıklı egzersiz eğitim programına alınıp adale kitle ve kemik güçleri geliştirilse düşmeyi ve hasar görmeyi önleyici reflekslerin iyileştiğine bağımsız yaşamın devamını cesaretlendirdiği bulunmuştur. Sadece yaşlı yetişkinlere % 11’i bu tip adale geliştirme egzersiz programlarına dahil olmuşlardır. Büyük bir çoğunluğu fırsatı kaçırmışlardır. Bu programı uygulamak için haftada 4 kez 10 dakika ağırlık kaldırma programıyla beraber 20 dak. Lık aerobik egzersiz programı uygulayın.

     

68-ZAMANINI DİĞERLERİNE YARDIM ETMEKLE DEĞERLENDİR…  

 

Başkalarına yardım için zaman ayırmak kendi sağlığınıza gerçek anlamda kar olarak döner. Gönüllü olmak algılama ve zihinsel sağlık gücünüzü arttırır, muhakeme gücü, hatırlama,hayal etme ve kelime öğrenmeyi geliştirir. Gönüllü olmak beyini meşgul eder ve yaşlanmayla beraber kayıp olan hafızayı korur. Gönüllü olmak aynı zamanda fiziksel olarak sağlık kaynağıdır. Çeşitli araştırmalar sonucunda gönüllü olarak çalışanlarda daha az sağlık problemleri olduğu görülmüştür. Fiziksel olarak aktif kalırlar bundan dolayı, kalp krizi, diyabet ve diğer kardiyovasküler problemlerin riski azalır.

     

 

 

 

 

 

                                          69- SEKSİ ANLAMAK…

 

Şu vecizeyi herkes bilir ;

“Eğer bir insanla yatıyorsan daha önce hiç yatmadığın herkesle yatıyorsun demektir” (onun yattığı) seks partnerinden cinsel bir hastalık kapma riskine bakarak kendimizi ve seks partnerimizi emniyetli bir seks için eğitebiliriz.

- En emniyetli seks bulaşıcı hastalığı olmayan ve tek eşliliğe dayanan ilişkideki sekstir.

- Partnerinizi dikkatli seçiniz, yüksek riskli grubunda olan damardan uyuşturucu alanlarla homoseksüel ilişkisi olanlar ve akıl hastaları veya hapishanede ilişkide bulunanlarla ilişkide bulunmayınız.

- Partnerinizin seks hikayesini öğrenin. Son 3 veya 5 sene içinde başka biriyle seks ilişkisi mevcutsa risk altındasınız demektir.

- Cinsel yolla geçen hastalıklar ve bunların belirtileri açısından seks partnerinizi kontrol ediniz. Beyaz bir dili olması mantar açısından bulgu olabilir bu esnada göz aklarının sarı olması bir hepatiti akla getirebilmelidir. Kadında ve erkekte açık yaralara ve genital siğillere dikkat ediniz. Her iki seks içinde anal siğiller önemlidir. (WARTS) Lenf nodlarının şişmiş olup olmadığını kontrol ediniz. (boyun ve koltukaltı kolaylıkla hissedilebilecek noktalardır.) Sağ bölgede karaciğerin bulunduğu alan ve solda en son kaburganın altında bulunan dalak bölgesinin dokunmayla hassas olup olmadığını kontrol ediniz.

 

 

                                         70-  GÜNLÜK EV İŞLERİ GİZLİ YAĞ YAKICILAR…

 

Kadın erkeklerin ev veya evle ilgili işleri yaptıklarında farkına varmadan aşırı kilolarını yakarlar ( ortalama kadın ve erkek için 70,5 kilo ağırlık baz alındığında)

            - Çocuklarla ilgilenmek ( giydirme ve besleme) 211-246 kalori her saat için

            - Çocuklarla oynama 281-352 kalori her saat

            - Ev temizliği; 176-317 kalori her saat

            - Bahçe işleri; 352 kalori her saat

            - Çim biçme; 176-387 kalori her saat

            - Mobilya taşıma; 422 kalori her saat

            - Ev boyama veya duvar kaplama; 317 kalori her saat

            - Elle kar küreme; 422 kalori her saat

            - Araba yolunu süpürme; 281 kalori her saat

 

                                         71- AKILLI B VİTAMİNİ…

 

Yüksek homosisteine seviyeleri kardiyovasküler hastalıkların bir işaretidir ve algılama fonksiyonlarını değerlendirmek için yapılan testlerde düşük değerler çıkmasıyla birliktelik gösterir. ( düşünme, mantığa uydurma, hayal etme ve kelime öğrenme) 2005 yılında Tufts Üniversitesi araştırmacıları 50-85 yaşları arasındaki erkek veteranlar üzerinde yaptıkları araştırmada yüksek folik asit(B9), yüksek pridoksin(B6) ve kobalamin(B12) kan değerleri bulunanlarda hafıza yeteneklerini, konuşmak kabiliyetlerinin yüksek olduğu, yer alan ayarlaması kabiliyetlerinin iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Yüksek homocicteine seviyesi olanlarda ise hafızada tekrar çağırma hatırlama yeteneklerinin azaldığı tespit edilmiştir. Homocicteine seviyelerini düşürmek ve yaşla ilgili hafıza kaybına azaltmak için yeşil yapraklı sebzeleri tüketin( folik asit ve vitamin B zenginidir) ve vitamin B compleks alın.

           

            “Düşüncenin gücü aklın sihiri….” LORD BYRON

 

                                          72- CİLDİN KUSURU 3, İNCE CİLT…

 

Yaşlandıkça cildimiz kağıt tarzında incelir ve yağ bezleri aktivesi azalması nedeniyle problem yaşamaya başlar. (ki bu durum cildin kurumasına neden olur.) Hormonal fonksiyonda büyük miktarda azalma oluşması nedeniyle hormonların yerine konmasında fayda görebilirsiniz.bir anti aging doktoruyla konuşunuz o size aşağıdaki prensipleri takip ederek eksilen hormonlarınızın yerine konulması konusunda yardımcı olacaktır.

            - Sentetikleri değil naturel hormonları kullanın.

- Vücudunuzda var olan benzer ( biodentical) hormonları kullanın böylece vücudunuz onları emniyetle ve etkili olarak kullanabilsin.

- Uygun dozları yazın. ( ne kadar eksik olduğu laboratuar testleriyle belirlenecektir.) fizyolojik dozların üstüne çıkmayın.

- Düzenli ofis vizitlerini ihmal etmeyin ve laboratuar testlerini kontrol ederek gelişmeyi izleyin.

 

                        73- ÖLÜMÜ ÖPMEK…

           

Öpme insanın bir duygu ifadesidir ki şiddeti enerjikten erotiğe ve platoniklikten tutkuya kadar sıralanabilir. Öpüşme ile şunlar yayılabilir.

-      gribal enfeksiyonlar

-      nezle

-      monolukleosiz

-      uçuk virüsü ( tip2 ve 1)

-      sifiliz ( frengi)

Öpüşme aynı zamanda bazı bilim adamlarına göre kalp hastalığı, felç ve pönomoniye sebep olabilecek patogenler içerebilir.

 

“ Merak ediyorum hangi aptal ilk öpüşmeyi başlattı”

                                                                       JONATHAN SWİFT

 

                                   74- YAŞ BİR ÖZÜR DEĞİLDİR…

 

Michigan Üniversitesi (USA) araştırmacıları tarafından yürütülen bir çalışmada 50’li ve 60’lı yaşlar arasında olan kadın ve erkeklere ( özellikle kalp, yüksek tansiyon , diyabet, sigara içimi gibi tehlikeleri varsa..) fiziksel olarak aktif olmaları tavsiye edilmektedir. 9611 yaşlı yetişkin üzerinde yapılan bu araştırmada

Düzenli olarak fiziksel aktivitelerde bulunanlarla hareketsiz yaşam sürenler karşılaştırıldığında takip eden 8 yıl içerisinde ölüm oranı % 35 daha az bulunmuştur. Bu düşüş orta dereceli fiziksel aktivite yapanlarda hatta obez olmasına rağmen düzenli fiziksel aktivite yapanlarda da görülmüştür.

(düzenli yürüyüş, bahçeyle uğraşma dans etme…) düzenli egzersizin en büyük faydası yüksek riskli olan grupta olmuştur. Bulgular ışığında araştırmacılar hareketsiz yaşam sürenlerle, yüksek riskli bile olsa egzersiz yapanlar karşılaştırıldığında ölüm oranının çok daha yüksek olduğunu tespit etmişlerdir.  

                                  

75- BEYİN İÇİN BROKOLİ;

 

Brokoli Lignan adını verdiğimiz bu sebze bitkisel estrojen ( Phytoestrogen) bakımından oldukça zengindir buda algılama fonksiyonlarına faydası olduğunu

(düşünme, karar verme, hayal etme, kelime öğrenme…) gösterir. İngiltere’de 2005 yılında Kings Collage brokolinin Glucosinolates bakımından zengin olduğu ve bunun asetil kolin gibi santral sistemimizin normal ve uygun bir şekilde çalışması için gerekli olan Neurotransmitterlerin azalmasını durdurabildiğini ispat etmişlerdir. (düşük seviyelerdeki asetil kolin Alzheimer hastalığı ile çok sıklıkla beraberlik gösterir) eğer brokoli bulamazsanız Glucosinalates bakımından zengin olan gıdalar yiyiniz. Patates, portakal, elma, lahana, bürüksel lahanası…

 

                                               76- CİLDİN KUSURU 4 : KURU CİLT…

 

Yaşlandıkça  cilt daha kuru olur. Xerosis kuru cilt anlamında kullanılan bir kelimedir. Cildin en dış kısmı olan epidermisin stratum korneumunu etkiler. Buda   cildin kaşınan, pul pul dökülen, sertleşmesine sebep olur. Genetik yapımız, hastalıklar ve çevresel faktörlerin hepsi bu durumu tetikler. Sizi canlı tutması için günde 8- 10 bardak distile suyu eşit olarak her iki saatte bir içiniz ve her bardağın içine ufak bir tutam deniz tuzu koyunuz. ( elektrolitler için) vücudunuzu yıkayarak zararlı metalleri be bakterileri temizleyerek cildinizi sıvı ile nemlendirmiş olursunuz.

ÖNEMLİ; eğer cildinizin kuru olmasının sebebini açıklayacak kesin bir neden bulamıyorsanız tıbbi bir yardım almalısınız. Altta yatan herhangi bir sağlık sorunu olabilir veya başka bir dermatolojik problemin belirtisi olarak karşımıza çıkabilir.  Örneğin; dermatitis, egzama, sedef yada tyroid bezinin az çalışmasıyla (hypotyroid ) ilgili bir rahatsızlığın sebebi olabilir. Diyabetik olanların kuru cilt veya diğer ciltle alakalı problemlerde mutlaka doktora başvurmaları gerekmektedir. Diyabet ciddi problemlere ciltte sebep olabilir.

 

                                              

 

 

 

 

77- FİT VÜCUD= FİT BEYİN…

 

Fiziksel olarak aktif olan kişilerde daha yüksek konsantrasyon kabiliyetleri vardır ki buda hafızanın devamlılığına ve bunama ile savaşmada çok önemlidir.

Northwestern Üniversitesi (USA) Feinberg tıp okulunun yaptığı bir araştırma hareketsiz yaşam süren yaşlılarda bunun sonucunda algılama fonksiyonlarının azaldığı ve uyku problemlerinin olduğu görülmüştür. Yaşları 67 ve 86 arasında bir grup 2 haftalık bir çalışmaya alınmıştır ve bu çalışmada 30 dakikalık sosyal etkileme ve finalde 30 dakikalık hafif ve orta derecede fiziksel aktivite yapılmış, ısınma hareketleriyle başlayan programda gerilme ve hafif orta derecede fiziksel aktivitelerden oluşmaktaydı. ( yürüyüş, sabit üst ve alt vücut hareketleri..)son periyotta ise, hızlı yürüme, beden eğitimi hareketleri, dans ve sonrası soğuma hareketleriyle beraber 90 dakikalık bir sürede 2 haftanın sonunda tüm katılımcıların %4’den %6’ya kadar algılama fonksiyonlarında artış ve uyku kalitelerinde düzelme ( daha derin ve daha az uyku bölünmesi bulunan uyku düzeni) tespit edilmiştir.

 

“ Vücudu sağlıklı tutmak bir görevdir. Aksi halde aklımızı kuvvetli ve berrak tutamayız… “

                                                                                              BUDHA

 

                                   78- CİLDİN KUSURU 5; PÜRÜZLÜ CİLT…

 

Ciltteki pürüz ölü hücrelerin cilt yüzeyinde toplanmasıyla oluşur. Ölü hücreleri vücut doğal bir yol olan hücre dökülmesiyle (eksfoliasyon) atar bu esnada yeni hücreler ölü hücrelerin yerini alır. Yeni hücreler alttan baskı yaparak eski hücrelerin dökülmesine yardımcı olurlar. Bu durum bazı nedenlerle her zaman gerçekleşmez ve bu eski cilt hücrelerinin birikip tümsekli ve pürüzlü bir dokuda olmasına sebep olur. Vücut fırçalarına yada liflerine yatırım yapmak gerekir. Vücudu iyi bir şekilde fırçalamak kan akımını uyarır ki buda vücut toksinlerinin atılmasını sağlar, ölü hücrelerden kurtulmasına sebep olur. Vücudunuzu dairesel hareketlerle fırçalayın. Dirsek, diz , omuz, sırt ve bacaklara özen gösterin. Vücudunuzu banyo ve duş almadan önce fırçalayın.

 

                                   79- AĞRISIZ YAŞAM…

 

2005 yılında Amerika Stanford Üniversitesinde 900 civarında 50’li yaşlarda erkek ve kadınlar üzerinde yapılan araştırmalar sonucu düzenli egzersiz yapan kişilerde eklem ve adale ağrılarının oluşması, romatoid artititis gelişmesi daha az olmaktadır. Bisiklete binen, yüzen, ritmik ve düzenli yürüyüşler yapan, aerobik egzersizler uygulayan kişilerde eklem ve adale ağrısı % 25 olarak azalmaktadır. Canlı aerobik egzersizlere katılan ağrısız kadın ve erkeklerin bu aktiviteyi haftada 6 saate varan sürelerde tamamlayabildikleri gösterilmiştir.

 

“ Her günde 1440 dakika vardır, bunun 30 dakikasının fiziksel aktiviteye ayrılması uygun olur.” Amerika Hastalıklardan Korunma ve Önleme Merkezi

 

                                   80- KUCAKLAMA VE RAHATLAMA…

 

            Tedavi edici dokunma sağlık pratisyenleri ve hemşireler tarafından ağrının, depresyonun ve endişenin hafifletilmesinde kullanılan bir iyileştirme şeklidir. Çeşitli deneysel çalışmalar göstermiştir ki ; dokunma hem dokunan ve hem de dokunmayı alan şahıs üzerinde ölçülebilir derecede pozitif fizyolojik değişikliklerin oluşmasına neden olmaktadır. Kucaklamanın iki yönlü bir tedavi edici dokunma olduğu kabul edilebilir.

            Bu öpüşmeye alternatif olabilecek iyi bir alternatiftir.

 

                                                                      

                                   81- EGZOTİK EKZERSİZ…

 

            Egzersizleri sıkıcı bulan kadın ve erkekler Asya Fitness programlarını deneyerek faydalanabilirler.

            USA Teknoloji Enstitüsünden bir gurup araştırmacı 40 ila 60 yaş arasında olan ve Soo Bahk Do (eski bir Kore döğüş tekniği sanatı ) ki bu karateye benzer ,pratiği alan guruptaki yetişkinlerin ( hareketsiz yaşam süren erkek ve kadınlarla karşılaştırıldığında) bir sure sonra aerobik kapasitelerinin arttığı ve kalp ve akciğer solunum kapasitelerinin arttığı tespit edilmiştir. Soo Bahk Do aynı zamanda esneklik, kuvvet ,hız,ve zihinsel odaklanma konusunda iyileşme sağlar.

            Tai Chi ki 12 inci yüzyıla dayanan eski bir Çin egzersizidir yaşlandıkça sorun olan denge ve uygun soluk alma konusunda çok yardımcı olur. Emory Üniversitesi Tıp Okulu (USA) un yaptığı bir çalışmada 15 hafta süreyle Tai Chi programına dahil olanlarda düşme risklerinin % 47 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Yine bir çok insan yürüme güvenlerinin arttığını bildirmiştir. Tai chi nın aynı zamanda kan basıncını düşürdüğü ve uyku kalitesini arttırdığı gösterilmiştir.

            ‘ Vücudumuz çok önemlidir ve bizim zirveye ulaşmamız için araçtır ‘’

                                                                                                          BUDDHA

 

                                   82- CİLDİN KUSURU 6 ; CANSIZ CİLT…

 

            14 yaşına kadar cildin yüzeyi her 14 günde bir doğal olarak dökülür. Bu hızlı yenilenme cildi sağlıklı parlak genç görünümde tutar. Fakat biz yaşlandıkça bu doğal dökülme hızı yavaşlar. 25 yaşından sonra ve yukarı yaşlarda cilt her 28 günde bir dökülür.ölü olan cildin cilt yüzeyinde birikmesinde cilde donuk görünüm verir.günlük cilt temizlenmesi, renkleme (tonik) ve nemlendirme işlemini yapmak yerinde olur.alfa ve beta hydroksi asidleri  içeren ürünleri seçiniz ,bunlar cildin natürel yolla dökülmesine yardımcı olur. Hassas olan ciltliler ise içinde poly hydroksi asit bulunan ürünleri seçmelidirler.

 

            ‘’Gerçek güzelliği sadece insan yaşlandıkça görebilirsin ‘’ ANOUK AİMEE

                                                                                                                                        

                                               83- SEKS EGZERSİZLERİ

 

            Amerika Birleşik Devletlerinde Harvard Üniversitesinin toplum sağlığı bölümünün yaşları 53 ile 90 arasındaki 31,742 erkek üzerinde yaptığı araştırma sonucunda fiziksel olarak aktif olan erkeklerin daha iyi serleşmelerinin olduğu tespit edilmiştir.ilaveten haftanın çoğu günü 30 dakikalık canlı yürüyüş yapan erkelerdeki sertleşme fonksiyon bozukluğunun %15 ila %20 oranında azalmış olduğu tespit edilmiştir.araştırmacılar eksersizin insan vücudunda tüm damarsal yapının sağlığı acısından ve özellikle sertleşmeden sorumlu olan küçük atardamarlarda değeri olduğunu saptamışlardır. Bu bize belki de peniste belli bir yaşta yaşanan sorunların belki de kalpte sorunların olduğu örneğin bir kalp krizinin habercisi olabileceğini düşündürmektedir’’

Bütün dünyada yaklaşık 152 milyon erkeğin sertleşme sorunu yaşadığı tahmin edilmektedir(e d). Sertleşme sorununun sebepleri içinde vakaların %40 ında damarsal sebep en sık rastlanandır.

 

                                   84- SEKS AKILLANDIRIR…

 

             Almanya medikal araştırmalar merkezinin yaptığı bir araştırma sonucunda bilim adamları düzenli seks yapan insanların daha akıllı olduğunu göstermiştir. Ön sevişme ve cinsel ilişki esnasında daha fazla adrenalin ve hidrokortizon salgılanmaktadır. Bu maddeler beynin gri tabakasını uyarmakta ve sonunda akıl seviyesinde artış olmaktadır.

 

            Fransa resmi olarak en çok seksi seven ülkedir Fransızlar yılda 137 kez seks yapmaktadırlar yani tüm dünya ortalamasının üzerindedir dünya ortalaması 103 tür. Japonlar yılda en az seks yapanlardır 46 kez/yıl.

            ‘’ Durex şirketinin dünya seks tarama çalışmasından ‘’

 

                                   85- PATATES CİPSİ YİYENLER İÇİN SAĞLIK ÖNERİLERİ…

 

            Uzun suredir hareketsiz bir yaşam sürenlerin rutin fiziksel egzersiz programlarına akıllıca başlamalıdırlar. Egzersiz programına başlamadan önce doktorunuza danışınız.hareketsizler için bazı öğütler;

·         Başlarken sizi bıktırmayacak olan orta şiddette hareketlerle başlayınız. Hoşlandığınız aktiviteyi seciniz , ki onlara sadık kalmaya şansın artsın.

·         Her aktiviteye dereceli olarak daha fazla zaman ayırın. Önce kısa zamanlı başlayın ve daha sonra bu süreleri arttırın. Öyle ki bir kaç dakikadan başlayıp sonunda her gün 30 dakikaya çıkabilirsiniz.

·         Minimum miktarlar kolay gelirken dereceli olarak egzersizin süre ve şiddetini veya her ikisini birden arttırınız

·         Aktivitelerinizi çeşitlendirin hem ilgi alanınız geniş olsun hem de farklı avantajlardan yararlanma imkanınız artar.

·         Yeni fiziksel aktiviteler araştırın

·         Kendini verdiğin eforlar için ödüllendir

 

‘’ Büyük dağları devirmek için küçük ve emin adımcıklar gerekir’’

                                                                 William Shakespeare

 

 

86-CİLDİN KUSURU; 7; AKNE…

 

Akne Amerikanın birincil sıradaki cilt sorunudur. Sebase bezlerin (cilt teki yağ sağlayan bezler) ağızlarının (porlar) tıkanmasına neden olan bir rahatsızlık sonucunda oluşur. Bunun sonucunda ciltten dışarı doğru patlayan cilt lezyonları olur ki biz bunlara sivilce deriz. Yağsız cilt bakım ürünleri ve makyaj malzemeleri yağsız güneş koruma ürünleri kullanın. Böylece delikleri kapama riskiniz azalmış olur. Akne uçlarını sıkmayınız veya delmeyiniz.  Eğer böyle yaparsanız cildiniz de kalıcı deliklere sebebiyet verirsiniz. Akneden yana dertliyseniz akneye sebep olan bakterileri öldürmek istiyorsanız 2.5% lik benzoyl peroksid içeren krem veya jel kullanınız. Eğer 2 ay içinde gelişme saptayamazsanız cildiye uzmanına başvurunuz.

 

87-KAHVALTI EN İYİ KORUNMADIR….

 

Kahvaltı eden insanlar daha az soğuk algınlığına ve nezleye yakalanırlar. Cardiff üniversitesi araştırmacıları ( ingiltere) sabah yapılan iyi bir kahvaltının hücresel enerjiyle immün sistemine yakıt doldurduğunu belirtmişlerdir . İlaveten devamlı olarak kahvaltıyı kaçıran kişilerin, daha fazla stresli ,telaşlı yaşamın immün koruma mekanizmasını zayıflattığı ve enfeksiyona yakalanma şansının arttığı görülmüştür.  Güne taze meyve yemekle (portakal veya çilek vs.) , tatlı olmayan meyve suları ,az yağlı yoğurt veya sütle ,tam kepekli gıdalarla (tam buğday ekmeğiyle hazırlanmış tost, vs) başlayınız.

 

88- GÜZEL BİR GECE UYKUSU İCİN EGZERSİZ...

 

Fiziksel egzersiz daha kolay uykuya dalmanızı kolaylaştırdığı gibi uykunun evrelerinde de iyileşmeler meydana gelir.

·         Haftada üç gün yapılacak orta derecedeki egzersizin uykuya dalmayı kolaylaştırdığı bulunmuştur.

·         Kuvvet uygulanan egzersizler (ağırlık kaldırma vs.) büyüme hormonun salınımını arttırır ve artan büyüme hormonu uykuya daha da kolay dalmanızı sağlar.

·         Egzersiz kemikleri ve eklemleri kuvvetlendirir ve dolayısıyla uykuya dalmanızı zorlaştıran veya uykusuz bırakan ağrılarınızı hafifletir.

 

Not: Hormon uyarı etkisinin oluşması için sporu uyku saatinden 2 -4 saat önce yapmamak lazımdır.(uygun uyarı etkisinin oluşabilmesi nedeniyle)

 

“65 yasından sonra erkeklerin %13 ü ve kadınların % 36 sının uyku öncesi uykuya dalmak için geçirdikleri zamanın 30 dakikadan fazla olduğu bulunmuştur.”

         - Milli Uyku Vakfı-

 

89- TETİGE BASMAYIN…

 

Stres hastalığın sinsi tetikçisidir. Günlük streslerini hafifletemeyen insanlar çeşitli sağlık sorunlarından sıkıntı çekerler bunların içinde en sık rastlananlar yorgunluk, sık baş ağrıları ve mide problemleridir. Stresin duygusal cevabı kortisol hormonunun salınımıyla sonuçlanır . Stres zamanında böbrek üstlerinde bulunan adrenal bezler tarafından kortizol adlı bir hormon salınır. Maalesef uzun zaman kortisol salınımı yaşlanma işleminizi hızlandırır. Denetimsiz uzun sureli kortisol salınımı bağışıklık sistemini azaltabilir,protein sentezini yavaşlatır ( doku iyileşmesi için gereklidir.) Sinir hücrelerinin kaybına ,beyin hasarına,kemik kaybına,adale erimesine ,karın bölgesi yağlanmasına (göbeklenme) psikolojik bozukluklara, erken yaşlanmaya ve ölüme neden olur. Kronik ve uzun sureli stres nedeniyle uzun süreli fazla miktarda kortisol salınımı hypertansiyona ve ölümcül sonuçlara sebebiyet verebilir.

 

Stres reaksiyonunu başlamasını tetikleyecek nedenlerden uzak durun.;

·         Günlük aktivitelerinize ait liste hazırlayın ve önem derecelerine göre sıraya dizin yapabildiklerinizi yapın ama hepsini bitiremediğiniz için üzülmeyin.

·         Boş zamanlarınızı değerlendirecek aktivitelere katılın keyif alın bu sizin adrenal bezlerinizdeki stres yükünüzü azaltacak ve boşaltacaktır.

·         Eğer iş yerinizde evinizde ve herhangi bir yerde kendinizi karmaşıklık içinde bulursanız probleminizi çözmek için zaman ayırın,  sakinleşin.

 

“ Hayatı çok fazla ciddiye almayın.nasıl olsa bu oyunun sonunda canlı olmayacaksınız                        ELBERT HUBBARD

 

90-EKZERSİZ HASTALIGI UZAKLAŞTIRIR.

 

Fiziksel olarak aktif bir hayat süren insanlar yaşlılık dönemlerine kadar kuvvetli bir bağışıklık sistemine sahip olmalarının faydalarından yararlanırlar.  Colorado Boulder üniversitesinin araştırmacıları immün (bağışıklık) sistemini uyaran sinyaller sonucu oluşan antikor (bağışıklık) cevabında yaşa bağlı olarak bir azalma olduğunu tespit etmişlerdir. Fiziksel aktivite daha uygun bir t-hücre ortamında bağışıklık cevabının oluşmasını sağlar ve bu özellikle 50 li , 60 lı veya daha ötesi yaşlarda çok önemlidir, çünkü yaşlı insanlarda bağışıklık sisteminde çöküş olmaya eğilim vardır.

 

 

 

 

 

 

91-KURŞUN ORANINIZI DÜŞÜRÜN…

 

Düşük dozda da olsa hayatınız boyunca çevresel kurşun temasının olmasının yaşlandıkça zihinsel fonksiyonun azalmasına yol açtığı 2005 yılında USA  Harvard Toplum Sağlığı okulunun yaptığı araştırma sonucunda bulunmuştur. Araştırmada ortalama yaş seviyesi 67 olan 466 erkek incelenmiştir. Araştırma ekibi yapılan testlerin değerlendirmesi sonucu ( kurşun birikmesinin en fazla olduğu yer olan diz kapakları bölgesidir) fazla kurşun bulunan erkeklerde en çok hafıza, dikkat, dil ve diğer zihin fonksiyonlarında kayıp tespit edilmiştir. USA’de  Brigham Kadın Hastanesindeki araştırmacılar tarafından ayrı yürütülen bir çalışmada da biriken değerlerde sürekli kurşuna maruz kalan insanlarda katarakt riskinin geliştiği ve yaşla beraber körlüğün ilerlediğini tespit edilmiştir. Araştırma ekibi 5 yıl süresince 60 veya daha yaşlı 642 erkek üzerinde yaptığı araştırmada katarakt gelişen erkelerde diz kapağı kurşun birikme oranının yüksek olduğunu bulmuşlardır.

 

Kemik erimesi olan yaşlı erkeklerde ise kurşun birikmesi daha da tehlikeli olmaktadır . Kemik boşluklarına yerleşen toksin uzun zaman süresince kana geçmekte ve vücut hasarı meydana getirmektedir.

 

USA’da artık kurşun benzinde veya boya maddelerinde bulunmamaktadır, fakat kurşun içeren ürünler diğer ülkelerde çeşitli ürünlerde bulunabilmekte ve halkı riske sokmaktadır. İçilen su bile kurşun içerebilmektedir,toksin eski kurşun su borularından rahatlıkla insan vücuduna girebilmektedir.

 

 

                         92-APERATİF VE UYKU

 

            Günlük gıdalar içerisinde baklagiller,kümes hayvanları ürünleri , ve yeşil yapraklı sebzelerde triptofan amino asidi yüksek oranda bulunmaktadır. Vücudumuz triptofan amino asidinden seratonin ve melatonin yapmaktadır ki bu maddeler uykuyu tetikleyen anahtar biyokimyasal maddelerdir.

 

                               93- STRESLE MUCADELE İCİN BASİT ÖNERİLER…

 

 

            Stres seviyelerinizi azaltma yolları arasında ,bazı iyi önerilerimiz size faydalı olacaktır.

·         Negatif olmayı bırakın; kötü moral ve dışa vurum bulaşıcı olabilir. Negatif olan veya konuşan insanlarla konuşmayınız. Daha ziyade pozitif olan umutsuzluk içinde umut bulabilen ve hayatın mutlu taraflarını sizle paylaşan insanlara sarılın.

·         Gününüzü gözden geçirin ve meditasyon yaparak kendinizi ödüllendirin; her gün kendiniz için dertlerinizi bir tarafa bırakacak sakin bir zaman ayarlayın, sakinleşin ve içinizdeki barış ile bütünleşin ve akıl , vücut sağlığınızı iyileştirin.

·         Derin nefes almanın zevkini alın; her gün üç defa 10 ar kez yavaşça tam derin nefes alarak ve vererek hem zihninizde hem de bedeninizde stres yaratan nedenleri temizleyin.

‘’ Basit şeylerden keyif almayı öğrenin. Mutlu olmak için aklınızı terbiye edin……”                                        Robert Louis Stevenson.

 

 

                                               94- RAHAT NEFES ALMA

 

            İnsanlar zamanlarını %90 nını kapalı kapılar içinde geçirirler. Sonuç olarak kapalı ortamlardaki toza maruz kalma riski dışarıdakine göre daha fazladır. Kapalı ortamlardaki alerji ve astımı tetikleyicileri vereceğimiz şu basit önerilerle azaltın;

  • Evden ev hayvanlarını uzaklaştırın ve onların öfkesini yok etmek için adamakıllı temizleyin
  • Döşemelik kumaş yerine mümkün olduğunca deri kaplanmış mobilya kullanın çünkü deri toz mitelarının nefes almasına direnç gösteren en gelişmiş materyaldir.
  • Halıları ve kilimleri uzaklaştırın
  • Haftada bir defa hem dikine hem enine bütün yüzeylerin tozunu alın.
  • Ev içi nemliliği %50 nin altında tutun
  • Kuru sezonlarda hava değişimini sağlamak için her gün bir saat pencereleri açıp havalandırın.
  • Yatak odalarınızda havalandırma sistemlerinizde hepa filtre kullanın.
  • Banyonuzun duş perdelerini tabanını ve duvarlarını çamaşır suyu deterjan ve su ile temizleyin.
  • Eğer oturduğunuz yer nemli ise nem alıcı makinelerden istifade ederek nem oranını düşürün.
  • Evde asla sigar içmeyin

 

                                         95- EGSERSİZ YAPARKEN DİKKAT…

 

            Gym salonlarında kullandığınız aletlerin çoğunu hiç tanımadığınız insanlarla ve dolayısıyla bakterilerle paylaşmaktasınız. Basit bir silme işlemi ile beraber istenmeyen gym bakterilerinin sayısını azaltmak için önemli bir adım atabilirsiniz. Bakteriler sadece eldivenlerde ve aletlerde veya soyunma odalarında gizlenmez.; bugünkü yüksek teknoloji ile üretilen spor aletlerinde istemeden de olsa bakterilerin toplanabileceği yerleri gösteren araçlarla donatılmışlardır.bir damla tükürüğün içinde yaklaşık 100 milyon bakteri mevcuttur ve bu monitörler rahatlıkla bu tükürüğün yerini gösterebilirler. Rhinovirus (soğuk algınlığına sebep olur) ve streptekok (bronşite ve bademcik iltihabına neden olur )

·         Gym havlularınızı her gün yıkayın ; enfeksiyona neden olan bakteriler ve mantarlar (ki atlet ayaklarını severler ve enfeksiyon a neden olurlar) kullanılmış havlular üzerinde yavrularlar. Her gün cildinizi sildiğinizde bakteriler havlunun üzerine geçerler ve toplanırlar. Bir havlunun yedi gün kullanımı yeteri kadar bakterinin veya organik materyalin toplanarak bakterileri koruyacak bir zırhın oluşmasını sağlamak için yeterlidir ki bu durum bakterilerin çoğalması ve istilası için yardımcı olur.

·         Çalışmadan sonra uzun bir duş alın ve tüm giysilerinizi yıkayın ve aşınmış kısımlarını kesin atın.; metisiline direnç gösteren stafilakok aureus rahatlıkla kan akımına girerek ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bu bakteriyi taşıyan bir kişinin bulaştırdığı aletleri kullanan kişiler dokunmakla bile indirekt olarak rahatlıkla bu bakteri vücutlarına alabilecek derecede bulaşıcı bir ajandır.

·         Karbonhidratları ve tatlıları kesin; karbonhidratlar ve şekerli gıdalar (spor içecekleri içersindeki şeker dahil) bağırsaklardaki bakterileri besleyecek gıdalardır. Eğer bağırsaklarınızdaki bakteri oranı fazlaysa almış olduğunuz bu şekerli gıdalar ve tatlılar kötü bakterilerin çoğalması için yakıt vazifesi görecektir.

                                  

                                    96- UYKU CENNETİNİZİ YARATIN…

 

Uyku borcu zaman içinde alınmamış uykuların birikmiş toplamıdır. Her gece 7 saat uyuması gereken insanlar bu sureden daha az örneğin 6 saat uyuduklarında bir haftalık toplam uyku borçları 7 saat olmaktadır. Uyku borcu bizim fiziksel ve algılama aktivitemizi yavaşça kötüleştirerek yaşam kalitemizden mahrum bırakır. USA da ki uyku borcu nedeniyle yorgunlukla sonuçlanan yaşam kalitesi bozukluğunun Amerikan ekonomisine maliyeti yıllık sağlık harcamaları kayıp iş gücü nedeniyle 120 milyon dolar civarındadır.

 

Günümüzde Amerikalılar yüzyılın dönümünde atalarının uykularına göre daha az uyumaktadırlar. Eğer yorgunsanız depresyonda iseniz düşünmede probleminiz varsa ,reaksiyonlarınız abartılı ise ve alarm halinde oturuyorsanız çok belirgin olarak uyku borcunuz var demektir. Daha iyi bir gece uykusu almak için öğütler;

·         Uyuduğunuz odayı soğuk tutun; oda sıcaklığını düşürmek vücudunuzun daha sakinleşmesini sağlar ki buda uykunun hızlı başlamasına yardımcı olabilir.

·         Uyku odanızı karanlık tutun; ışık insanlar için en kuvvetli zaman işaretidir. Hatta baş ucundaki loş bir ışık bile insanın uyku ve uyanıklık düzenini pineal bez nedeniyle etkiler. Pineal bez beyin tabanında bulunan ışığa karşı bir organımızdır gözler kapalı bile olsa ışığı algılar.

·         Yatak odanızı sessiz tutun; eğer odanızı sessiz tutamıyorsanız fan ,hava temizleyicisi veya diğer bir temiz gürültü kaynağı kullanarak istenmeyen gürültüleri yok edin.

 

Amerikalı yetişkinler hafta içi ortalama 6.8 saat ve hafta sonları 7.4 saat uyumaktadırlar.

 

                                        

                             97-SOSYAL BİR KELEBEK OLUN…

 

Fiziksel fitnes hareketleri gibi sosyal ve üretken çalışmalarda canlı kalmaya eşdeğer faydalar sağlar. Harvard tıp okulu araştırmacıları yaptıkları araştırma sonucunda kronik tıbbi rahatsızlığı nedeniyle fiziksel egzersiz yapamayan kişilerin sosyal aktivitelere katıldıklarında aldıkları faydanın aynı olduğunu tespit etmişlerdir. Bir öğleden sonranızı arkadaşlarınızla çay içerek geçirin cuma akşamları briç oynayın veya komşularınızla hazırlıksız olarak toplanın. İlgilerinizi paylaşan insanlarla kaliteli vakit geçirdiğiniz zaman hayata daha pozitif bakmanızı sağlayacak sosyal ağınızın temelini atarsınız.

 

                             98- SOĞUK ALGINLIĞINDAN UZAKTA KALIN…

 

2005 yılında federal beslenme ve gıda araştırma merkezi (Almanya) araştırmacıları tarafından yapılan araştırmada günlük vitamin ve mineral ile probiyotik (bağışıklık sistemini ,özellikle t –hücreleri uyaran bakteri) en az 3 ay süreyle kullanan kadın ve erkeklerde soğuk algınlığından şikayet etme oranı sadece vitamin ve mineral kullananlara göre daha az olduğunu bulmuşlardır. Mineral , vitamin ve probiyotik kullanan erkek ve kadınlardaki tecrübeler:.

·         Soğuk algınlığı en az 2 gün daha az sürmüştür.( diğer gurupta ortalama 9 gün)

·         6 saate kadar total inebilen bir ateş dönemi geçirmişlerdir.(diğer gurupta 24 saat ortalama)

·         Daha az ciddi baş ağrısı,öksürük,ve burun akıntısı olmuştur.

 

Probiyotik bakteri türleri olan laktobasilyus ve bifidobakteri türleri yoğurtta hatırı sayılır miktarda mevcuttur. Aynı zamanda daha yüksek dozlarda diyet destek ürün formlarında (dondurulmuş-kurutulmuş tozlar, kapsüller, wafers da sıvı ürünlere göre daha fazla orandadır.) Probiyotik ürünler alırken üzerindeki her dozdaki koloni sayısını gösteren değerlere bakın ve en yüksek olanını tercih edin. Ürün eskidikçe bakteri sayısı azaldığından dolayı son kullanma tarihine mutlaka bakın. Probiyotik ürünlerini boş karnına alınız.

 

                       99- EN İYİ DİNLENME İÇİN…

 

Günlerimizin üçte birini uyuyarak geçirmekteyiz. Bundan dolayı uyuduğumuz odanın havası mümkün olduğunca bozulmamış olmalıdır. Yatak odasındaki alerjenleri en az değere düşürmek için bazı önerilerimiz olacaktır;

·         Hepa (yüksek etkili zerrecik filtresi) filtreli elektrik süpürgesi kullanın ve elektrik süpürgesinden tekrar toz çıkmasına ve ortalığa saçılmasına engel olun.

·         Yatak örtülerinizi her hafta yıkayın (90 derecede) ve sıcak kurutmada kurutun

·         Kuş tüyü veya kotondan yapılmış yatak örtüleri yerine sentetik olanları kullanın.

·         Yorgan ve yastıklarınızı toz ve mite geçirmez kılıflarla kaplayın.yastık ve battaniyelerinizi (pike) haftada bir kez sıcak suyla yıkayın.

·         Ev hayvanlarınızı yatak odasına sokmayın. Mayo kliniği uyku bozuklukları merkezinden Dr. Shepard’ın yaptığı araştırma sonucunda yatak odasına ev hayvanlarının girmesine müsade edenlerin % 53 ünün uykusunun parçalandığını göstermiştir. Ev hayvanlarına karşı alerjileri olanlarda da uyku esnasında problemler oluştuğu görülmüştür.

·         Toz bırakan bitkileri,bibloları ,ve tüy döken oyuncakları yatak odanızdan uzaklaştırın.

 

                 100- DAHA AZ AMA DAHA ÇOK UYKU İCİN…

 

Daha az ve kötü uykudan kaçınmanın yolları;

·         Elektromanyetik alan yayan veya oluşturan tüm elektronik aletleri yatak odanızdan uzaklaştırın.yaymış oldukları   elektromanyetik  dalgalar beyin dalgalarını etkileyerek uyku kalıbınızın bozulmasına neden olurlar. Elektromanyetik dalgalar : elektrikli saatler, kordonsuz telefonlar,cep telefonları televizyonlar,bilgisayarlar,lambalar,karbon monoksit dedöktörleri,duman temizleyicileri tarafından oluştururlar. Bu tip aletleri yatak odasından en az 4.6 metre uzağa koymak gerekmektedir.

·         Nefes almanızı zorlaştıracak kimyasal uyarıcı maddeleri yatak odanızdan uzaklaştırın . Bunlar sizin nefes almanızı zorlaştırdığı gibi uykuya dalmanıza da etki eder;

1.     Kimyasal maddelerle kaplanmış veya muamele edilmiş veya sentetik maddelerden yapılmış mobilyaları yatak odanızdan uzaklaştırın.

2.    Uyumadan önce kuru temizlemeden yeni gelmiş kıyafetlerinizi yatak odasından çıkarın (temizleme işlemi esnasında kullanılan kimyasal gazlar nedeniyle) ve onları ayrı bir odada havalanması için birkaç gün bırakın. Uyumadan önce tuvalet kapılarını kapayın.

3.    Kimyasal bir işleme tabi tutulmamış doğal koton veya ipek örtüler kullanın . Devamlı kalıcı ütülü kılıfları kullanmayın çünkü bunlar kimyasallara maruz bırakılmıştır ( en çok dikkat çeken formaldehittir.)

 

                                               101-ÜRKÜTEN BESLENME…

 

Günümüzde yılın 365 günü 24 saat bulunabilen çağdaş olarak adlandırdığımız fast food gıdanın her an bulunabilir olması şahsi ve profesyonel iş veya özel yaşamımızdaki yoğun yaşam tarzı nedeniyle çoğunlukla bu beslenme tarzını tercih etmemiz sonucunda toplum olarak zehirlenmiş (toxemic) durumdayız. ‘’ toxemia’’ tıbbi bir terimdir vücudumuzda zehirli maddelerin o kadar yoğun bir seviyeye ulaşır ve geçer ki artık kendi vücut sistemimiz bunu temizleyemeyecek noktaya gelir ve içimizde birikmeye başlar. Bu zehirlenmeyle beraber giden tıbbi durumlar şunlardır:

  • Hepatitis a,b,c,d,e,f,ve g
  • Karaciger hasarı,siroz
  • İshal
  • Kabızlık
  • İrritable bowel syndrome
  • Leaky gut syndrome

Her gün lifli gıda yiyiniz, çünkü lifler sindirim sistemini uyarır ve vücuttan toksinlerin atılması işleminin boşalmasına yardımcı olur.

 

                                         102- HASSAS BİR DURUM

 

            2005 te Amerika Mikrobiology Topluluğunun yaptığı bir araştırma sonucunda (USA) tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığının yetişkinlerde %91 olduğu rapor edilmiştir ama gerçekte bu oran yetişkinlerde % 83 tür. Kadınlar erkeklerle karşılaştırıldığında kadınlar ellerini %90 oranında yıkarken erkekler %75 oranında yıkamaktadırlar.

Aynı araştırma aynı zamanda diğer el yıkama alışkanlığının cansızlığını ortaya çıkarmıştır;

·         Kadın ve erkelerin ancak %21 parayla temaslarından sonra ellerini yıkamaktadırlar.

·         Erkelerin %24 ü ve kadınların sadece %39 u öksürmeden veya hapşırmadan sonra ellerini daima yıkamaktadır.

US hastalık kontrol ve önleme merkezinin belirlediği uygun el yıkama tekniği şu aşamaları içermektedir;

1.     Ellerinizi likit veya sabun kalıbı ile yıkamadan önce ıslatınız ve işiniz bitince sabunu altında süzülme imkanı olan bir taşıyıcıya bırakınız.

2.    Tüm yüzeyleri sabunlayınız bunu yaparken parmak araları, el sırtı,tırnaklar ve tırnak altlarını içine alacak şekilde yapınız . Ellerinizi birbiriyle temasta olacak şekilde de 15 saniye süreyle kuvvetli olarak yıkayınız.

3.    Ilık suyla iyice durulayınız

4.    Ellerinizi temiz veya disposable havlu ile kurulayınız. Ellerinizi havluyla ovuşturmadan sadece ufak temaslarla dokundurarak kurulayınız

“Ellerinizi yıkamanın maliyeti size 1 penny dir ama bu sizi doktora 50 dolar visite ücreti ödemekten kurtarır…..”      US national enfeksiyon hastalıkları merkezi

 

                                         103-KUSUR YATAKTAMIDIR.?

 

Yatak sadece bir ev mobilyası değil uyku ortamınızın ayrılmaz bir parçasıdır:

·         Eğer yatağınızı paylaşıyorsanız ikinizin de rahat uyması için king –sized ( kral olçüsü 220-200 cm ) yatak en ideal olacaktır. Özellikle eğer yatak arkadaşınız çok dönen,hareket eden veya ayak ağrıları olan bir kişiyse.

·         Uygun seçilmiş ve iyi beslenmiş yatak uyuyan insan vücudunun ağırlığına pozitif direnç sağlar. Sert bir yatak vücudu desteklemeyecek sadece vücudun en ağır kısımlarının ağırlığı altında omuz ve kalça çıkıntılarına karşı esneyecektir. Çok yumuşak bir yatak ise istirahat esnasındaki belin eğimli şeklini alamayacaktır. Sonuç olarak bütün gece boyunca adaleleriniz omurganızı düzeltmek için çalışacaktır , buda sabahları ağrı ve kramplarla uyanmanıza sebep olacaktır.

·         Yatağınızı her 2 veya 3 ayda bir baş ayak ve ters yüz yönde döndürün böylece çöküklükleri ,baskıları,tümsekleri ve çukurları azaltmış olursunuz.

·         Yatağınızın ana gövdesi(yaylar) yatağınızın ömrünü uzatır. Uyuma yüzeyinde yerleşen ağırlığınızın ve stresinizin ana bölümünü emer.

 

Yetişkinlerin sadece yarısı birkaç gece /hafta veya daha fazla süreyle rahat bir uyku uyuduğunu söylemektedir. Diğer yarısı ( % 50 ) yorgun uyandıklarını veya en azından haftada bir gün uyanamadıklarını söylemektedirler.

-          Milli uyku vakfı, 2005 Amerika da uyku araştırması sonuçları

 

                                               104-STRESİNİZİ KONTROL ALTINDA TUTUN…

 

Kortisol hormonu adrenal bezler tarafından stres zamanında yapılır  (böbreklerin üstünde yerleşmişlerdir.) Adrenal dengenizi sağlayarak kortisol yapımını azaltabilirsiniz bunu adrenal bezin DHEA yapımını arttırarak sağlayabilirsiniz. ( 46 no’lu öğütlerimize bakınız.)

-          Dışarı çıkınız; natürel ışığın yokluğu veya azlığı sezonsal depresyona yol açar ve adrenal fonksiyonda dengesizliğe sebep olabilir. Günde en az bir kere dışarı çıkın yüzünüze güneş ışığının çarpmasını sağlayın.

-          Tama gidin : tam gıda diyet alın. Adrenal fonksiyonunuzu arttıracak maddeleri azaltın.(tercihen kafein, şeker ve alkolü gıdalarınızdan çıkartın..)

-          Böbrek üstü bezlerinizi destekleyin: günlük olarak desteklemek için siberian ginseng veya DHEA alın ki bunların içerdiği bileşikler nedeniyle vücut bunu kullanarak pregnenolone yapar, bu DHEA nın ölçüsüdür. Sizin için en iyi dozun ne olduğunu belirlemek için anti aging doktorunuza danışın.

-          Muhtemel gıda alerjilerin belirleyin: Anti Aging doktorunuzun yardımıyla stresi tetikleyen gıdayı bulun ve uygun bir diyete dönün. Adrenal bezinin üzerindeki fiziksel ihtiyaçlarınızı minimumda tutun.

   

                       105-O KADAR SAF DEGİL…

 

Havada serbestçe dolaşan ve çapları 2.5 mikrondan küçük olan parçacıklar ciddi sağlık problemlerine neden olabilmektedir . Amerikan akciğer topluluğuna göre ; her yıl erken ölen binlerce kişiden onlarcasının sebebi havada toz halinde dolaşan bu küçük parçacıklardır, bu mikroskopik parçacıklar örneğin asit aerosoller,organik kimyasallar,metaller ve karbon kurumları gibi maddelerdir.

Temiz alanlarda yaşayanlarla kıyaslandığında havada bu ince toksik partiküllerin yüksek olduğu yerlerde yaşayan insanlarda ortalama süresi 1 veya 2 yıl daha kısa olmaktadır.

                        Bu hava kirliliğine maruz kalmayı sınırlamak için;

·         Havanın filtre edildiği veya klimaların bulunduğu kapalı ortamlarda kalınız. Hava filtrenizi basit bir mikropore hepa filtre koyarak ucuza mal edebilirsiniz.

·         Parçacık seviyeleri yüksek olduğu zaman dışarıda egsersiz yapmayınız. Trafik alanlarına yakın bölgelerde asla egsersiz yapmayınız.

·         Bol su içiniz (36.öğüte bakınız)

·         Ilık bir duş veya banyo alınız. Cildinize yapışmış parçacıkları temizleyiniz.

 

                                               106-KORUYUCU EV HAYVANLARI

 

Kedisi veya köpeği olan ailelerdeki çocuklarda yeni ev hayvanı sahip olanlara veya hayatlarının erken dönemlerinde temasta bulunanlara göre daha az allerjik reaksiyonların olduğu tespit edilmiştir. İsviçre’deki norrbotten merkez hastanesindeki araştırmacılar 2454 çocuğu dört yıl boyunca izlemişlerdir sonuç olarak alerjik reaksiyonların hepsinin genetik olmadığı ve ev hayvanları besleyen çocukların bu alerjenlere temasları sonucu gelişen alerjik reaksiyonlara karsı koruduğu tespit edilmiştir. Daha önce de Almanya sosyal pediatrik ve adolesan tıp enstitüsü tarafından bir çalışmada devamlı olarak ev hayvanlarına maruz kalan çocuklarda (bu çalışmada kediler kullanılmıştır) diğer çocuklara göre %67 daha az astım ve %45 daha az ateşli hastalıklar tespit edilmiştir.

 

                                    “Hayatın ilacı sadık bir dosttur.”  Apocrypha

 

 

 

 

 

                                               107-UYKU HIRSIZLARININ İŞİNİ BOZ…

 

Uykuya dalmakta veya uykusuz kalmakta problem çekiyorsanız aşağıdaki önerilerimize uyunuz;

·         Düzensiz veya tutarsız uyku veya uyanık kalma programınız varsa bu durum sizin zayıf bir uyku düzeninizin oluşmasını hazırlar. Düzenli bir uyku programı, özellikle düzenli bir sabah uyanma saati ayarlayın.

·         Uyumadan 6 saat önceden uyarıcı bir madde olan kafeinden uzakta durun

(sıklıkla sodalı yumuşak içkiler, kahve ve çayda bulunur. ) ve eğer bunların size uyumada problem yarattığını biliyorsanız daha da uzun sürelere çıkarabilirsiniz. Aynı zamanda gizli kafein kaynağı olan çikolata ve kafeinle kuvvetlendirilmiş ağrı kesicileri ve soğuk algınlığı ilaçlarını yatmadan önce almamalısınız.

·         Uyumadan 6 saat öncesinden uyarıcı özelliği olan sigara veya nikotin yapıştırma formlarını (cilt patch) kullanmayınız.

·         Akşam yemeğinden sonra alkol almayınız. Bir kadeh sizin uymanıza yardım ederken gecenin ortasında alınan alkol sizi uyanık bırakmaya yeter.

·         Bir medikal reçeteyi kullanıyorsanız veya bir tıbbi tedavi altındaysanız doktorunuza onların içinden herhangi birinin uykusuzluğa neden olup olmadığını sorun.

“Amerikalıların %78 i günde en azından bir kupa veya kutu kafeinli içecek tüketmektedir (soda,yumuşak içkiler ,kahve,veya cay.)“

Milli uyku vakfı 2005

 

108- ERKEKLER PLASTİKLER KONUSUNDA UYANIK OLUN...

 

2005 yılında USA’da güney Dakota tıp okulunda yürütülen bir çalışma sonucunda plastik taşıyıcılarda ve teneke kutularda prostat anormalliklerine sebep olan bir kimyasal madde bulunmuştur. Araştırmacılar fareler üzerinde çalışmayı yürütürlerken insanları da bu konuda uyarmak zorunda kalmışlardır. Çünkü laboratuar hayvanlarının maruz kaldığı seviyeleri insanların bebeklerinin maruz kaldıkları seviyelerin yanında çok düşük olmasına rağmen bulgular ürkütücü bulunmuştur. Kan bishenola bileşiği seviyeleri US çevre koruma değerlerinin altındaki değerlerde olmasına rağmen gelişmekte olan hayvanlarda prostat anormallilerine sebep olduğu bulunmuştur.  Bu anormalliklerin laboratuar hayvanları erişkin seviyelere geldiğinde prostat kanserine sebep olabileceği tespit edilmiştir. Çalışmada aynı zamanda bishenola ya maruz kalan erkek farelerde prostatın anormal büyüdüğü ve onları insanlara da görülen bening prostat büyümesi riskiyle aynı duruma soktuğu bulunmuştur. (bph)

 

Amerika’da 2004 yılında erkeklerde cilt kanserinden sonra en çok görülen kanser sınıfındadır. Yaklaşık olarak 2004 yılında 230.110 yeni vaka tanısı konmuş ve bunların 29.900 ü bu hastalıktan ölmüşlerdir.

-Amerika Hastalıklardan Korunma ve Önleme Merkezi-

 

109-BİR PLANINIZ OLSUN…

 

Herhangi bir doğasal afetten önce acil durum planınızı mutlaka yapın. Bu planın aşağıdaki özellikleri olması lazımdır.

1.     Lokal hükümet yetkililerini arayın ; acil durum veya doğal afetler merkezini arayarak yaşadığınız bölgede olabilecek doğal afetleri ve olasılıklarını öğrenin

2.    Ne gibi uyarı sistemleri olduğunu öğrenin

3.    Lokal kaçış yollarını ve planlarını öğrenin

4.    Yaşlı veya muhtaç insanlar için ne gibi yardım planları olduğunu öğrenin

5.    Ayrıca çalışma yerinizde komşunuzda çocuklarınızın okulundaki veya yuvalardaki acil durum için ne gibi planları olduğunu öğrenin

 

Kendi planınızı yaratın;

1.     Ailenizle yaptığınız planı paylaşın ve birlikte plan yapın

2.    Evin acil durumlarda kontrol altına alınması gereken elektrik su gaz gibi hayati önem arz eden destek ünitelerini öğretin

3.    Çocuklarınıza acil durumlarda yangın veya elektrik ,polisi nasıl aramaları gerektiğini öğretin

4.    Evden emniyetli bir şekilde uzaklaşma ve toplanma yollarını öğretin yılda 2 kez bu konuda pratik yapın

5.    Her bir telefonun yanına acil durum telefonlarını yapıştırın

6.    Aile kayıtlarınızı ve önemli dökümanlarınızı emniyetli bir kutuda veya bankada saklayın

7.    Bir felaket esnasında eğer ayrılırsanız aile fertleriyle temasta olmak için lokal arkadaşlarınızı veya akrabalarınızdan biriyle haberleşmek üzere anlaşın

8.    Yaşlı ve yardıma muhtaç aile fertlerinin adreslerini belirleyin

9.    Acil bir durumda kullanılacak bir medikal veya alet takımını hazırda bulundurun

 

 

110-MUTFAK MİKROPLARI

 

Mutfak bakterileri besleyip çoğaltacak bir besi yeri olabilir ki bunların bulaştığı gıdalarda bizim hasta olmamıza kolaylıkla neden olur. Amerika’da gıda kökenli olan hastalık vaka sayısı yılda 76 milyonu bulmaktadır ki bunların çoğu bizim kendi evlerimizdeki mikroplardan kaynaklanır. Her ne kadar hiç bir mutfağı bakterilerden arındırmak mümkün olmasa da burada size vereceğimiz bazı ip uçlarıyla bakteri sayısını azaltarak gıdalara geçmesini engellemeniz mümkündür.

·         Yemek hazırlamadan önce ellerinizi (bakınız uyarı 102) yıkayınız. Taze et, balık veya sebzelere temas ettikten sonra ellerinizi yıkayarak çapraz bulaşmayı azaltabilirsiniz

·         Mutfak süngerlerini mikrodalgada buhar çıkana kadar yüksek derecede bir dakika süreyle ısıtın.

·         Haftada 3 veya daha fazla kurulama bezlerini düzenli olarak çamaşır makinasında veya mikrodalga fırında temizleyiniz

·         Lavabo drenajlarını haftada bir kez temizleyiniz. Bir litre suya 5 mililitre (bir çay kaşığı) çamaşır suyu koyarak veya hazır lavabo dezenfektanlarıyla öneriler doğrultusunda dezenfekte ediniz. Drenaj deliklerinde tutulan tıkayan parçacıklar bakterilerin büyümesi için en elverişli ortamı sağlarlar.

Yılda gıda enfeksiyonları nedeniyle Amerika’da 325 000 kişi hastanelere yatmaktadır ve bunların içinde yaklaşık 5000 kişi ölmektedir.

 

           

           111-CALIŞMA ORTAMI ZARAR VERİCİ OLABİLİR…

 

            İngiltere’de Buckinghamshire Chilterns Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı bir çalışma sonucu adaletsiz bir patron ile çalıştığına inanan insanların,sevdikleri bir patronla çalıştıkları günlere nazaran; sistolik (büyük tansiyon) kan basınçlarında 15 mmHg.lık ve diastolik (küçük tansiyon) kan basınçlarında 7 mm Hg lık bir artış yaşandığı tespit edilmiştir. Sistolik kan basıncındaki 10 mm Hg lık ve diastolik kan basıncındaki 5 mm Hg lık bir yükselme % 16 lık kalp hastalığı riskinde artma ve %38 lik inme riskinde artışı beraberinde getirmektedir.

            Adalet yaratan hoşgörülü bir patronla çalışma sonucunda sadece sağlığınızla ilgili olan riskinizde bir azalma olması değil aynı zamanda çalışma ortamınızdaki verimlilikte artış ve iş yerinde çalışmayı teşvik edecek moralin oluşmasını sağlar.

 

 

112-ACİL DURUMLARDA…

 

Amerikan Kızılhaç örgütü acil durumlarda kullanılmak üzere evinizde bulundurmanız gereken bazı temel maddeler belirlemiştir. Bu maddeleri acil bir durumda hızlı boşaltmayı sağlayacak taşıyıcıları (kapaklı bir çöp konteynerı ,spor torbası) kolaylıkla ulaşılacak yerlerde muhafaza etmek gerekir.(garaj veya misafir tuvaleti gibi)

Felaket durumunda kullanılacak yardım çantasında bulunması gereken ler.;

  • Su: Her bir kişi için günlük dört litreden bir hafta kadar yetecek su bulundurmak gerekmektedir.
  • Gıda: Bozulmayan gıdalardan seçilmiş ve bir hafta yetecek gıda maddesi
  • İlk yardım desteği: Bunun için gerekli maddeler ilk yardım listesinde belirtilmiştir. Gerekli acil sağlık durumunda kullanılacak ilaçlar
  • Elbise
  • Yatak malzemeleri
  • Aletler ve acil destek malzemeleri
  • Çocuklar ,yaşlı insanlar ,ve yardıma muhtaç aile fertleri için gereken özel aletler
  • Aile bilgilerini içeren kayıtların kopyaları: doğum sertifikaları, evlilik sertifikaları,ehliyet bilgileri,banka ve kredi kartı hesap numaraları,sigorta poliçeleri, sağlık kayıtları,ev tapu kayıtları gibi

 

113-ERTELEMENİN ÖDÜLÜ…

 

İngiltere Kingston Üniversitesinin 2005 yılında yaptığı bir araştırma sonucunda;yapılmamış bir yatak göze çekici gelmezken uzunlukları 1 mm den kısa olan ve insan cildindeki hücrelerle beslenen ve artıkları insan tarafından solunum yoluyla alındığında alerjik reaksiyonlara ve astıma neden ev tozu mitelarına hiçte cazip olmamaktadır. Çalışma yapan guruba göre standart bir yatakta ortalama 1.5 milyon mite bulunabilmektedir. İnsanlar yataktan kalktıktan hemen sonra veya az sonra yataklarını topladıklarında nem çarşaf veya yorgan altında kalmaktadır ve bu durum mitelar için cennet gibi bir ortam yaratmaktadır. Yatak örtüleri altındaki nem en az değerlerde tutulmalıdır ki   miteların bu şartlar altında su kaybetmesi ve ölmeleri hızlansın.

 

114- YEŞİL GIDA ÜRÜNLERİ…

 

Birleşmiş milletlerin bildirisine göre dünyada dört milyon Parkinson hastası mevcuttur. Bu hastalık santral sinir sisteminin motor fonksiyonlarının bir çeşit bozukluğudur ki kendini ellerde titreme hareket yavaşlılığı adalelerde sertleşme

(rigidite ) ve duruş (postural) dengesizliğiyle kendini belli eder.

Her ne kadar genler bu hastalığın oluşmasında önemli bir faktörse de (bir çok ailesel vakalarda görüldüğü gibi ) çevresel temas kişide bu hastalığın oluşma riskini arttırmaktadır. Toksinlerle temas veya diğer çevresel faktörler bu hastalığın oluşmasında ve seyrinde önemli rol oynamaktadır. Peptisitler veya mantar ilaçları (fungisitler) serbest radikaller oluşturulurlar ki bunlar hücresel oksidatif stresin oluşmasında ve dolayısıyla beyin hücrelerinin ölümü veya dejenerasyonunda başlıca sebeplerdendir.  2005 yılında Rochester (USA ) Üniversitesi araştırıcıları peptisitlerin ve fungisitlerin insan vücudunda üç haftadan fazla kaldığı ve bu durumun yıkanmadan sonra bile sebat ettiğini göstermişlerdir.

 

115-SUYUN DEZENFEKSİYONU İCİN ACİL DURUM…

 

Doğal afet durumunda ki bu durum sizin doğal su kaynaklarından ve musluktan su içmenizi imkansız hale getirir bu durumda temiz bir su elde etmek için aşağıdaki yolları takip etmenizi öneririz;

·         Kaynatma:10 dakika sureyle mutlaka kaynatın

·         Klorlama; her 4 litre suya 10 ila 20 damla çamaşır suyu damlatıp iyice çalkalayın ve 30 dakika dinlenmeye bırakın. Hafif bir koku veya klorin tadı suyun içilmek için uygun olduğunu gösterir.

·         Tabletler: ticari olarak su temizleyici hazır tabletler kullanılabilir.

·         Güneş dezenfeksiyonu ki sodis olarak bilinir.: İsveç federal çevre bilim ve teknoloji enstitüsünün araştırmacıları tarafından geliştirilen yeni bir tekniktir. Şeffaf plastik şişeler su ile doldurulup güneş altına bırakılmıştır. Güneş altında kalan şişelerdeki su hem ısı nedeniyle hem de güneşin ultra violet etkisi nedeniyle mikroorganizmaların çoğu ölmüştür. Enstitünün çalışmasında suyu 50 santigrad derecenin üzerinde ısınmasında ultraviolt ışınlarıyla beraber içinde bulunan e .koli bakterilerinin % 99.9 unun öldüğü tespit edilmiştir. Bu sıcaklıkta dezenfeksiyon yaklaşık bir saati almaktadır. Fakat şişenin altına buruşturulmuş bir metal tabaka konulduğunda bu süre azalmaktadır. İlave yapılan testler sonucunda sodisin kolera bakterisi olan vibrio kolerayı öldürdüğü de tespit edilmiş ve diareye sebep olan cryptosporidium parazitinde inaktif hale getirebildiği görülmüştür.

 

116- AĞIZ TEMİZLİGİ ÖNEMLİDİR...

 

Ağız boşluğu 500 den fazla farklı mikroorganizma taşır ki bu nemli kapalı ve sıcak ortamda hızlı ve kolay bir şekilde çoğalır ve vücut hava yollarına ve sindirim sistemi yollarına rahatlıkla girebilirler. Diş problemlerinin sebep olduğu hastalıklar şunlardır.;

·         Kalp hastalıkları: ağızdaki bulunan bakteriler kolaylıkla kan akımı içine girerek kalbi besleyen kan damarlarına ulaşabilirler. Amerika’daki North Carolina Üniversitesinin çalışmasında kalp hastalarının % 85 inde ciddi dişeti hastalıkları bulunmuştur.

·         İnme (felç) çalışmacılar ciddi diş eti hastalıkları bulunanlarda bulunmayanlara göre iki kat daha fazla inme riski olduğunu tespit etmişlerdir.

·         Şeker hastalığı: diş eti rahatsızlığı bulunan diyabetik hastaların kalp krizi geçirme riski 3 kat daha fazladır.( diyabetik olup diş eti hastalığı olmayanlara göre )

·         Akciğer enfeksiyonu: Amerika’daki Buffalo Üniversitesinin araştırmacıları diş taşlarının üzerinde ağızdan kolaylıkla akciğerlere yayılabilen ve pnomoniye sebep olan bakteriler tespit etmişlerdir.

 

Ağzınızda kolaylıkla çoğalabilen ve yayılan bu ölümcül bakterileri durdurun :

·         Dengeli ve besleyici diyetle beslenin şeker alımını kısıtlayın

·         Günde iki defa dişlerinizi fırçalayın ve diş ipiyle temizleyin

·         Temizleme ve bakım için diş doktorunuzu düzenli olarak ziyaret edin.

Yetişkinlerin çoğunda diş eti hastalığı vardır. Yaşları 45 ile 54 yaşları arasında bulunan yetişkinlerin %14 ünde ciddi diş eti problemleri vardır.

-          Amerika hastalık kontrol ve önleme merkezi verileri-

 

 

117-SAĞLIKLI DİŞ ETİ…

 

Size sağlıklı bir ağız vadeden bu gıdaları ve içecekleri kullanmanızı öneririz :

-          Yeşil çay: Amerika birleşik devletlerinde illinois Chicago üniversitesi araştırmacılarının yaptığı bir araştırmada yeşil çayın kullanımıyla ağızda kötü kokuya sebep olan bakterilerin sayısında bariz bir azalma olduğu tespit edilmiştir. Ayrı bir çalışmada ise ,yeşil çayın içinde bulunan flavorid lerin ağız gargaraların ve diş macunlarının bakteri öldürücü etkilerini kuvvetlendirerek virüslere karşı etkilerini arttırdığı ve çürüklerin oluşmasını engellediğini bulmuşlardır.

-          Siyah çay.: Hindistan’daki Vivekananda Enstitüsündeki araştırmacıların 2005 yılında yayınladıkları bir araştırma bildirisinde bir yıl boyunca siyah çay tüketen insanlarda ağız kanseri gelişme riskinde azalma olduğunu göstermişlerdir.

-          Cranberry suyu (kızılcığa benzeyen bir meyve): Amerika’daki Rochester Üniversitesindeki araştırmacılar dişlere yapışan bakterileri durdurmakta çok etkili olduğunu ve dolayısıyla plak oluşmasını .(diş ve diş eti hastalıklarına neden olan) engellediğini bulmuşlardır. Illınoisten –chicago Üniversitesindeki ayrı bir araştırma gurubunun yaptığı çalışma sonucunda ise Cranberry suyunun ağız içindeki patogen mikroorganizmaların yaşam sürelerini ve büyümelerini engellediğini tespit etmişlerdir.

-          Kuru üzüm: 2005 yılında Amerika İllinois-Chicago üniversitesindeki araştırmacılar kuru üzümde bulunan iki maddenin ağızdaki bakterilerle başarılı bir şekilde savaşarak çürüklerin ve diş eti hastalıklarının önlenmesinde etkili olduğunu bulmuşlardır.

Amerika Birleşik Devletlerinde 35 ile 44 yaşları arasındaki yetişkinlerden her 7 kişiden birinde diş eti hastalığı vardır ve bu 65 yaş ve üzerinde olanlarda her 4 kişide bir olmak üzere artmaktadır.

 

118- BÜTÜNLEYİCİ UYKU…

 

Bizlerin çoğu ertesi günkü en iyi performansımız için gerekli olan iyi ve kaliteli uykuyu tam olarak almamaktayız. Günlük kestirmeler gerçi uyku kalitesini ve miktarını etkilemez fakat günlük 30 dakikalık kestirmelerin faydası vardır. Amerika milli uyku vakfına göre;

-          Kestirmeler canlılığı arttırır,performansı yükseltir ve hata yapmaları kazaları azaltır. Amerika’da NASA nın uyuklayan pilotların üzerinde yaptığı bir araştırmada 40 dakikalık bir kestirmenin pilotların performanslarında %34 ve kritikliklerinde % 100 e varan bir artış meydana getirdiğini görmüşlerdir.

-          Kestirmeler; tetikliliği (canlılık) uyku sonrası hemen arttırmakta ve bu durum kestirme sonrası günün takip eden saatlerinde iki üç saat daha devam ettirmektedir.

-          Narkolepsi den etkilenenlere de programlanmış kestirme programları tavsiye edilmektedir.

-          Kestirmelerin psikolojik faydaları da vardır. Kestirme ufak bir lüks sayılabilecek mini bir tatil olarak düşünülebilir.  Yenilenmede ve biraz olsun gerginliği azaltıp gevşemede kolay bir yol olmaktadır.

Amerikalıların % 55 i ortalama olarak haftada en az bir kere kestirmektedir.(milli uyku vakfı 2005 verileri)

 

119- GELECEGE AİT FİNANSAL FİTNESS…

 

Aylık 100 dolar biriktirmeniz bundan federal vergi %25 ve eyalet vergisi% 6 yılda ilave edersek ( emeklilik birikimlerinde bu vergiler alınmamaktadır) 20 yıl sonra 128.229.71dolarlık ( yıllık % 3 enflasyonu çıkarırsak net 69.730.59 dolar lık bir miktar birikmiş olur) hayatınızda 45 yol ve 6 ay boyunca ayda 100 dolarlık bir tasarruf yaptığınızda 1 milyon dolara yaklaşmış olur. (enflasyon düşüşünü yapmadan önceki değer )

 

120- HAYATIN YENİ DÖNGÜSÜ…

 

2005 yılında Merrill lynch tarafından yapılan bir araştırmada yaşları 40 ile 58 arasında bulunan kadın ve erkeklerin %77 isi emekliliklerinde çalışmayı planlamakta olduklarını tespit etmişlerdir. Bunların bir kısmı tüm hayatları boyunca çalıştıkları firmalarda danışman olarak çalışmayı düşünmektedirler diğerleri ise yeni bir alanda iş yapmayı planlamışlardır. Emeklilikte yeni bir işte çalışmak evdeki mutluluğu ve verimliliği de arttırmaktadır. Kendisini 65 yaşında emekli eden bir kişi haftada 2 gün çalışarak daha önce kazandığını %40 ını bile kazanmasına sebep olsa gelecek 5 yılda %30 daha fazla birikim yapmanıza yardımcı olur. Emeklilikte çalışmak aynı zamanda sosyal sağlığınızın gelişmesine ve anlamlı yaşamınızın devamlılığında anahtar rolü oynar.

‘’65 yaşında emekli olmak saçmalıktır . Ben 65 yaşında iken hala sivilcelerim vardı’’                                            GEORGE BURNS

 

121-SAĞLIĞINIZI PAYLAŞIN…

 

Amerikan Anti Aging Akademisi dünya çapında tıbbi organizasyonlar yaparak kendisini insan sağlığının korunması yaşlanma eyleminin optimal hale getirilmesi , geciktirilmesi ve yaşlanmayla ilgili hastalıkların tedavisi tanısı ve önlenmesi için tüm teknolojiyi takip eden ve kullanan bir organizasyondur. USA federal olarak hiç bir kar amacı gütmeyen bir organizasyon olan a4m (American Academy of Anti Aging Aedicine ) kendini Anti Aging yayınlarla doktorların bilim adamlarının ve toplum üyelerinin eğitimine adamıştır. A4M normal yaşlanmayla beraber olan fonksiyon azalmalarının fizyolojik fonksiyon bozulmaları nedeniyle olduğuna inanmaktadır ki çoğu vakalar medikal tedaviyle düzeltilebilmekte ve hayat süresi , kalitesi yaşlanmaya paralel olarak iyileştirilebilmesine inanır.

Biz size bu kitabı okumak için vakit ayırmanızı ve öğrendiklerinizi arkadaşlarınızla ve aile fertlerinizle paylamanızı önermekteyiz. Ümit ederiz ki;  uzun ve daha sağlıklı bir yaşam süresi sağlamak yönünde öğrendikleriniz size yardım edecektir.

 

“ EN ÖNEMLİ ZENGİNLİK SAĞLIKTIR “      -RALPH WALDO EMERSON-

 

 

 

 

Dr.Ali FUAT AYTEKİN

                        Materna Kadın Sağlığı Merkezi

                        KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI           

                        AMERİCAN ACADEMY OF ANTİ AGİNG MEDICINE üyesi

                        Andropoz ve Menapoz Uzmanı

 

 

 

 

 

 

Consultants

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

Rehber

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

About press room

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

Communities

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

News

Vestibulum sed ante. Donec sagittis euismod purus. Lorem ipsum dolor sit amet, consec tetuer adipiscing elit. Praesent vestibulum molestie lacus. Aenean nonummy hendrerit mauris. Phasellus porta. Fusce c mi. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturi ent montes, nascetur ridiculus mus. Nulla dui.

Nullam posuere euismod mauris at facilisis. Pellentesque lorem eros, pharetra eget lacinia et, aliquet sed lorem. Proin nec vehicula eros. Fusce commodo, massa egestas ultrices rhoncus, augue felis bibendum mi, non congue nulla arcu in leo. Sed at faucibus tortor. Sed in libero velit, sed dapibus libero. Proin sed tellus est, vitae adipiscing leo. Quisque eu metus rhoncus est laoreet adipiscing at quis leo. Praesent eu orci at leo auctor tempor vitae sit amet justo. Morbi lacinia turpis dui. Integer at massa in purus aliquet placerat at eu neque. Fusce eu diam diam. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos himenaeos. Nullam non turpis metus. Suspendisse eget nibh sem, ut scelerisque dolor.

Fusce et enim urna. Fusce dapibus aliquet congue. Vestibulum eget orci blandit eros dictum fringilla. Proin quis nunc at sem vehicula tempor. Maecenas congue ultrices ipsum, non molestie tellus ornare quis. Aliquam vitae commodo lectus. In in laoreet leo. Cras eget augue placerat nulla tincidunt eleifend id ac diam. Nullam nunc mauris, auctor sit amet vestibulum quis, lacinia quis leo. Donec et porta velit. Curabitur hendrerit ultrices nisi, sed venenatis magna molestie vel. Fusce aliquam lacinia felis, id imperdiet dolor tincidunt eget. Mauris non dolor eget mi ultricies tempor. Cras posuere, lectus a rhoncus rutrum, quam velit placerat libero, et dapibus odio libero sed enim. Proin ac tellus sed magna dictum tempor. Praesent consectetur risus eu dui congue consequat. Proin rhoncus dignissim orci, non auctor turpis congue non. Vivamus aliquam venenatis erat quis facilisis.

Proin rhoncus interdum lectus, dignissim auctor tortor varius id. Duis ac lectus id odio consectetur imperdiet eu at lectus. In lobortis rutrum ipsum eget placerat. Morbi id sapien turpis. Vivamus turpis velit, luctus et bibendum nec, eleifend ac ante. Suspendisse potenti. Etiam eget lobortis lacus. Proin in eros eget metus tincidunt accumsan id in justo. Morbi varius felis vitae erat pulvinar eu mattis arcu congue. Vestibulum sed nisi id tortor elementum volutpat.

 Vitamin D ve Göz

       VİTAMİN D NİN  GÖZLERDEKİ YAŞLANMAYLA SAVAŞINIZDA ÖNEMİ,;
Araştırmacılar yaşlanmayla beraber görülen görme kaybıyla savaşta vit D nin  büyük bir önemi olduğunu buldular. Bu durumun tespiti için yapılan hayvansal deneylerde farelerde görmenin önemli bir ölçüde düzeldiğini farketmişlerdir. Bu araştırmalar sonucunda yaşlanmyla beraber giden göz rahatsızlıklarında  örneğin makular dejenerasyonda yeni bir umut ışığı olarak görülmektedir.

Bu araştırma London universitesi oftalmology enstitüsündeki araştırmalar sonucu belirlenmiş ve neurobiology of ageing dergisinde yayınlanmıştır.

Professör Glen Jeffrey bu çalışmanın sonunda yaptığı açıklamada gözün retina tabakasının görmeyi sağlayan ve görüntüyü beyine yollayan bir tabaka olduğu bu resim ve görüntü aktarmanın yüksek bir enerji gerektirdiği ve yaşlanmakla % 30 oranında 70 yaş civarında azaldığını söylemiş ve retina tabakasının bu görüntü iletme esnasında diğer organlardan daha fazla enerji kullandığını ve bu tabakanın kanlanmasının çok iyi olması gerektiğini bildirerek yaşlanmakla beraber daha yüksek bir enerji ihtiyacının doğduğunu hatta bu durumun sağlıklı hayvanlarda bile olduğunu bu enrji isteğinin artması ve kullanılması sonucu yaşlanmakla beraber atıkların ( debris) oluştuğunu ve bununda artan derecede bir inflamasyona sebeb olduğunu vurgulamıştır. Yaşlanmakla beraber bu inflamasyonun görme kaybına neden olduğunu göstermiştir.

Araştırmacılar yaşlı farelere vit D 6 hafta süreyle verildiğinde inflamasyonun azaldığını ve debrisin kısmi olarak yok olduğunu ve yapılan testlerde görmenin iyileştiğini saptamışlardır. Vit d alan farelerde gözün retina tabakasında ki makrofajların azaldığını göstermişlerdir. Ayrıca arta kalan makrofajların vit d etkisiyle farklı bir yapıya dönüştüklerini göstermişledir. Bu konfigürasyon değiştiren makrofajların inflamasyonu azalttığını ve debrisleri temizlediğini ispat etmişlerdir.

Ayrıca araştırmacılar vit D verilen farelerde gözde retina tabakasında Amiloid adını verdiğimiz toksik maddenin birikmesini engellediği tespit etmişlerdir.İnflamasyon ve amiloid birikiminin yaşlanmakla beraber hayvanlar ve insanlarda yaşa bağımlı maküler dejenerasyonunda artış meydana getirdiği bilinmektedir. Bu durum gelişen ülkelerde insanların problemleri arasında olan körlüğün sebebleri arasında % 50 oranında bulunmaktadır. Bu durum bize insanların yaşa bagımlı maküler dejenerasyon adını verdiğimiz ve ileride görme kaybına sebeb olan bu inflamsyonun vit D ile önlenebilceğini göstermektedir.

Bu durumun yani vit D verilen kişilerin gözlerindeki bu amiloid madde azalımının  beyindeki hücrelerdede birikmesi sonucu oluşan Alzheimer hastalığında bile kullanılabilecegini bildirmektedirler.Vit D nin beyindeki amiloid birikimini azaltıcı ve temizlenmesini arttırıcı özelliği ile tedavide yeni bir çıgır acıldıgı konusunda hem fikirdirler. Bundan sonraki çalışmalar bu toksik madde olan amiloidin başka nerelerde biriktiğini bulma yönünde olacaktır.

Bu çalışmalar sırasında farelerde gözü ve kalbi beslyen damarlarda amiloid birikmesi sonucu oluşan damarsal hasarında vit D verilen farelerde azalması bunun insanlardada denenebileceğini belkide insanlarda kalp ve damar hastalıklarını azaltabilceklerini bildirmişlerdir. Vit D ile bu belirttiğimiz hastalıklar arasındaki ilşkinin belkide insanın zaman içinde evrimiyle  ilişkili olabileceği düşünülmektedir.Vit D nin insan oğlunun uzun yaşamı ve bir çok hastalığının önlenmesinde çok önemli bir yer aldığı vurgulanmıştır. Malesef son yıllarda güneşten korku başalamış ve yoğun bir şekilde güneş kremlerinin ışınları bloke edici özelliklerinden faydalanmamız azalmış ve bunun sonucu olarak kanser ve diabet riski her yıl artış yaşamaktadır.

 

BESİN TAKVİYELERİ

Besin takviyesi nedir;

Amerikada besin takviyeleri 1994 ekim ayında diyet ek sağlık ve eğitim yasası olarak kanun haline gelmiştir. Besin takviyeleri sigara dışında takviye olarak kabul edilmiştir.

Besin takviyesinin;

 

- Bunların  normal diyete destek olması amacı vardır,
- Bu tip ürünler bir veya birden fazla besin içerikleri kapsar( vitaminler,mineraller; bitkisel veya diğer botaniksel maddeler; aminoasitler vs içerir ve bunların yapısı;
- agızdan alınan haplar,kapsüller veya likid şeklindedir.
- ürünlerin ön tarafında besin desteğidir etiketi içerirler.Yeni besin desteklerinin içerikleri nelerdir.;

A.B.D de 15 ekim 1994 yılında FDA tara yapımcı şirket tarafından özel bir etiketle emniyet bilgisi içermesi halinde yeni bir konsept olarak '' besin destekleri '' şeklinde üretilmesi kabul edilmiştir.

 
Besin desteklerinin gıdalardan veya ilaçlardan farkı nedir.?

Her ne kadar besin destekleri FDA tarafından düzenlensede 1994 den sonra üzerilerinde özel emniyetli olduklarını içeren özel bir etiket konmalarını üreten şirketler tarafından istenmiştir. Bu tarihten önce üretilenlerde istenmemiştir.

Bu ürünlerin farkı nedir;

Her ne kadar FDA tarafından gıda olarak kabul edilsede  diğer gıda ve ilaçlardan farklıdır. Üzerinde mutlaka günlük alım miktarları veya buna eşlik eden literatür bilgisi verileri belirtilmiş olması istenmesine rağmen esikiden bunu üreten firmların ürünlerinde bu etiket bulunmamaktadır.

FDA  bu ürünleri nasıl düzenlemektedir.;?

Üretilen ürünlerin üzerinde ürünün iddiasının etiketinin düzenlenmesine ilaveten diğer şekildede denetlenmektedirler;
15 ekim 1995 ten önce üretilen ürünler FDA tarafından denetlenmemiş ürünlerdir. B u yüzden iddiaları kontrol altında olamamıştır. Üreten şirket ürünü piyasaya sunduktan sonra 30 gün içersinde ürünün iddialarını gösteren literatür bilgilerini FDA ya sunmak zorundadır. Fda tarafından kabul edilmemiş veya incelenmemiş ürünler üzerinde Tüketicinin okuyacağı şekilde  Bu iddia fDA tarafından değerlendirilmemiş ve bu ürün tanı ,tedavi veya herhangi bir hastalığın önlenmesinde arastırılmamıştır ibaresini koymak zorundadır ibaresi olmak zorundadır.

Bu yüzden FDA onayı almış ürünlerde FDA ürün içindeki bazı maddeleri cıkarma veya ekleme hakkına sahiptir.

Eğer bu bahsettiğimiz ibareleri ürettikleri ürün üzerine koymazlarsa bu ürünü piyasadan kaldırma hakkına sahiptir.

Besin desteği üzerindeki etikette neler olmalıdır;

Genel bilgi;
Besin desteğinin ismi ( bu ürünün bir destek ürünü olduğu) içeriklerinin ne miktarlarda ve ne oldukları üreten firmanın veya paketleyen ,dağıtan firmanın adı kullanma şekli

 

 
Destek gerecekleri paneli;
- Veriliş hacmi,şekli ve miktarı/ günlük
- Eğer ürün botanikselse ürünün bilimsel botanik adı veya halk arasında bilinen yaygın adı. - Eğer ürün özel bir kombinasyon veya formül içeriyorsa ve patentli bir bileşik ise bunun patent adı konmalıdır.Bu patentli ürünün bu besin desteği içindeki miktarıda belirtilmelidir.
- Diğer dolgu maddesi içerikleri varsa örneğin suni tadllandırıcıları,parfüm ,tad verici ve bunların agırlıkları ,isimleri belirtilmelidir.

Bir etiket bu ürünün kalitesini belirtirmi?

Bu firmanın ürettiği ürün sadce üreten firmayı bağlayıcıdır. Bu ürünün standardize edilip edilmediği o ürünün kalitesini belirtir ve ürün üzerindeki etikette belirtilmesi lazımdır. Stabdardize edilmiş olması güvenirliliği arttırır.

Hormonsal diyeti

gbfdxhtfkjrhdysedrhbtnj

Hormon ve diyet

   
Bir insanin ne kadar meyve ve sebze yediğini anlamak için 24 saatlik idrarda potasyum degerlerine bakmak lazimdir.
Bir insanin ne kadar kalorili gida aldiğini anlamak için 24 saatlik idrarda kalsiyum miktarina bakilir. Kalsiyum bircok türdeki gidanin hepsinde vardir.

Total kalori miktarini düşürmeksizin her 2 günde bir 1 veya 2 öğünü atlamak kalori yakişinizi arttirir ve kilo vermenizi hizlandirir.

Her bir yemek öncesi açlik durumunda kan kortisol seviyesi geçici olarak artar. Aç kalma kortisol seviyesini arttirir. Bunun sebebi geçicide olsa kan sekerinin düşmesini engellemek içindir.( hypoglisemia)  Fakat yeterli miktarda yemek yeme durumunda bu sistem çalişmaz.

Yüksek glisemik indexli gidalar kandaki aşağida sayacağimiz hormonlar düşürür.

     - Cortisol
     - Growth hormon
     -  Testosterone
     -  Dhea
     -  Glukagon
     -  Estradiol
     -  Androstenedione

 

Bu hormonlarimiz kan şekeri normale dönene kadar seviyeleri düşer..
Bu yüzden cereal ve grain ler yüksek glisemik indexi yaptiklarindan kan şekeri yükselir ve buna bagli olarakta bu hormonlar düşer.
Ekmek,makarna,pirinç yüksek glisemik indexe sahip gidalardir. Yüksek glisemik indexli gidalarin uzun süre ve devamli tüketilmesi premature aging e sebeb olurlar. Daha fazlasi cereals gidalar gida allergileri yaratir örneğin gluten veya gliadin allerjisi gibi. Eğer vucut devamli olarak allrjik gidalari tüketmeye devam ederse vucutta bir inflamasyona sebeb olur. Karin şişkinliği ve gaz şikayetleri oluşur. Daha ilerisinde gastrointestinal mukozada atrofi meydana gelir. Bunun sonucundada bazi besleyici maddelerin emiliminde sorunlar cikmaya baslar. Bu besleyici maddelerin emiliminin azalmasi hormon al sistemimizide etkiler. barsaklarda oluşacak bu inflamasyon tablosu komşu organlarida etkiler örneğin overler ve adrenal bezler gibi. Tohumlu gidalar barsak sistemimizde zor parcalanirlar ve hepsi parcalanmaz ve emilemez ve uzun süre kalirlar buda barsak sistemimizde mantar oluşmasini ve bakterilerin yerleşmesine ve kronik barsak enfeksiyonlarina sebeb olur.  Bu durumda ileride bircok hormonumuzun dengeli çalişmasini etkileyen faktörlerdir. Filizlenmiş tohumlar hatta filizlenmiş pirinç bile sebze sayildiklari için barsaklarimizda böyle bir problem yartamazlar . Pirinç filizlenmek için 4 gün isterken diğer tohumlar 2 -3 gün içinde filizlenirler.filizlenmiş tohumlar cok daha kolay hazim edilirler. Tam tahilli ekmekler veya kepekli gidalar hazim edilmeyen veya erimeyen yagda veya suda lifler içerirler. Kepekli gidalar veya ekmekleriçindeki lifler barsak duvarina yapişir ve safra kesesinin altindan gecerken safradaki hormonlarimizida emip götürüler ve cogu hormon içererek barsaklarimizdan gaita olarak atilir. Bu beslenme şekliyle %15-45 oraninda serum hormon seviyelerimiz düşer.

Bunlarin başinda; testosterone, estradiol, estrone, dhea, androstenedione gelmektedir. Karaciğerde yapilan bu hormonlar safra içinde glukuronate veya sulfat molekullerine baglanirlarki bunlar hormonlari daha fazla soluble hale getirir. Barsaklara vardiklari zaman bu glukuronid ve sulfat formlarindan bakteriler sayesinde kurtulurlar. Bundan sonra emilimleri barsak mukozasindaki hücreler tarafindan olur ve kan akimina gecerek fonksiyonlarini target organlarda görürler.

   
Tatlilar ve soft derink ler.;

Şeker, çikolata, kekler, pastalar, ve yumusak içkiler, meyve sulari,  kan sekerini 10-20 dakika içinde kuvvetlice çikaran yani yükselten içeceklerdir. Hizli bir şekilde yükselen kan şekeri nedeniyle kan kortisol ve diger hiperglisemik hormonlar düşer. Buda yaklaşik yarim saat alir düşmeleri. Düzenli olarak şeker tüketimi endokrin sistemimizin aktivitesinin azalmasinda baş sorumlu nedendir.

 
Alkol ve kafeinli gidalar;

Alkol alimi bircok hormonumuzu etkiler. bunun sebebi şeker ve alkol içermeleridir. Sirkede üzümden yapilansa oda bu guruba fremente olmuş içkilere girer. ( fermente şarap)

Yapilan bir çalişmada her gün içilen iki veya daha fazla kafeinli kahve veya bir kadeh alkol veya fazlasi kan estradiol seviyemizi % 60 oraninda arttirir. Yüksek estrogen seviyesi sadece kanimizdaki testosterone aktivitesini ( partially blocks the effects of endogeneous testosterone activity) etkilemez ayni zamanda yüksek estrogen seviyesi prostat hacmimizi ve prostatin stromal hyperplaziasina neden olduğu gibi erkeklerin vücud görünümünü kadinsilaştirir. (gyneocomastia) Aldesterone ve vazoprressin acisindan yetmezliği olan insanlar kafeinli gidalari ve alkolu hayatlarindan uzaklaştirmalari lazimdir.( decafe dahil.) Eğer bu duruma rağmen içerlerse durumlari dahada vahim olur. Gece kafeinli gidalardan uzak kalmamiz lazim çünkü kafeinli gidalar serum kortisol seviyesini düşürdüğü gibi melatonin seviyelerinide düşürür. Dekafeinated drinks  ki bunda karbonik asit ve suyla kafein oranlari düşürülmüştür. Bu bir alterbative olabilir eğer cok içmek gerekiyorsa.

  
Süt ürünleri;                                                                            

Yetişkin insan sindirim sistemi süt ürünleri için dizayn edilmemiştir ( inek ve keçi kökenli olan) hatta çocuklara verdiğimiz  insan sütü bile yetişkinlere verildiğinde tolere edilmezler ve hazim edilmezler. Bunun sebebi yetişkin insanda görülen lactase ve diğer enzim eksikliğidirki genellikle böyledir. Bu enzimler yeteri kadar olmadiği veya eksik olduğu için tolere edilmez vehazim edilmezler.

Süt ürünlerini kullanmamamiz  için bircok sebeb vardir. Lactose intoleransindan başlayan ve çesitli hazimla ilgili problemlere kadar uzanan ve kalp ve damar hastaliklarinina sebeb olan çeşitli sorunlara sebeb olur. Süt ürünlerinin burda sayamiyacagimiz kadar yetişkin insan için yan etkileri vardir.

     

Peptisitler ve gida içine katilan katki maddeleri;

Bir cok peptisitlerin ve gida katki maddelerinin hormonlarimizin salinimi ve fonksiyonlari üzerine yan etkileri vardir.
Bu tip katki maddeleri ve peptisitler bakterileri ve insektleri öldürmek için kullanilir. Bu kimyasal maddeler insan vucuduna sayisiz zarar verir ve nazik bir denge içinde çalişan hormonal sistemimizi etkiler. Bu endüstirilize edilmiş gidalarda bulunan eser elementler vucudumuzdaki hormon sisitemini etkilemeye yeterlidir.

Gidalarimizda bulunan bu tip katki maddelerinden çoğu vucudumuzda estrogen hormonunun etkilerini taklit ederler ve onlar gibi estrogen reseptörlerine bağlanirlar.bu durumdada vucudumuzdaki endokrin sisteminin dengesini bozarlar ve fonksiyonlarinin bozulmasina sebeb olurlar.

 
Aşiri kilo ve şişmanlik;

Obesitenin tek başina endokrin sisitemimiz üzerine yan etkileri vardir. Kadinlarda obesite ovulasyonu azaltabilir ve kadinlik hormonlarinin yapimini azaltabilir. Daha fazlasi yağ dokusu aromatase enzimi bakimindan zengin olduğu için testosteronu estradiole çevirdiği için erkeklik hormonlarini inaktive eder.aromatase enzimlerinin fazlaliği erkekleride etkiler. Daha fazla yağ dokusu bulunanlarda hormonal tablo dahada boxuktur.bunlarda düşük serum testosterone ve yüksek estradiol seviyesi vardir.

düzenli ve yeterli uyku alin;


Günümüz modern yaşaminda uykuyla ilgili problemler cok sik rastlanmaktadir. Düzenli uyku uyuyamiyanlarda düşük hormon seviyeleri; tiroid ve testosterone seviyeleri vardir. Bu durum  iştahi arttirir   ( özellikle tatli ve nişastali gida alimini) bunun sebebi hormon yapimini arttirmak içindir. Bu durumdada insulin seviyesi artarak yükselen kan şeker değerlerini düşürür bu durumdada iştah artarak daha fazla şekerli gida tüketimi ve kusmaya neden olur.


Gida ve içeceklerin hormon seviyelerine ve aktivitelerine olan etkileri;
================================================================

 Aşagidaki tablo gida ve içeceklerin hormonlarimiz ve aktiviteleri üzerine olan etkilerini düzenlemektedir;


                    iyi protein                kötü protein

(et, yumurta, balık, kümes hayvanları). (süt ürünleri).
melatonin aktivetisi düşürür ?
büyüme hormonu aktivitesi (igf 1) arttırır azaltır
tiroid aktivetisi azaltır azaltır
kortisol aktivetisi arttırır azaltır
dhea arttırır azaltır
aldesteron arttırır ?
estradiol arttırır azaltır
progesterone arttırır azaltır
testesteron aktivetisi arttırır azaltır




  iyi karbonhidratlar   kötü karbonhidratlar

    ( meyve, zebze)   ( şeker, tatlılar, cereals)
melatonin aktivetisi yok ?
büyüme hormonu aktivitesi (igf 1) ? azaltır
tiroid aktivetisi arttırır arttırır
kortisol aktivetisi yok azaltır
dhea yok azaltır
aldesteron yok azaltır
estradiol yok yok
progesterone yok azaltır
testesteron aktivetisi yok azaltır

                                                                                                                          
 

alkol yağlar (sature)
melatonin aktivetisi ciddi derece azaltır ?
 büyüme hormonu aktivitesi (igf 1) azaltır azaltır
tiroid aktivetisi azaltır azaltır
kortisol aktivetisi azaltır azaltır
dhea azaltır arttırır
aldesteron azaltır arttırır
estradiol azaltır arttırır
progesterone azaltır arttırır
testesteron aktivetisi azaltır arttırır
 
                                                                                                                            
                                                             
Görüldüğü gibi sature yağ aliminin artmasi estrogen,progesterone, testosterone gibi hormonlarin aktivitelerini arttirmaktadir.ayrica DHEA ve cortisol seviyelerinide arttirir. Aldesterone üzerine etkileri bilinmemektedir. Büyüme hormonu üzerine sature edilmiş yağlarin azaltici etkisi bulunmaktadir.

    
Optimal hormon yapimi ve aktivitesi için öneriler;                         


      1- 1500-3500 kalorilik yeterli gida alin(aktiviteye bağli olarak)
      2- Organik gida alin
      3- Çiğ ama parasitten arinmiş gida yiyin gidalari suyla isitin ( buhar,kaynatma vs) veya gidalari düşük ateşte gidalari        pişirin ( yüz derceyi gecmeyen sicakliklarda yavaş yavaş pişirin)
     4-  Bol miktarda sebze ve meyve yiyin ( minumum 400 gram veya 5-6 porsiyon halinde yiyin)
     5-  Demir ve iyot bakimindan zengin gida yiyin.( kirmizi et, deniz ürünleri,yosun..)
      6-  Et,kümes hayvanlari, yumurta gibi proteinleri yeterli miktarda(300-300 gram)
     7-  Bazi destek ürünleri alinabilir bazi vakalarda ; a.a ; glutamine,arginine,lysine veya iyi dengelenmiş aminoasitler.
     8-  Yeteri miktarda su ve tuz alin.
     9-  Sik ve düzenli yemek yiyin
    10- Zaman zaman öğün atlayabilirsiniz.
    11- Derin ve yeterli uyku alin.

 
     Yenmemesi geren gidalar;

     a- Fazla kilo yapacak veya göbek yapmayacak kadar yeterli gida alin
     b- Endustirilize edilmiş gidalardan uzakta kalin
     c- Alkol,sirke,kafeinize edilmiş gidalardan uzakta kalin.
     d- Süt ürünlerini kullanmayin
     e- Gidalari kizartmayin yüksek ateşte.( grill,barbekü,tava gibi.)
     f- Şekerli gidalar,tatlilar,kekler,içecekler ve diğer cereal lardan uzakta kalin.
     g- Kahve,çay,sigara,soft içeçecekler,alkol gibi diüretik etkisi gösteren maddelerden uzakta kalinmalidir.
     h- Uyku bozukluklarindan uzakta kalin.

 

Özel vakalar;


Tiroidin hormonlarla tedavisinden basarili sonuc almayan hastalarda ; yüksek proteinli gidalardan uzakta kalmasini sağlayin çünkü yüksek miktarda protein alan insanlarda t4 ün t3 e dönüşü azalmaktadir. Bu durumda diğer tiroid fonksiyonlarinin azalmasina neden olur.

Çok fazla deniz ürünü yemek ( iodine bakimindan zengin) tiroid fonksiyonlarini bozar ve hipotiroid yapar. Japonyada hipotiroid fonksiyonu olan hastalarin % 50 sinin fazla balik türevi ve iodine dan zengin deniz ürünleri yediği saptanmiştir. Bu ürünle kesildiğinde 2-3 hafta içinde tiroid fonksiyonlarinin normale döndüğü görülmüştür. bu durumda fazla iodine almanin tiroid fonksiyonalrini azalttiği görülmüştür. Herseyin orta miktari en normalidir.

Serum demir seviyelerinin optimum degerlerinde olmasi lazimdir.

Düşük kortizon degerlerine sahip hastalarda ( hypocorticosim) eğer bu hastalar kortison veya glukokortikoid almiyorlarsa küçük miktarlarda ama sik olarak gida almalarini saglamaliyiz. çünkü kortisol seviyesi her yemekle double oranda geçici olarak artar.

 

Hayat şekli uyumu;( lifestyle adaptations)

Hormon tedavisine başamadan önce gözönüne alinmasi gereken diğer durumlar;

Saglikli beslenme veya hormonlarimiz için uygun gidalari secmekle beraber aşagidaki durumlarda yeterli hormon yapilmasini etkilemektedir.;

     
Sağlikli ev içi ortami;

Sentetik ev halilari, duvar kagitlari, insektisitle muamele edilmiş agactan yapilmiş ev sistemi hormonlarimizin etkli olarak çalişmalarini saldiklari kimyasal gaz ve pollution nedeniyle bozmaktadir.

 
Toksikoloji testi;

Çevresel faktörler nedeniyle bircok insan günümüzde artan miktarlarda etkilenmektedir. Çevresel nedenlerle oluşan pollution hormonsal bozukluklara neden olmaktadir. Bu pollution kaynaklari , gidalrdaki peptisidler ve diğer toksinler ( gida ve sudaki) toksik ev içindeki mobilyalar, elektrikli aletlerden oluşan aşiri radyasyon air conditionerlar, ev disşindaki ortamda gelen pollutions gibi tüm toksinler yillar boyunca aliminda hormonlarimiz üzerinde ters etki yapmaktadirlar. Çok fazla toksik madde olduğu için bizim bu konuda örnek vermemiz oldukca kisitlayicidir. Çok fazla test vardir.

 
Gida allerjileri;

 Her gün ayni yemekleri veya meyveleri tüketen insanlarda bunlara karşi allerjileri daha çok geliştirir. Gidalara karsi allerjiler kendilerini yemek sonrasi gelişen karin şişkinliği, karin agrisi, artmiş yorgunluk, başagrisi, agiz ülserleri. İntestinal inflamasyon agizdan alinan hormonlari etkileyebildiği gibi agizdan alinan ve hormon çalişmasinda etkili olan amino asitlerinde emilmesini etkiler. Bunu birazda olsa engellemek veya azaltmak için hergün ayni gidalari yememeye özen gösterin . Yemek çeşidinizi değiştirin. Kortisol seviyesi düşük olan insanlarda gidalara cok daha dikkat etmeleri gerekiyor. Bu tip insanlarda gida allerjileri daha cabuk gelişir. Kortisol seviyenizi uygun testlerle doktorunuzla beraber tespit edin. eger eksiklik vrsa bunu düzeltin. Eğer size dokunan yemekleri tespit edebiliyorsaniz bunlari en az 6 ay vücudunuzdan uzak tutun. Bu durumda sizin alerjik yapinizi azaltmaya yardim eder.

 

Yeterli işik;

 Işik çeşitli hormonlari etkiler. özellikle kuvvetli sabah işiği 2 nedenle vucudumuzda ihtiyaç gösterir.

     a- Sirkadian ritmin ayarlanmasinda
     b- 2 hormonumuzun aktivitesini belirgin olarak etkiler; karanliktan aydinliğa gecmemiz durumunda dakikalar içinde
kortisol seviyemiz  en az % 50 oraninda artar.tiroid hormonlarida kuvvetli güneş işiği altinda artar.
      c- Melatonin hormonu karanliktan aydinliğa geçişte düşerrek ritmi ayarlamamiza yardim eder.
     d-  Büyüme hormonun seviyesi düşer.
     gece yatarken yatak odasinda elektronik alet birakmayin ve perdelerinizi iyice kapatin ve sogukta uyuyun.

 

Düzgün vucut pozisyonu;


Kronik olarak gergin olan insanlarin hormonal yapilarini optimize etmek zordur. Adale tonusunun yüksek olmasi genellikle stress veya posturden dolayi olmaktadir.rahat nefes almak ve iyi bir posturde oturmak hormon balansi için önemlidir. Relaxe olarak derin nefes alma eksersizleri hormon tedavisi acisindan idealdir.



Orta derecede fiziksel aktivite;


 Hareketsiz kalmak ve adalelerimizi yeterince kullanmamak bütün vücudun sirkulasyonunu etkiler. Orta derecede aerobik eksersiz  vucudumuzun daha iyi fonksiyon görmesine yardim eder. Aşiri eksersiz rahat nefes almamizi etkilediği gibi ihtiyaci olan enerji kaynaği olarak hormon depolarimizi kullanir . Bu tip agir eksersizleri haftada bir yapmak en iyisidir. Yoksa bu tip agir eksersizleri hergün yapmak sizin hormon depolarinizi boşaltarak erken yaşlanmaniza neden olur. Eğer 40 yaşindan sonra bu tip eksersizleri yapiyorsaniz hormon desteği almaniz lazimdir.eğer bu desteği almazlarsa age related hormon azalmasi hizla artar. Eğer ogün anaerobik eksersiz yapiyorsaniz hormon desteğinizi almaniz gerekir. Özellikle sex hormonlarini . Erkekler için testosterone ve kadinlar için estrogen.


Pozitive duygular;

Erkeklerde tutumuş oldugu bir takimin kazanmasi veya güzel sevindirici bir haber almasi durumunda testosterone seviyesi artar. Dostane sicak bir temas veya dokunma kadinlarda oksitosin seviyesini  arttirir. Bu hormon aşk hormonudur. Meditasyon ayni zamanda  DHEA, melatonin miktarlarinizi arttirirken cortisol seviyenizi normalize eder.
Pozitive haberler veya emosyon ve belkide sevgili bir temas daha iyi bir hormon seviyenizi sağlar.


Yeterli uyku;

Uyku hipofiz bezimizdeki ,tiroid bezimizdeki ve böbrek üstü bezlerimiz olan surrenal glandlardaki hormon depolarimizi yeniler ve doldurur. Buda bizim günümüzün iyi geçmesini sağlar. Günde 6 saat uyku 9 saati gecmemesi kaydiylka yeterli bir uykudur. 6 saaten aşağida ve 9 saaten fazla alinan uyku mortalite oranini artirmaktadir. eğer az uyuyorsaniz gece boyunca iyi sentezlenmemiş veya depolanmamiş hormonlarinizi bozacaği için ek destek ihtiyaciniz doğar. Böylece bu hormon eksikliklerinden doğabilecek olan hasarlari minimize etmek lazimdir. Eğer günde 9 saaten fazla uykuya ihtiyaciniz varsa bu belkide büyüme hormonu gibi bazi hormonlarinizin  eksikliğinden dolayidir.

 
Hormon seviyelerinizi etkileyen ilaçlar;


Beta blokörler, uyku haplari, anti depressanlar, anti epileptik ilaçlar, kollesterol düşürücü ilaçlar hormon seviyelerinizi azaltir. Eğer bunlari cidden almaniz mecburi ise bazi hormon seviyelerinizi alacaginiz tedavilerle yükseltmeniz gerekir.

 
Unutulan besleyici ürünlerin sağlanmasi;

Vitaminler ,eser elementler ve mineraller bircok hormonun etkilerini ve yapimini sağlar,destek verir. Mesela potasyum büyüme hormonunu arttirir. Demir tiroid fonksiyonunu t4 den t3 e dönüşü arttirark sağlar.yüksek a vitamini ve çinko testosteronu arttirir. Bu yüzden labaratuarda bu tip testleri yaptirip değerlerini dengeleyebilirsiniz.

 

Mental fonksiyon

Uluslararası araştırma gurubunun yaptığı son bir araştırmaya göre yeni bir buluşla Alzheimer hastalığındaki hastaları ve mental fonksiyonu azalmış hastalarda yapılan bir araştırmada vit E tocopherollerin ve tocotrienollerin kan seviyelerinin düşük olduğunu tespit ettiler.

Normal beyin fonksiyonu bulunan hastalara göre Alzheimer hastalarının kan serum Vit E seviyelerinin % 85 dolayında azalmış olduğu görülmüştür. Bu durum 6 ayrı avrupa ülkesinde yapılan araştırmanın sonuçlarının '' NEUROBİOLOGY OF AGİNG'' dergisinde yayınlanmasından sonra belirlenmiştir.
 Bu bilgilere ilave olarak orta derecede algılama fonksiyonu azalması olan insanlarda ise kan serum vit E seviyelerinin % 90 oranında azaldığı tespit edilmiştir.

Bu araştırmalar sonucu alzheimer başalngıcı olan veya mental fonksiyonlarında azalma olan insanların kan serum Vit E değerlerinin ölçülmesinin tanı açısından çok faydalı olduğu vurgulanmıştır. Yaşlı insanlarda kan vit E değerlerinin tespitinin yapılmasının tanıda önemli olduğu vurgulanmıştır. Aynı zamanda Dr.Mangialasche ve çalışma arkadaşları yaşlı insanlarda kan vit E değerlerinin ölçülmesinin hastalığın ön tespiti veya önlenmesi konusunda vit E desteği verilmesinin önemini belirtmişlerdir.

Vit E nin 8 farklı formu vardır. Bunlarda;4 adet tocopherol formu  ( alfa,beta,gamma,delta) ve 4 adet tocotrienol dür( alfa,beta,gamma,delta)Alfa tokoferol avrupa diyetinde destek olarak alınan ana kaynaktır. Amerikan diyetindede Gamma tokoferol daha çok rastlanan formudur.

MENTAL FONKSİYON;

Beyin hücreleri içinde beta amiloid plakların oluşması sonucu hücre ölümü ve beyin hasarı oksidative stress nedeniyle oluşur. Beyinde oluşan hasar yavaş gelişir ve ilk olarak algılama fonksiyonlarında azalmayla kendini gösterir. Bu durumda alzheimerin ilk belirtileri bizi uyarır.

Vitamin E ,bir anti oksidandır ve bu tip hastalıkların gelişmesini önlemede potansiyel bir besin desteği olarak karsımıza çıkmaktadır.Bunu destekleyecek araştırmalarda Alzheimer hastalarında alfa tokoferal gunde 2000 iü olarak kullanılmıştır.

Sağlıklı bağırsak
ve sindirim

 

Kendinizi daha fit yapmak ve sağlıklı olmak için;

  

Ağız;

Yeterli çiğneme ile beraber sindirim ağızda başlar. Sindirim problemi olan insanların çoğu gıdaları ağızlarında yeterli miktarda çiğnemeyen insanlardır. Bu insanlar çok hızlı yemek yerler, dişlerini kaybederler, veya yemek esnasında çok konuşurlar. Ağızlarında yavaş ve uzun süre ile çiğneyen insanların mide asitleri daha iyi oluşmakta ve midelerinde proteinler daha iyi sindirilir.

Ağızda yeterli miktarda çiğnemek aynı zamanda karbonhidratların daha iyi sindirilmesine yardımcı olur. Karbonhidratların veya gıdaların ağızda daha iyi çiğnenmesi durumunda ağız mukozasından salgılanan Amilaz enzimi ile karbonhidratların daha iyi karışmasına ve dolayısıyla sindirimin ağızda başlamasına neden olur.

 

Zayıf veya az çiğnemenin tedavisi;

- Hastalara daha yavaş ve daha uzun sürede ağızda gıdaları çiğnemesi önerilmelidir.

- Eğer dişleri iyi durumda değilse veya kaybediyorlarsa tedavi ettirmelerini veya yerine yeni dişler implant  ettirmeleri önerilir.

 

Mide;

Mide proteinleri hazım etmek için asit ve Tripsin adı verilen bir enzim salgılar. Mide aynı zamanda intrensek  faktör denilen bir sıvı salgılar ki buda vitamin B12 inin emilmesi için faydalıdır. Et ve kümes hayvanlarının sindirimi zayıfsa bu yemekler esnasındaki mide asitlerinin salgılarının azlığından dolayıdır. Mideden salgılanan ve sindirim için gerekli olan mide asitleri yaşla beraber azalmaya başlar.

 Mide asit inin salgılanmasının azalmaya başlamasıyla beraber şu bulgular ortaya çıkar;

- midede oluşan ağırlık hissi '' taş oturmuş gibi''

- Hazımsızlık

- karnın üst bölgesinde şişkinlik

- midenin üst kısmında ve yemek borusunun alt ucunda yanma hissi.

- Çıkartılan gaz ın kötü kokması bu mide ve bağırsakların proteini iyi hazım edememesinden dolayı    bakterilerin proteini parçalaması sonucu ortaya çıkan nitrojen gazı nedeniyledir.

Diğer şikayetler;  Birden fazla gıdaya karşı olan alerjiler. Destek ürünleri aldıktan sonra oluşan bulantı, yanma, ağrı ve ağızda kuruma hissi.

Mide asit inin düşük olmasıyla beraber seyreden hastalıklar;

-Hormonsal  bozukluklar; Hypothyroidism, Hyperthyroidism diyabet, Addison hastalığı

- Kötü yaşam şekli; alkolizm

- Psikiyatrik hastalıklar; Depresyon

- Cilt rahatsızlıkları; egzama, sedef, vitiligo

- Bağırsak rahatsızlıkları; gastrit, gastrik polipler, mide kanseri, safra kesesi taşları

- Hepatit

- Parazitik rahatsızlıklar, çölyak hastalığı, Ülseratif kolit

 

Laboratuar gaita testi;

Gaitada incelemede adale lifleri gibi proteinden zengin sindirilmemiş atıklar bulunur.

 

Mide yetmezliğinin tedavisi;

- Ağızda çiğnemeyi arttırın.

- Kalın biftek,bonfile..vs gibi kalın et yerine çekilmiş eti , beyaz eti, balık yemeyi tercih edin.

- Protein zengini gıdaları yemeye başlamadan önce Hidroklorik asit tablet veya likit alın (Betain hcl).

Aşırı doz bulguları; doz fazla gelirse yemek esnasında midede yanma hissi, mide hassasiyeti gibi     şikayetler nadiren oluşur.

 

Kalın Barsak ; ( KOLON);

İnce bağırsağa kıyasla kalın barsak çok fazla miktarda bakteriyel mikroflora içerir. Kolondaki sindirim problemleri bakteriyel floranın ya azlığı veya eksikliği nedeniyle oluşur.

Bağırsak florası; Barsak florası çeşitli bakterilerden, mantarlar, protozoa ve helmint lerden oluşmuştur.

Bağırsak Dysbiosisi; Barsak florasını oluşturan bakterilerin...dengesizleşmesi ve sağlıklı olmaması durumu için kullanılan bir terimidir.

 

Barsak bakterileri;

 

Bağırsaklardaki bakteri miktarı; bağırsaklarımızda bulunan total bakteri miktarı 100.000 milyardır.Bu sayı yaklaşık olarak vücudumuzdaki hücre sayısından 10 kat daha fazladır. Yani vücudumuzda bulunan bakteri sayısına bakacak olursak vücudumuzda bulunan bakteri kökenli Gen Miktarı insan originli Gen miktarından 10 kat fazladır. Bizim bağırsaklarımızda bulunan bakterilerin total ağırlığı 1.5- 2 kilogram kadardır. Dışkının % 50 si bakteriden oluşmaktadır.

 

Bakteri türlerinin sayısı; İnsan bağırsaklarında 500 den fazla bakteri türü vardır. Bunlardan 40 ı bağırsaklarda bulunan tüm bakterilerin %99 unu teşkil eder. Predominat olanlar ; gram negative anaeroblar 'bacteriodes'

ve gram positive anaerobik 'clostridium' türevleridir. Sağlıklı insan bağırsak florasında anaerobik bakteri oranı aerobiklere göre 10-100 kat daha fazladır.

 

Sağlıklı İnsan Bağırsaklarında Bulunan Bakterilerin Rolü;

Barsak bakterilerin sağlıklı bir sindirim için rolleri şunlardır;

 

- Bağırsaklarda proteinlerin ve karbonhidrat bakımından zengin gıdaların parçalanması esnasında     salgıladıkları enzimlerle yardım ederler. Bu enzimler; protease, glukosidase, disakkaridas (lactase) ve     cellulose dur.

- Bu bakteriler barsak içersindeki su muhtevasının ve asit yapısının (ph) devamlılığını sağlar.

- Temel mikrobesleyicilerin yapımından sorumludurlar. Örneğin vit K ve vit B ( B2,B8,B9,B12 VE PABA)

- Kısa zincirli yağların oluşmasını sağlarlar örneğin ; valerat, propionate, acetate, butyrate.

- Oluşturdukları moleküllerle antibiotiklerin kullanımı sonucu ortaya çıkan patojenik bakterilerin     gelişmesini azaltırlar.

- Bağışıklık sistemini  uyarıcı etkileri vardır.

- Serum kolesterol seviyelerini düşürebilirler.

 

Barsak florasındaki bakteri sayısı kolondan yukarı doğru çıktıkça azalmaya başlar.Kolon daha çok bifidobakterileri ve Bacteriodes leri içerir. İleum ise daha çok bacteriodes leri içerirken duodenum ve mide lactobasilleri içerir.

 

Yaşlanmanın Barsak Florasına Olan Etkisi;


Yaşlanmayla beraber insan bağırsaklarında bulunan bakteri sayısında azalma ( % 22) ve koruyucu bakterilerden bifidabakteriler ve gram negative anaeroblardan enterobakteriler doğru ( +% 33) bir değişim başlar. Hem faydalı bakterilerin sayısında azalma ve hem de farklı patojen bakterilerin sayısındaki artma yaşlanan insanda birçok hastalığın gelişmesindeki  riski arttırır.

 

PATOJENİK BAKTERİLER;

 

Aşağıda adlarını sayacağımız bakteriler insan vücudu için sağlıklı değildirler.

- Helikobakter pylori

- Basillus careus

- Klepsiella

- Staphilokokus aureus

- Pseudomonas aeruginosa,salmonella,shigella,Listeria eschericha coli 0157

 

Bozulmuş Bakteri Florasının yani Dizbiosisin belirtileri;

 

Barsak florasında bozukluklar olduğu zaman barsak içi ve barsak dışında görülen bazı değişiklikler    oluşur.

- Barsak içi; En sık rastlanan belirtisi ishaldir. Fakat bundan başkada çok spesifik olmayan belirtiler      olabilir; Karın şişkinliği, karın ağrısı, kabızlık, barsak gazları gibi.

- Barsak dışı; Vücudun diğer kısımlarını etkiler ; alerjilere neden olur, enfeksiyon oranında artmalar     meydana getirir.Daha yüksek serum kolesterol seviyeleri yapabilir,baş ağrısı ve düşük enerji      oluşturabilir..gibi

 

Eksilmiş veya Bozulmuş Barsak Florasının Tedavisi;

 

Öncelikle yemiş olduğunuz gıdanın sağlıklı bir mikrofloranın oluşması için geliştirmeniz lazımdır.

 

- Gazlı içeceklerin, rafinerize edilmiş gıdaların ve alkolün düzenli olarak alınmasını durdurun, ve taze     gıdalar ve taze et yiyin.

- Koruyucu katkı maddeleri içeren veya peptisidleri içeren her gıda saglıklı barsak florasını bozmaya    sebebiyet verir. Patogen bakterilerin sayısını arttırırlar. Bu yüzden organik gıdalar her zaman iyidir.

- Sağlıklı bir flora ve sindirim için yemek yerken bir çok yemeği aynı anda karıştırmayın. Meyveleri ya     yemekten yarım saat önce veya yemekten 3 saat sonra yiyin. Gece meyve yemeyin zaten o saate kadar     yorulmuş barsak floranız bunu hazım etmekte zorlanır ve bağırsaklarda gaz oluşmasına, baş dönmesi ve    uyku haline sebep verir. Bunu barsak mikroflarasındaki dengesizliğe neden olarak yapar. Fermentasyon    artar ve bunun sonucu alkolleşme olur.

 

Barsak florasını onarmak ve sağlıklı bir flora oluşturmak için 2 tip destek ürünü verilmektedir. Prebiotikler ve Probiotikler;

 

- PREBİOTİKLER ; Sağlıklı bir barsak bakteri florasını sağlamaya yönelik destek ürünleridir. Bu destek sayesinde sağlıklı bakteriler barsak florasında çoğalabilirler.

- PROBİOTİKLER; Barsak florasında sağlıklı bakteri florasının sağlıklı olmasını sağlar.

 a- İnce barsaklardaki bakteri florasının bozulması durumunda Lactobasillus acidophilus ve kolondaki       bakteri florasının bozulması durumunda bifidobacteria destekleri verilir.

 b- Her bir destek ürününün en az 1 milyar canlı bakteri içermesi gerekmektedir.

 c- Bu destek ürünleri canlı veya ölü bakteri içermektedir.

 

Canlı bakteri içermesi en iyisidir fakat buzdolabında ve 7 derecede muhafaza edilmelidir.

 

Mantarlar;

 

Bağırsaklarda bulunan mantarların en çok bulunanı Kandida Albicans tır. Bu mantar türü bağırsaklarda bulunan mantarların % 60-75 oranını kapsarlar.

 

Fazla mantar üremesi; Fazla süt ürünlerinin tüketilmesi, filizlenmeyen tohumların tüketilmesi örneğin ekmek ve makarna ve tatlılar yendiği zaman bu gıdaların çoğu bağırsaklarda pankreatik enzimler tarafından tam hazım edilemiyeceği için kalacaklardır. Mantarlar bu tam hazım edilememiş ve arta kalmış gıdaları yiyerek beslenerek aşırı çoğalırlar. Bu duruma aşırı mantar çoğalması denir. Ayrıca modern işlenmiş gıdalarda tek başına mantarların çoğalmasını arttırırılar. Mantarların bağırsak kanalında aşırı dozda çoğalması durumunda ortaya çıkan barsak içi ve barsak dışı belirtiler şunlardır;

 

Barsak belirtileri; - karın şişkinliği

- bağırsak gazlarında artış

- ishalden kabızlığa kadar değişen dışkılama değişikliği.

 

Barsak dışı belirtiler;  - kaşınma. Bağırsaklarda fazla mantar oluşmasının en sık rastlanan belirtisidir. Bu durum mantarlardan salgılanan mikrotoksinlerden dolayıdır. Bu mikrotoksinler bağırsaklardan kana geçen ve oradanda cilde gelen mikrotoksinler nedeniyle olur. Mantarlar hazım edilmemiş gıdalar sayesinde beslenir ve aşırı çogalırlar. Kaşınma sadece ciltte kalabileceği gibi göz kapaklarına ve etrafına ve kafa tasında hissedilebilir.

- Aynı zamanda saçlardaki kepek ve ekzema da aşırı üreyen mantarlar tarafından oluşumu kolaylaştırılır.

      - mood ta aşağı yukarı oynamalar.

      - Depresyon

      - Başta aşırı baskı veya sıkıştırılma hissi.

      - Beyaz vaginal akıntı

      - Alerjiler.

 

Laboratuar testleri;

- Gaitada ; aşırı mantar bulunması

- Serum; Anti kandida Ig G nin pozitive olması.

 

Tedavi;

 

Yemek çeşidinizi iyileştirin; Mantarların aşırı çoğalmasının ilk tedavisi gıda çeşidiniz değiştirmenizdir.

- Hayvansal protein alımınızı arttırın. Mantar oluşumunu azaltan ilaçlar yerine daha etkili olduğu saptanan hayvansal proteinlerin alımını arttırmak tercih edilir. ( kırmızı et, kümes hayvanları, balık gibi)

- Mantarların çoğalmasını arttıran gıdalardan uzak durun; tatlılar, asitli içecekler, süt ürünleri ( yoğurt ve peynir dahil.) ekmek, makarnalar..vs. Bunlar yemek listesinden çıkartılmalıdır.

- Anti yeast(mantar) ilaçlar; Eğer yeme şeklimizi ve çeşidimizi değiştirmemize rağmen şikayetlerden kurtulamıyorsak o zaman tercih edilmelidir. Nystatin tercih edilecek ilaçtır. Bağırsaklarda kalan ve kana geçmeyen bir ilaçtır. Bir kaç haftadan bir aya kadar tedaviye devam edilebilinir. Anti mantar etkisi oldukça fazladır ve etkindir. Günde bir kaç kez den 3-4 hafta kadar devam edilebilinir. Aynı şekilde Diflucan ve Sporanox ta 3-4 hafta kullanılması gereken ilaçlardır.

En iyi diyet 
hangisidir?

DİYETLER;

 

En iyi diyet hangisidir.?

 

Herkes en iyi diyetin ne olması gerektiği konusunda kendisine ait bir fikri vardır.

Bazılarına göre neyi beğeniyorsan onu yemelisin fikri mevcuttur. Bu düşünce zevkle yanilen bir yemeğin insanları sağlıklı yutacağı fikrinden köken alır. Bunda yemeğin cinsinin önemi yoktur mühim olan iştahla ve isteyerek yenmesidir. Bu tipik olarak bir Western diyetidir; tatlılar, sandwiches, çips veya pizzalar, patates kızartmaları, kola, süt veya peynir, alkol, yüksek ısıda pişirilmiş gıdalar, uzun ömürlü ciddi katkı maddeleri ile korunmuş gıdalar akla gelmektedir.

 

Diğerleri için; Vegeterian beslenme ideal beslenmedir. Çünkü bunlar hayvansal kökenli gıdalar değildir ve onların inanışına göre bu tip hayvansal ürünler insan vücudu için toksiktir. Ortalamanın üstünde bir doktor gurubu da düşük kalorili gıdaları savunurlar, çünkü bunlara göre ne çeşit bir yağ olursa olsun yağların insana zararlı olduğu düşüncesi hakimdir. Bazılarına göre ise; gıdalardan sadece şekeri, tatlıları, karbonhidratları uzaklaştırmak uzun yaşamak için yeterlidir.

 

Düşük karbonhidratlı beslenme temel bilimsel veriler ışığında fazla karbonhidrat alınımının kalp damar hastalıklarının riskini arttırdığı, inflamasyona sebeb olduğu, obesiteyi arttırdığı, diabet riskini arttırdığı bilinmektedir. Bütün bunların ışıgında karbonhidrat ağırlıklı diyetin uzun yaşamayı azalttığı bilinmektedir.

 

Diğer bir insan gurubu ise düşük kalorili gıdayla beslenmenin insan ömrünü uzatacağına inanır. Bunun insan hayatı için optimal bir diyet olduğu kabul edilir. Bunun temel bilimsel noktası hayvansal deneyimlerden çıkartılan sonuçlara dayanır; Hayvanların diyetlerinde yapılacak % 30-40 lık bir azaltmanın hayvanları yaşam süresinde % 20-25 lik bir uzama sağlamıştır. Bu araştırmalarda hayvan türleri sineklerden primatlara kadar değişmektedir.

 

Bazılarına göre ise düşük kalorili gıdayla beslenmek idealdir fakat öğün atlamalı olması daha da idealdir. Bu durumda öğün atlamak periodik olmalıdır. Bu durumda düşük kalorili gıdayla beslenirken periodik olarak haftada 3 gün öğün atlanır örneğin öğün veya aksam veya sabahtan akşama gibi. Bu bir yerde oruç tutma gibi bir beslenme şeklidir. Bu tip beslenen hayvanlarda yaşam süresi % 35 e kadar artmıştır. Fakat bunu düzenli hale getirmek ve düşük kalorili gıda ile beslenmek önemlidir.

 

Sheldon diyeti; Bu tip beslenme şeklinde ise;  yemek ayırma veya yemekleri karıştırmama esastır. Amaç farklı gıda çeşitlerinin aynı anda yenmemesidir. Her bir yemekte sadece bir tip gıdanın bulunmasıdır. Bunda temel öğe mide ve barsak sistemimizin sadece bir gıdanın hazmedilmesine odaklanması ve onu en iyi şekilde hazmetmesidir. Et türevleri sadece bir ögünde ve tek başına yenmeli ve diğer gıdalarla karıştırılmamalıdır. Eğer sebze veya tohumlardan oluşan( nohut,mercimek,fasulye...) bir gıda yenmek isteniyorsa bunun ayrı bir öğünde ve tek başına yenmesi tercih edilir. Bunu bir prensip olarak yaşamınızdaki yeme şekli olarak kabul etmek gerekmektedir.

 

Diğerleri ZONE diyeti adı verilen bir diyet şekli vardır. Bunda temel prensip sadece yemekleri birbirinden ayırmak yetmemekte ayrıca her bir gıda türünden gerçek benzer oranlarda tüketmek esastır. Her bir gıda türünden yani yağ, protein ve karbonhidratlar her yemekte olmalı ama belli bir oranda olmalıdır. Bununda hem enerji seviyenizi arttırmak hem de kilo kaybetmede etkili olduğuna inanılır. Zone diyetinde amerikan Western diyetine göre protein oranını arttırmak ama karbonhidrat düzeyini düşürmek esastır.

 

Akdeniz diyeti;

Bu diyette taze sebze, meyve ve zeytin yağı en iyi yemek veya beslenme şeklidir. Diğer taraftan birçok araştırmacının ortaklaştığı konulardan biriside Japon diyetidir. Bunda insanların beslenmesinde alınan gıdalar balıktan zengin süt ürünlerinden fakir bir diyetle beslenmek amaçtır. Bu diyete göre uzun yaşamanın temel prensibi budur. Daha fazlası bazı insanlar sadece organik gıda yemenin temel bir prensip olduğuna inanılmakta ve kanserden uzaklaşmak ve daha uzun yaşamak için temel bir amaç olduğuna inanılır.

 

Diğer taraftan bazı guruplar Hypotoksik ( toksini az olan gıdalar) gıda ile beslenmenin daha uzun ve sağlıklı bir yaşam için temel olduğu ön plana çıkarılır. Bu diyet şeklinde amaç gıdaları çiğ veya çok düşük ateşte ve uzun süreli pişirme temeline dayanır. Bu yüzden gıdaların pişirilme işlemi esnasında oluşan kanser yapıcı ( kanserojenik) veya kanser oluşmasını hızlandıran ,ve pişirilme tekniği nedeniyle gıdaların içindeki vitaminlerin 100 derecenin üzerinde pişirildiğinde kaybolması engellenmektedir.

 

Paleolitik Diyet( İlk Çağ Diyeti);   Bu diyet bizim atalarımızın yüzyıllarca önce avlanarak yedikleri diyettir. Bu dönem ilk çağ dönemidir. Bu dönemde tarım işlemi henüz yeni oluşmaya başlamaktaydı. Paleolitik diyette gıdalar taze ve organik sebzeler, et, balık, düşük şeker oranlı meyvelerden zengindir. Bu diyettin avantajları diğer tüm diyetlerin avantajlarını içerirken dezavantajlarını içermez.

 


Paleolitik diyetin diğer diyetlere göre avantajları vardır. Bunlar diğer diyet çeşitlerine göre şunlardır;

 

Zevk diyeti; Taze ve organik sebzeler, et, balık ve düşük şeker içeren meyvelerin yenmesi paleolitik diyetin temel öğeleridir. Bu diyet aynı şekilde zevk diyetinde olduğu gibi zevkli bir görünüm ve yeme şekli sağlar.

 

Vegeterian Diyet; Paleolitik diyet vegaterian diyette olduğu gibi bir çok sebze ve meyve içerir. Paleolitik diyette yenilen et, balık yüksek ısıda pişirilmez bu yüzden ilk çağ diyeti yüksek ısıda pişirilmekten dolayı oluşan toksik kimyasal maddeler içermez. Bu yüzden vegeterian diyette hayvansal ürünleri yemenin oluşturduğu düşünülen toksik maddeler içermemektedir.

 

Toksik yağdaki düşüklük; Paleolitik gıdada vahşi hayatta kalabilmek için yenilen etlerde toksik gıda olmayışı ve taze balık yeme nedeniyle sağlıklı omega 3 tipi yağlar bakımından zengindir.( poliunsature yağlar.) Daha fazlası ilk çağ diyetinde etler veya balıklar..vs yağda veya tereyağında pişirilmez. Toksik ürünler bu ürünlerin 80-100 derecenin üzerinde pişirilmesiyle oluşur.

 

Fazla şeker ve kötü karbonhidrat içermez; İlk çağ diyetinde toz şeklinde rafine edilmiş beyaz şeker kullanılmaz. Çünkü bu dönemde şeker bulunmamıştı ve onu rafinerize edecek yöntemler bilinmiyordu. Bu dönemde kullanılan yegane şeker sadece fruktoz içeren meyvelerdi. Ki bu türde yenen meyvelerin çoğu örneğin berries dediğimiz ( kiraz, çilek, yaban mersini,..gibi) meyveler fruktoz bakımından fazla zengin değildir. Bu yüzden bu dönemde yaşayan insan düşük karbonhidratlı gıdalar tüketiyordu. Bu durumda onu daha sağlıklı kilolu olmasını ve vücuttaki inflamasyonu en az seviyede tutmasını sağlıyordu.

 

Düşük Kalori; İlk çağ döneminde düzenli yemek yemek mümkün değildi çünkü insanlar bazen av bulabiliyorlardı veya toplayabiliyorlardı bazense günlerce aç kalabiliyorlardı. Bazen sadece günlerce meyve ile besleniyorlardı. Bu durumda onları düşük kalorili gıdayla beslenmelerini sağlıyordu.

 

Periodik açlık; Bu durum ilk çağ diyetinde yukarıda anlattığımız nedenlerle vardı yani ilk insanlar bazen avlanabiliyorlardı dolayısıyla bazen öğün atlamak veya aç kalma gibi periodik dönemleri oluyordu bu durumda onların aç kalmanın sağlıklı verilerinden faydalanmalarını sağlıyordu.

 

Gıdaların ayrılması; İlk çağ döneminde aynı anda en fazla iki veya üç çeşit gıda bulabiliyorlardı yemek için şu andaki yeme çeşitliliğinden farklı olarak. Bu durumda da mide ve barsaklarımızın salgılayacagı enzimler daha çok bir veya iki gıda üzerinde yogunlaşıyor ve mide asiti daha düşük seviyelerde kalıyordu.Bu durumda da optimal bir hazım işlemi mide ve barsaklarımızda oluşuyordu. Gıda ayırma diyetindede meyveler ya yemekten yarım saat önce veya yemekten 3 saat sonra yenilir bu durumda meyvelerin mide ve barsakta yarım saatten fazla kalmasını önleyerek çürümesine engel olunur.Bu durum ilk çağ diyetinde de vardır aynı anda yenilen gıda sayısı nadiren 2 yi geçerdi bu durumda otomatik olarak yemek ayırma diyetiyle uyumluluk sağlar.

 

Akdeniz diyet tipi; Bu tip diyette yenilen taze sebze ve meyveler ilk çağ diyetiyle uyumluluk sağlar. İlk çağdada insanlar taze olarak köklerinden çıkardıkları sebzeleri ve dalından kopardıkları meyveleri yeyiorlardı depolama imkanları yoktu.

 

Japon tarzı diyet; Paleolitik dönemde insanların çoğu nehir veya deniz kenarlarında yaşıyordu bu yüzden beslenmek için taze balık tutmak zorunda idiler. Bu yüzden topluluklarının beslenmelerini sağlamak için bu tip yerlerde konakladılar veya şehirlerini kurdular. Bu taze gıdalar belki de şu anda tüketilen taze ve çiğ olarak yenen japon gıdalarından daha bile iyiydi.( sushi, sashimi)

 

Organik; Paleolitik dönemde kullanılan gıdalarda şu anki modern hayatta kullanılan peptisitler, insektisitler veya koruyucu maddeler gibi uzun raf ömürlü gıdalar yoktu. Bu yüzden bizim karşılaştığımız toksinleri içermiyordu.

 

Hypotoksik( toksini az olan diyet); İlk çağ döneminde hepsi olmasa bile yiyeceklerin çoğu çiğ olarak tüketiliyordu. Sebzeleri çiğ olarak tüketmek pişirerek tüketme esnasındaki kaybolan vitaminlerin korunmasını sağlıyordu. Sadece hazım esnasında vitaminler parçalayıcı enzimlerle hazım edilip faydaları maksimum seviyelerdeydi. Gıdaların çiğ olarak tüketilmesi aynı zamanda kilo kaybına yardım ederken kan basıncında düşmesine neden oluyordu.

 

ilk çağ diyeti; (paleolithic diet);

Paleolitik diyet diğer diyetlerden farklı olarak sıkıcı değildir.

Zevk Diyeti; Paleolitik gıda o dönemde yaşayan insanların her zaman rahatlıkla istedikleri gıdaları bulabilecekleri bir dönem değildi. Her zaman istediklerini yiyemiyorlardı. Şu andaki diyette zevk diyeti bile olsa peptisid, insektisid, koruyucular, tatlandırıcılar, katkı maddeleri ve hidrojenize edilmiş yağları içermektedir. Diğer taraftan pişirme teknikleri nedeniyle zevk diyetinde alınan gıdanın içindeki bir sürü mineral ve vitamin yok olmaktadır. Tarımın gelişmesiyle beraber insanların diyetine karbonhidrat oranı yüksek filizlenebilen tohumlarda girmiştir.( fasulye ,bugday,nohut,arpa....) Bunun sonucunda medeniyetle beraber bu alınan gıdalar sonucunda bazı hasttalıklarında ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Yüksek karbonhidrat nedeniyle diş kaybı ve romatoid hastalıklar ve diyabet gibi.. Zevk diyetinde yüksek glisemik endeksli ( kan şekerini cok yükselten) gıdalar ön plandadır. Bu tarz diyet sonucunda kilo alımı ve şişmanlık kaçınılmazdır. Bu tarz diyeti tercih edenlerde diabet, koroner kalp hastalıkları, şişmanlık, yüksek kan lipidleri, kanser gibi rahatsızlıklar sıklıkla görülmektedir. Paleolitik diyet bu tip gıdaları içermemektedir. Bu tip rahatsızlıklardan daha çok koruyan bir diyettir.

 

Vegeterian Diyet;  Vegeterian diyet proteinler, vit A, vit B ve demir, doymuş yağ asitleri bakımından fakirdir. Çünkü insan barsakları sadece meyve ve sebze tüketimi için veya bunların hazmı için yapılmamıştır. İnsan barsaklarının uzunluğu 7 metre iken sadece yeşillik ve meyve ile beslenen goriiler ve koyunların barsak uzunluğu bu maddelerin hazmını saglayabilmek için planlanmış ve 30-32 metre uzunlugundadır. Uzun barsak kanalı olan hayvanlar bitkisel proteinleri % 30 oranında emerlerken insan barsakları bitkisel proteinlerin ancak % 10 unu emerler. Bu yüzden vegeterian diyetle beslenen insanların bitkisel gıdalardaki mikro ve makro (özellikle protein ve yağ) beslenme ürünlerini, doymuş yag asitlerini alamadıkları için kan hormon seviyeleri düşüktür. Bunlardan en önemlileri sex hormonları, adrenal kökenli hormonlar, ve Büyüme hormonu IGF1. Paleolitik diyette hayvansal kökenli gıdalar bakımından zengin oldukları için bu tip sorunları yoktur.

 

Düşük Yağ oranlı Diyet; Düşük yağlı diyet sıklıkla sağlıklı yağları çok düşük oranda içerir. Bunlardan omega 3 gibi poliunsature yağ asitleri ve sağlıklı doymuş yağ asitleri (bu tip yağlar ısıtmakla denature olmazlar). Bu yağların bu tip diyette eksik olmaları nedeniyle bazı hormonlarımızın yapımında zorluk yaşanır bunlar ; böbrek üstü (adrenal) kökenli hormonlar ve sex hormonlarıdır ki bu durumda koroner kalp krizini riskini arttırır. Özellikle polyunsaturated bir yağ asiti olan omega 3 ün azlığı veya yokluğu kornoner kalp krizi riskini arttırır. Bu durumun aksine Paleolitik diyet omega 3 bakımından zengindir. Bunun sebebide taze balık diğer balık ürünlerinin tüketiminin fazla olmasıdır.

 

Düşük Karbonhidratlı Diyet; Modern düşük karbonhidratlı diyet sağlıklı karbonhidratları çok düşük oranda içerir. Örneğin meyveler ki bunlarki saglık açısından önemli bircok vitamini içerir. Bu durum ilk çağ diyetinde yoktur çünkü bu diyette bol protein ve taze meyveler, sebzeler içerir ki bu gıda çeşitinde de bu vitaminler ve mikro besleyiciler yüksek orandadır.

 

Periodik Açlık; İlk çağ insanı mecburen avlanacak hayvan veya toplayacak sebze, meyve bulamadığı zaman uzun zaman veya düzenli mecburen açlık dönemleri yaşıyordu.Fakat diğer taraftan avlanacak hayvan veya toplayacak meyve ,sebze buldugu zaman bu açlık dönemini kompanze edecek yüksek miktarda protein alıyordu. Bu durum ilk çağ döneminden kalan bulunan iskeletlerdeki kemiklerde yapılan araştırmalarda tespit edilen nitrogen ölçümlerinden anlaşılmaktadır. İlk çağ adamı avlandığı zaman ortalama günde 800 gram protein yemekte idi. Günümüzde açlık diyeti yapan insanlar malesef yemek yeme durumlarında bu aç kalma dönemini takiben yedikleri yemekte bu kadar yüksek protein ve mikro besleyici gıdalar yememektedir. Bu yüzden periodik açlık diyetinde sıklıkla vucutlarında önemli eksiklikler ortaya çıkmaktadır.

 

Yemek Seçme Diyeti; Ayırma diyetinde daha çok toksik olan filizlenmemiş tohumlar içeren makarna, ekmek gibi gıdalar çoğunlukla tüketilmektedir. Bu durum ilk çağ diyetinde yoktur.

 

 Zone Diyeti; Zone diyeti protein diyetinden zengin olması nedeniyle ilk çağ diyetine benzer. Fakat protein kaynağı olarak süt ürünlerini tercih etmesi nedeniyle diyabet dahil koroner kalp hastalıklarına, dislipidemia ya kansere ve süt allerjilerine davetiye cıkarmaktadır. İlk çağ döneminde süt ürünleri yoktu. Zone diyeti halen bir çok konuda tartışmalar yaşamaktadır.

 

Akdeniz Diyeti; Bu diyette de makarna , ekmek gibi glisemik indexi yükselten gıdalar içermektedir. Bu tip diyette de toksik bileşikler içeren filizlenmeyen tohumlar ağırlıktadır. Ayrıca bu diyette yenen tohumlu gıdaların çoğu yüksek gluten içerdiği için gluten intoleransı gibi problemler ortaya çıkmaktadır. Paleolitik diyet türünde bu tür glutenden zengin tohumlu gıda türü yoktur. Bu dönemde yenilen gıda türünde tohum yoktur ve gıdalar çogunlukla çiğ yenir. Fakat tohumlu gıdalar ve fasulye gibi taneli gıdalar çiğ yenemez taki filizlenene kadar ki bu durumda total olarak hazımı kolaylaşır. Bu yüzden filizlenmemiş toksik olan gıdaların tüketimi sonucu modern çağda bazı hastalıkların nedeni mesela romatoid artirit ilk çağ döneminde bulunan insanların iskeletlerinde tespit edilememiştir. Bunun sebebi büyük çogunlukla gluten free ve toksik olan fasulye ve diğer tohumların tüketilmemesidir.

 

Japon Tarzı Diyet ; japon mutfagının büyük bir kısmı gıdaların yağda kızartılmasına dayanır ve kullanılan yağ çeşidi ve aşırı ısı nedeniyle oluşan toksik maddeler nedeniyle tüketilen gıdayı toksik yapar. Aynı zamanda Japon mutfagında tüketilen gıdanın büyük kısmı pirinçtir. Bu tür gıda yani pirinç besleyici değeri olmayan bir gıdadır ve sindirimi kolay olmayan sindirim kanalı tarafından tolere edilmeyen bir gıda türüdür. Ayrıca pirinçin metabolik indexi yüksektir. İdeal ilk çağ diyetinde filizlenmiş pirinç yenmekte idi ki hazımı daha kolay ve daha sağlıklıdır. İlk çağ diyetinde japon mutfagında oldugu gibi aşırı pişirilmiş veya yagda kızartılmış gıda türü bulunmamaktadır.

 

Organik Diyet; Organik gıda tüketen insanlar aynı zamanda organik filizlenmemiş ekmek , organik makarna, organik süt, organik peynir organik soya sütü, organik şeker tüketirler ve gıdalarını yüksek ateşte ve yağda pişirirler. Bu durumda da sebzelerdeki vitamin ve minerallerin çoğu yok olurken zehirli kimyasal maddelerde oluşur.Diğer taraftan ilk çağ diyetinde sadece filizlenen tohumlar yenir ,ve süt ürünleri ,şeker,yüksek ateşte pişmiş gıdalar ve dolayısıyla toksik maddeler içeren gıdalar tüketilmez.İlk çağ diyetinde sebzeler çiğ yenir ve düşük ateşte 100 derecenin altında pişirilir.

 

 

 

 

 

Gıda alerjisi ve
gıda intoleransı

Gıdalara, sıvılara ve hatta mikro beslenme desteklerine karşı ters reaksiyonlar sağlığı bozabilir ve hayat kalitesini azaltabilir ve hatta erken yaşlanmaya sebep olabilir.

 

Gıdalara karşı oluşan ters reaksiyon tipleri;

 

- Gıda alerjisi; bu tip reaksiyonlar basit gıda alerjilerdir ki herhangi bir alerjik reaksiyon tipinden besin anafilasisi ; Bunda reaksiyon IG E ortamında gerçekleşen reaksiyonlarla kendini gösterir.

- Gıda intoleransı; Bu tipteki ters gıda reaksiyonlarında ispatlanmış herhangi bir immunolojik mekanizma yoktur .Metabolik , moleküler veya toksik mekanizmalar gıda intoleransına neden olabilir.

 

Gıda alerjileri tipleri;

 Farklı alerji tipleri vardır bunlar hemen oluşan ve geç oluşan gıda alerjileridir.

-Gıdalara karşı hemen veya akut gelişen alerji tipleri; Gıdadaki bulunan antigen miktarına veya tipine göre hemen dakikalar veya saatler içinde gelişen ve kanda spesifik immunoglobunlerin artmasına neden olan alerji tipleridir.

- Gecikmiş gıda alerjileri; Ig G immunoglobulinlerle meydana gelir ve saatler sonradan alerjik gıda ile temastan 3 gün sonraya kadarda çıkabilir.

 

Gıda alerjisine veya intoleransına sebep olan nedenler;

Kötü gıda seçiminden ( alerjik gıdalardan birinin seçimi) veya monoton diyet seçimine ( örneğin her sabah aynı yemeğin yenmesi veya aynı gıdaların tekrar tekrar yenmesi durumunda) önemli ölçüde gıda alerjisi veya intoleransına sebep olurlar.

 

Gecikmiş Ig G reaksiyonu uyandıran gıda alerjilerinin bulgu ve işaretleri;

-Yemeklerden sonra yorgunluk       

-Astıma

 -Baş dönmesi ( yemekten sonra)      

-Öksürme

 -İshal                                             

- Baş ağrısı ( sinuslerden veya boyundan başlayan )

 -Gözlerde kaşınma

 -Kramplar                                        

- Burun dolgunluğu

 -Gaz oluşumu                                  

- Burun kaşıntısı veya kızarma

 -Bulantı                                           

- Kulak çınlaması

 

Glutenden zengin ( çavdar, yulaf, bugday, arpa) gibi gıdalara alerjisi olan insanlar da çöliak hastalığı gelişir ki bu durumda ince bağırsaklarda atrofi ( incelme) ve bunun sonucunda besleyici gıdaların içeriklerinin emilme problemleri ve bağırsaklarda sızdırma problemleri oluşur.

 

Gıda alerjilerinin tanınması;

Bu tip alerjilerin tanımlanması için diyet, kan ve cilt reaksiyon testlerinden faydalanılır.

 

Diyet testi;

Monoton diyet yiyen kişilerde yemeklerine gıda alerjisi yapması nadir olan kaynamış sebze veya çorba ilavesiyle diğer yemekleri teker teker terk ederek yemekten sonra şişkinlik ve bulantı, alerjik reaksiyonların olup olmayacağını izler. Bazen yediğiniz gıdadan şüphelendiğinizde aynı yemeği bir sonraki yemekte çeşidinize ilave ederek tekrar aynı şikayetlerin oluşup oluşmayacağına bakıp karar verebilirsiniz.

 

Gida allerjilerine karşi serum testi;

 

-  IG G bazında gecikmiş reaksiyonları tespit etmek için kullanılır.

-  En sık IG G gıda alerjileri günlük gıdalara ve tohumlara karşı olanlardır. Özellikle glüten proteinlerine, ve hatta glütenin alt fraksiyonu olan Gliadine karşı olan alerjiler daha spesifik olarak tespit edilir.

-  Bir dizi tohum, meyve, sebzeler, fındık ve ceviz gibi sert kabuklu yemişler. Et, kümes hayvanları ve balık serum Iimmun globulin G bazında taranabilirler.

-  Farklı laboratuar kit leri piyasaya sunulmuştur ( ALCAT,RAST) Fakat henüz hangisi en iyisidir bilinmemektedir.

 

Cilt reaksiyon testleri;

- Bu testler akut yani ani İmmün globulin E bazında alerjik reaksiyonlarını test etmek için kullanılır.

- Şüphe edilen alerjik gıdanın sulandırılmış formunu ciltle temasını sağlayarak dakikalar veya saatler içindeki deri reaksiyonlarını gözlemleyerek reaksiyonlar tespit edilir.

 

Tedaviler;

 

- Diyet; Dikkatlice sadece sağlıklı ve güvenilir gıdaları yiyerek, taze ve kolay hazım edilebilir gıdaları tercih ederek , işlenmiş gıdaları hayatınızdan uzaklaştırarak, ve daima devamlı olarak diyetinizdeki gıdaları değiştirerek yemek gıda alerjilerini hayatınızdan uzaklaştırmanın ve alerjilerden kurtulmanın en iyi yoludur.

 

- Alerjenik olan veya kişiye alerjik reaksiyonlar yapan toleransınız olmayan gıdaları yemeklerinizden 3- 6 ay boyunca tamamen uzaklaştırmak. Daha sonra tekrar bunları gıda listenize almak ama her dört günde bir bu gıdaları yemek listenize sokarak tekrar denemek uygun olacaktır. Bazı gıda alerjisi uyandıran gıdaları hayatınızdan 3- 6 ay uzaklaştırmak suretiyle kendinizi bu gıdalara karşı hassas olmayan bir yapıya dönüştürebilirsiniz. Bazen ise alerjik olan gıdaları hiç bir şekilde hayatınızdaki gıda listenize sokmayarak kurtulabilirsiniz. Rotasyon diyetinde ise size alerjik olan gıdaları sadece her 4 günde bir yeme listenize alarak kendinizin bu gıdalara karşı olan hassasiyetinizi azaltıp yok edebilirsiniz.

 

- Glüten hassasiyetiniz varsa eğer bu durumda da glütenden zengin olan gıdaları uzaklaştırarak örneğin ekmek ( bu tipik bir glütenden zengin olan gıdadır.),ve sadece glütenden arınmış olan tohumları yiyerek örneğin; pirinç, mısır ve darı ve glütensiz nişastalar örneğin; patates, fasulye, quinoa ve bezelye. diyetinizden uzaklaştırmanız gerekiyor. Bazı durumlarda sadece çiğ işlenmemiş ( paztörize edilmemiş)

 

- Bir Süt alerjisi de; sütten zengin gıdaları örneğin ; peynir, yoğurt ve düz süt ve süt desteği veren sebze kökenli süt ürünleri; soya sütü, pirinç, badem, fındık veya hindistan cevizi (coconut) gibi ürünleri süt tüketmek daha kabul edilebilinir olmaktadadır.

 

- Hassasiyeti azaltan enjeksiyonlar; Sulandırılmış ve azaltılmış oranlarda alerjen maddeleri içeren injektionların kişiye düzenli olarak yapılması zaman içinde kişinin bu alerjik gıda maddelerine karşı nötr olmasını sağlanır.

 

 

 

Su

Günlük su ihtiyacımız ne kadardır..?;

 

Yetişkin hareketsiz bir erkeğin minumum alması gereken su miktarı 2.9 litredir. Bu miktarın hepsi içilen sudan gelmez. Yaklaşık 1.65 litresi sadece içilen sıvılardan gelir. Bu sıvılar kafein ,alkol içermeyen sıvılar ve çorbadan gelmektedir. Bir litresi yenilen katı gıdalardan ve 0.25 litresi vücutta oluşan oksidasyon reaksiyonları sonucu ortaya çıkan sıvıdır. Diğer bir değişle insan vücudu kendi içinde oluşan metabolik reaksiyonlar sonucu su yapmaktadır. Yetişkin fazla hareket etmeyen bir kadının günlük su ihtiyacı minumum 2.2 litredir. Bu miktar aynı durumdaki bir erkekten 700 mililitre daha azdır. Kadınlar erkeklere göre daha az su bulundurular( %2-10) kendi vücutlarında çünkü vücutlarındaki yağ oranı erkeklere göre daha fazladır.Yetişkin genç bir kadının vücudundaki yağ oranı %24 iken aynı yaş gurubundaki bir erkekte ise bu oran % 16 dır.

 

Dehydration; (vücudun su kayıbı)

Günlük su kaybı; günlük su kaybı 2.5 litre ile 2.9 litre arasındadır. Minumum değer 1.5 litredir. bu su kaybının dörtte üçü böbrekler yoluyla idrar olarak olurken arta kalanı böbrek dışı yoluyla olan kayıptır. ( extra renal)

-          1.5 litre böbrekler yoluyla idrar olarak olur

-          0.4 litresi terleme yoluyla olur.( bu sıcak havalarda aşırı eksersiz durumunda günde birkaç litreye kadar çıkabilir.

-          0.4 litre solunum yoluyla kaybolur günde.

-          0.2 litresi dışkılama (gaita) yoluyla olur.

 

Su kayıbı, su kaybının yerine konulması, aşırı su alınımı;
Su kayıbı (dehydration);
İnsanlar vücutlarından tuz ve şeker kaybederken aynı zamanda suda
kayıp ederler. Bu böbrek yoluyla veya terleme yoluyla olur.
 
Vücuttan su kaybı şu nedenlerle olur;
 
-Idrar yoluyla tuz kayıbı;
Bu tip su ve tuz kaybının sebebleri arasında fazla miktarda su içilmesi, özellikle asitli içeceklerin tüketilmesi ki bu içecekler diüretik ayni idrar söktürücü olarak çalışır, idrar söktürücü ilaçların alınması, hormon eksiklikleri vücuttan su atılımını arttırırlar veya sebeb olurlar. Hormon eksikliklerindenkortisol, testosterone, dhea, estradiol ve özellikle aldesterone ve büyüme hormonunun eksikliği durumudur ki bu hormonlar tuz ve su tutucu hormonlardır. Eksikliği durumunda idrar yoluyla vücuttan su ve tuz kaybı hızlanır.
 
- İdrar yoluyla şeker kayıbı; bu durum şeker hastalarında ve veya içinde şeker içeren içeceklerden fazla miktarda tüketen insanlarda alınan bu fazla şeker miktarı vücuttaki su dengesini osmosis yoluyla etkileyerek aşırı şekerin idrar yoluyla atılmasını sağlarki bu esnada su kaybı olur. Bundan dolayı insulin eksikliği olan insanlarda su kaybı durumu oluşur (dehydration)
 
- Antidiüretik hormon eksikliği; bu durum vazopressin adı verilen hormon eksikliğinde vücudumuzdan tuz dışında sadece aşırı su kaybı durumudur.
 
- Terleme yoluyla tuz kaybı; aşırı sıcak iklimli bölgelerde yaşayan veya aşırı eksersiz yapan insanlarda vücuttan terlem yoluyla aşırı miktarlarda su ve tuz kayıbı oluşur. Vücut bunu otomatik olarak ısısını düzenlemek için yapar.
 
Su kaybının belirtileri; çökmüş gözler, kırışıklıklarda belirginleşme, dilde dişlere göre şekillenme, çentiklenme, cillte parmakla yukarı doğru çekildiğinde elastikiyetin kaybı ve cildin uzaması, kuruma ( cildin eski halini alması 4 saniyeden fazla sürüyorsa.)
 
Rehidrasyon; su kaybının düzeltilmesi için yerine kayıbın konması durumudur.
Aşırı hidrasyon; vücutta fazla miktarda su bulunması durumudur. bu durumda aşırı su tutulması nedeniyle vücudumuzdaki tuz oranı relatif olarak düşük kalır yani vücut sıvılarındaki tuz oranı düşüklüğü oluşur.

Bu durumun nedenleri

-        - damar  yoluyla fazla serum veya sıvı verilmesi veya aşırı sıvı tüketilmesi.

-        - aşırı sıvının vücutta birikmesi nedenleri; aşırı vazopressin hormonunun fazla salınması nedeniyle aşırı suyun vücudumuzda birikmesi nedeniyle hyponatremia ( tuzun kanda relative olarak azalması) oluşur. Aynı şekilde aldesterone gibi tuz tutucu hormonların fazlalığındada vücudumuzda aşırı su tutulması oluşur.

-        

Belirtileri ; şişmiş ayaklar, eklemler ve ellerde aşırı şişme göz kapaklarında şişme ve yüzde şişme.

        Vücutta aşırı su kaybının ters etkileri;  Vücuttaki suyun % 2 oranında kaybı bile fizyolojik performansı ve cevapları kötü yönde etkiler. Vücut performansını etkiler ve azaltır. Eksersiz esnasında vücut sıvısının azlığı durumunda vücut sıcaklığının yükselmesine sebeb olur ve buda spor performansını etkiler. Bu durumda ciddi sağlık problemleri ortaya çıkarabilir. Su kaybı spor yapan insanların çabuk tükenmesine sebeb olabilir. Bu durum bilhassa soğuk ortamlarda eksersiz yapanları dahada fazla etkiler. Fiziksel performans düşer. Yüksek ısıdaki ortamda ise su kaybı dahada fazla artar. Vücut suyunun % 2 den fazla kaybı durumunda ise fiziksel performans ve algılama kaybını arttırır. Vücut ağırlıgının % 7 si oranında su kaybının varlığı durumunda ise vücut çökebilir. Kronik dehidratasyon ise düzenli olarak saunaya gidenlerde ve ağırlık çalışan atletlerde oluşur. Bu durumda ise; performanslarında % 4 oranında düşme olur. Vücut ağırlıklarından % 1.5 oranında kayıp olur. Aşırı su kaybı durumunda aynı şekilde kan konsantrasyonunda artma meydana gelir ve kan plazma hacimlerinde % 8 bir azalma oluşur.Atletlerde aşırı su kayıpları koşma esnasında kalp krizi riskini tetikler. Bu nedenle aşırı performans gerektiren uzun koşularda ve sıcak ortamda yapılan sporlarda su kaybı fazla oluşacağı için kalp krizini önlemek için su kaybını önleyici tedbirler almak ve su kaybını hemen yerine koymak lazımdır. Vücut ısı düzenleyici mekanizmalarında bozukluk olanlarda ise genellikle eksersiz esnasında bayılmalar ve çöküşler olur bu durumda acil olarak damar yoluyla kayıp edilen sıvının yerine konulması lazımdır.

-         

Su kaybı ve uçak yolculukları
Uçak yolculuklarında uçaktaki havalandırma sistemlerindeki havanın nem oranlarının normal havaya göre çok düşük olması nedeniyle aşırı su kaybı ve kan yoğunluğunun artması nedeniyle aynı zamanda yolculuk esnasında kahve, çay, alkol gibi idrar sökücü içeçeklerin alınması bu durumu daha da arttırır ve derin toplar damarlarda tıkanmalara neden olarak ciddi dolaşım sorunlarına sebebiyet verir. Bu duruma sebep olabilecek diğer bir nedende uzun uçuşlarda uzun süre oturma nedeniyle kanın bacaklardaki damarlarda göllenmesi bu durumu daha da arttırabilir. Uçak içinde uzun uçuşlarda eksersizler ve uçak içinde dolaşma ve yapılacak ufak eksersizler bacaklardaki kan dolaşımını arttırır. 14 saatin üzerindeki uçuşlarda derin ven trombosisi nin görülme sıklığı yüksektir ve bu tip bir rahatsızlık uçuş bittikten yaklaşık bir hafta içinde kendini gösterir. Aynı şekilde kronik susuzluk idrar yollarındaki taş oluşumunu tetikler.70 yaş ve üstü insanlarda yapılan bir araştırmada kadınların % 5 inde ve erkeklerin % 12 sinde idrar yollarında taş oluşumu mevcuttur. Kronik olarak susuz kalmak aynı zamanda beraberinde diğer olumsuzluklarıda getirir örnegin meme, kalın barsak kanseri ve idrar yolları kanserleri , cocukluk ve yetişkinlerdeki şişmanlık, mitral kalp kapağı prolapsusu, tükrük bezi fonksiyon bozukluğu ve yaşlılarda genel durum bozukluğu gibi rahatsızlıklara neden olmaktadır

Yeteri kadar su tüketilmesinin faydaları
-Yeteri kadar su tüketilmesinin aşagıda belirteceğimiz riskleri azaltmada önemli derecede faydaları mevcuttur;
- Idrar yollarında taş oluşumu
- meme, kalın barsak ve idrar yollarında oluşacak kanserle
- obesite (aşırı kilo alımı)
 
Kirlenmiş sular (kontamine water)
Kirlenmiş suların toksisitesi;
Klorine (klor); doğuştan kalp bozuklukları; suyun içinde bulunan klorun kalp dfektleri için bağımsız bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. 58.699 İsveçli kadın üzerinde yapılan araştırmada klorlu su kullanmış annelerin çocuklarında kalp anormalliklerinin %62 oranında arttığı görülmüştür.
Yüksek kollesterol; klorlu su içen güvercinlerle saf su içen güvercinler karşılaştırıldığında klorlu su içenlerin %62 sinde daha yüksek kolesterol seviyeleri olduğu görülmüştür.
Ağır metaller; Amerika da doğu Alabama da ki 3 şehirde çeşitli içme suyu kaynaklarından alınan örneklerde Amerika nın diğer şehirlerine ve Avrupa standartlarına göre daha fazla kurşun, arsenik, cıva, kadmiyum, çinko, ve seleniyum seviyeleri bulunmuştur.1998 de ispanya Madrid te içme sularından alınan örneklerde her litrede 50 mikrogram ın üstünde arsenik bulunmuştur. Avrupadaki su kaynaklarının % 70 inde arsenik seviyesi 10 microgramın altındadır.
Organik karbon; daha önce yapılan Amerika da ki su çalışmalarında piyasada satılan su markaların çoğunda total organik karbon seviyeleridoğal limitlerin üzerinde çıkmıştır.
Aşırı asit bulunması; Amerikada yapılan 7 su çalışmasında piyasadaki satılan içme sular ının asit yapısı nı ölçüm birimi olan ph dereceleri 6. 5 un altında bulunmuştur. Asit yapıları 8.5 un üstünde olan bir su örneğine rastlanmamıştır.
Nitritler ve Nitrosaminler; yersularına karışan bu kimyasal maddeler içme sularına karışırlar. Bu kimyasal maddelerin yüksek olduğu suları içen erkeklerdeki alt idrar yollarındaki kanser oranı 3 kat fazla bulunmuştur.
Endüstiriel maddeler ve Peptisidler; perklorat örneğin içme sularına karışabilir. Perklorat hypertirodi tedavisinde kullanılan bir maddedir ve iyotun total olarak tiroid bezi tarafından alınmasını bloke eder. Suda 1 ppb bile bulunması toksiktir.(parts per billion) amerikada bile birçok yerde yapılan ölçümlerde örneğin Güney Kaliforniyada 5-8 ppm seviyelerinde bulunmuştur. Güney Nevadada bu oran 24 ppm e kadar çıkmaktadır.
Filtrelenmiş düz sular; birçok kimyasal madde insan sağlığını etkilemektedir. Bu maddelerin çoğu düz açık içme sularında tespit edilmektedir. Bu yüzden bu tip suların filtre edilmesi gerekmektedir. Klor bu tip sularda en çok bulunan kimyasal maddedir. Revers osmosis olarak bilinen teknikle ve klorine filtreleri birlikte kombine edilirse en iyi filtre sistemi oluşturulmuş olur. Klorine filtrlerinin düzenli olarak değiştirilmesi gerekmektedir.

 

 

 

 

 

Toksik içecekler

Konuşulmayan tehlikeler

 

Kafein içeren içecekler

 

kafein - alkol
kola - hafif içkiler

çay

 

Tehlikeler

Kafein içeren içecekler, hafif içkiler, alkol özellikle her gün tüketildiğinde insan vücuduna toksik etkilere sahiptirler.

 

Kafein içeren içecekler

Her ne kadar tadı ve aroması insanı cezbedersede bu içeceklerin hergün alınımı insan için tehlikeler arzetmektedir.

 

Kafein içerikli içecekler ve aperatifler

Aşagıda göstereceğimiz tabloda bulunan içinde kafein bulunan içecekler ve alınan aperatif içecekler şunlardır.

 

Kahve;

filtre kahve;    150 ml-----------115 mg kafein

espresso;        60 ml-------------100 mg “

instant;           150 ml----------- 60 mg    

kafeinsiz;        150 ml------------ 1 mg      

Çay;

siyah çay;        150 ml-----------50 mg     ”

yeşil çay;         150 ml-----------30 mg     ”

yaprak çay;      150 ml-----------30 mg    “

Çikolata;

şokomilk;         240 ml------------5mg     “

sıcak çikolata   240 ml----------10mg    “

sütlü çikolata    30 ml------------6 mg     “

Kola;

koka kola          360 ml------------46 mg “

pepsi kola         360 ml----------- 38 mg “

 

Kafeinin ters etkileri

Aşagıda belirteceğimiz yan etkiler kafein veya kafeinli gıdaların tüketilmesiyle beraber oluşmaktadır.

 

- Uyku bozuklukları; kahve içicileri uykuya dalmada zorlanırlar ve uyku kaliteleri azalır ve periodları kısalır.

 

- Kan kollesterol seviyeleri; her gün bir kahve içenlerde kan kollesterol seviyeleri 2 mg/dl artarken günde 5 kap kahve içenlerde bu yükselme 10 mg a kadar çıkar. Kolesterol seviyeleri hassas olan insanlarda bu durum dahada fazla olur.

 

- Serum homosistein seviyelerinde artma olur. Kafein alındıktan saatler sonra homosistein sentezini vücutta etkiler. 2 kap kahve(450 ml) alındıktan 4 saat sonra kan homosistein seviyesi % 19 oranında artar. Bu artış gece kafein almasanız bile ertesi güne kadar devam eder. Bu durum kronik kahve içicilerde dahada ciddi sorunlar çıkarır örneğin kronik olarak 4-5 kap kahve alanlarda ortalam serum homosistein seviyeleri %11 oarnında artar. Bu etki sadece içeceklerin içindeki kafeinden dolayı degildir sadece kafein alınsada bu durum gözlemlenmiştir.

 

- Dehidrasyon yani su kaybı; kafein idrar söktürücü bir maddedir vücudumuz için. Bir çalışmada günde 6 kup kahve içenlerde 24 saatlik bir dönemde vücudumuz 750 ml su kaybeder idrar yoluyla. Bu durumda vücudumuzdaki su dengesini bozma açısından etkilidir. Bu durumda suni olarak vücudumuz 700 gram bir ağırlık kaybeder. Vücut 1.1 litre veya diğer bir değişle vücudumuzun ağırlığının %2.7 si oranında suyla beraber mineral (sodyum, potasyum) kaybı oluşur. Ayrıca kahve ile beraber terleme ve dışkı yoluylada su kaybı olmaktadır.

- Daha yüksek kan basıncı; günde 2 kap veya daha fazla kahve tüketenlerde kan sistolik ve diastolik kan basınclarında belirgin yükselme olur. Gunde 2 den falza kahve tüketenlerde sisitolikt 10 mm hg ve diastolikte 7 mm hg lık bir yükselmeye sebeb olur. Bunu angiotensin ve renin artışı üzerinden yapar.

 

- Serum crp değerlerinde artışa neden olur. CRP (c-reaktive proteine) ldl kolesterolden daha önemlidir. CRP inflamasyon ve atherosiklerosisin belirleyicisidir. Kahve ve alkol tüketen insanlarda CRP değerleri belirgin olarak yüksektir.

 

- Atherosiklerosis ve periferial artrial hastalıklar; düzenli kahve içen kadınlarda periferail atar damar hastalıklarında bagımsız bir risk faktörüdür.

 

- Kardiovasküler hastalıklar; akut atrial fibrilasyon düzensiz bile olsa kahve içicilerde 4 kat daha fazla risk taşımaktadır. Koroner kalp hastalıklarıda kahve, hafif içki içicilerde, alkol alanlarda koroner arter hastalıkları riskini arttırır. kadınlarda sudan ziyade kafein içeren içki ve alkol tüketenlerde koroner arter hastalığı geçirme riski 2.5 kat fazla iken erkeklerde yüzde 50 oranında artar.

 

- Kalp durması; fazla kafein tüketenlerde % 44 daha fazladır.

 

- Obesite (şimanlık) ; kafeinin kan insulin ve kortisol seviyelerini yükseltmesinden dolayı kahve tüketmeyle obesite arsında ilişki saptanmıştır.

 

- Şeker intoleransı; kafein tüketimi fazla olan ( 4kap) genç erkeklerde yapılan çalışmalarda kan şekeri yükselmeleri ortalama %24 daha fazladır. İnsulin değerlerindede ortalam % 60 daha yüksek bulunmuştur. Kafein insulin direncini arttırır. Fareler üzerinde yapılan çalışmalada damardan kafein injektionlarından sonra yapılan testlerde kan serum insulin, şeker ve serbest yağ asitleri ve ürede artış tespit edilirken endoen şeker yapımından sorumlu olan aminoasitlerde düşme tespit edilmiştir. Kafeinle beraber şeker enjekte edildii zaman sadece şeker enjekte edilenlere göre daha yüksek kan şeker değerleri ölçülmüştür.

 

- Kanser; obez kadınlarda ve ailede kanser hikayesi olanlarda meme kanseri riski artmaktadır. Obez olup günde 4-5 kap kahve tüketen kadınlarda 2 kat daha fazla meme kanseri riski olmaktadır. Fakat zayıf olan kadınlarda kahve tüketimi ise tam aksine meme kanseri riskini azaltmaktadır. Şişman kadınlarda 5 kap kahveden fazla kahve tüketimi riski arttırmaktadır.

 

- Serum prostat spesifik antijen (psa) ; düzenli olarak siyah kahve tüketen erkeklerde serum PSA değerlerinin yükseldiği tespit edilmiştir. Bununla beraber kolon kanseri riski ve mesane kanseri riski artmaktadır.

 

- İyi huylu prostat büyümelerinde; fazla kahve tüketenlerde aha fazla problemli iyi huylu prostat büyümesi tespit edilmiştir.

 

- İdrarla daha fazla mineral ve eser element kayıbı kafein tüketimiyle orantılı olarak artmaktadır. Örneğin kalsiyum (2-3 kap kahvede 2-3 kat artmaktadır) magnesiyum 2 kat fazladır günde 2 kap kahveden fazla içenlerde. Sodyum 6 kap kahvede %68 oranında ve potasyum % 28 oranında artmaktadır. Kahve içenlerde idrar yoluyla çinko kaybı oldukça fazladır. Ağızdan doğum kontrol hapı alanlarda idrar yoluyla olan bu kayıplarda belirgin azalma olur.

 

- Kemik kayıbı, özellikle trabeküler kemiklerde olur. Kafein tüketen insanlarda önemli oranda kemiklerden kalsiyum kayıbı ve anabolik hormon kayıbı olur. Yaşlı kadınlar günde 300 mg den daha fazla kafein tüketmeleri durumunda ki bu durum 2- 2.5 kap kahve demektir omurga kemik yoğunluğunda % 2.5 luk bir azalma olduğu tespit edilmiştir.

 

- Anabolik hormon seviyelerinde azalma; kafein içeren içkileri tüketen erkek ve kadınlarda önemeli derecede büyüme hormonu ıgf1 ( kadınlarda) değerinde belirgin düşme ve testosteron (post menopozal kadınlar)olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca her iki cinste de melatonin ( doğal uyku hormonumuz) in idrar atılım ürünü olan 6-sulfatoksi melatonin degerinde azalma tespit edilmiştir. Bu hormonlardaki azalma seviyesi dikkat çekecek kadar yüksek olduğu gösterilmiştir. Farelerde yapılan deneylerde kafeinli su verilmiş ve bunların serum seviyelerinde yapılan ölçümlerde büyüme hormonu, TSH ve Thyroid hormonlarında düşüş saptanmıştır.

 

- Başlıca katabolik hormonlar olmak üzere bazı hormonlarda belirgin artış olur; 4 kup kahve içtiken 1.5 saat sonra serum adrenaline seviyelerinde %10 oranında artış olur. cortisol değerlerindeki artış ancak 15 kup kahve içtikten sonradır. fakat diğer taraftam serum estradiol hormon (anabolik) seviyeleri %59 oranında erkeklerde artar. bu durum haftada 2 kap veya daha fazla kahve içen erkekler için geçerlidir. bu durumdada kan serum estradiol seviyelerinin artması sonucu erkeklerde gyneocomasti ( göğüslerde büyüme )ve fibröz dokuyu uyarması sonucu prostat ta büyümeye neden olur.

 

Kafein ve alkol alınımı erkeklerde serum estradiol seviyesini arttırır.

Menopoz sonrası dönemde günde 2 kap tan daha fazla kahve veya kafein içeren sodalardan (kola vs..) günde 4 den fazla tükettiklerinde serum estrone ( e1) seviyelerinde belirgin artışlar olduğu görülmüştür.

 

Kahve içmenin faydalı etkileri;

 

Kafein içeren gıdaların veya sıvıların bazı faydalı yönleri de vardır. Bu durum genellikle hafıza ve enerji yönünde olmaktadır.

 

- Kısa süreli enerji artışı; kafeinin bu etkisi adrenalin etkilerini taklit etme yönündedir. Kısa süreli enerji artışı sağlar. Maalesef mineral ve eser element kaybı nedeniyle alındıktan bir saat veya daha fazla zaman sonrasında sonra yorgunluğu arttırır.

 

- kısa süreli hafıza artışı

 

- diabette azalma olurmu? Bazı çalışmalar kahve içmenin diabetin görülmesinde azalma olduğu yönündedir. Günde 10 kap tan fazla kahve içenlerde Finlandiyada yapılan bir çalışmada erkeklerde %79 kadınlarda ise %55 oranında diabet görülme riski azalmıştır. Bu durum günde 2 kap içenlerle kıyasladığında bulunan bir araştırma sonucudur. Akut olarak birden fazla kahveyi aynı anda içenlerde ise kan şeker ve insulin seviyesinde artış olarak görülmüştür.

 

- zayıf kadınlarda meme kanseri riskini düşürmektedir. Fakat şişman kadınlarda ise durum aksinedir. Yağsız kadınlarda günde 5 kap kahveden fazla içenlerde meme kanseri riski yarıya düşmektedır.

 

Kolalı içecekler

Her ne kadar reklamları ve tadı cazibesini arttırsada gerçekler bunu yansıtmamaktadır.

Kolalı içeceklerin yan etkileri;

 

- baş agırısı; her gün kola içen kız ve erkek cocuklarında başağrısı en sık görülen şikayetler dir. Tüm fazla kola içenlerde; ( günde 1. 5 litreden fazla tüketenler) ortalama günde 193 mg kafein almaktadırlar ve haftada ortalama 11 litre kola tüketmektedir ler. Buda toplamda haftada 1515 mg kafein demektir. Bu tip çocukların % 90 ında baş ağrısı kaçınılmaz şikayetler arasındadır.

 

- tahribe uğramış dişler; çoğu diş doktoru dişleri erezyona uğramış çocukların hikayesinde asitli içecekleri tükettiğini saptamışlardır. Asitli içecekler kola, portakal suyu, beyaz şarap, sirke dişin dentin tabakasının geçirgenliğini arttırır ve dentin tübüllerini açarak dentin tabakasının hassaslığını arttırır.

 

- iltihabi barsak hastalığı; hergün kolalı ürünler tüketen çocuklarda iltihabi barğırsak hastalıklarını görülme sıklığını iki kattan fazla arttırmaktadır..
 
- böbrek taşı oluşumu; günde ¾ litre kolalı içcekler tüketen insalarda böbrek taşı oluşumu artmaktadır.

 

- kemik kırılma riskinde belirgin artış;.fiziksel olarak aktif olan kız çocuklarında hergün karbonatlı (karbonik asitli) ve özellikle kola türü içecek tüketenlerde bu tür içecekleri tüketmeyenlere göre kemiklerde kırılma riski 5 kat daha fazla artmaktadır.

 

- non-hodgkin lenfoma ? ; düzenli olarak kola tüketen insanlarda borderline hodgkin lenfomanın % 70 daha yüksek olduğu saptanmıştır.

 

Çay

 

- araştırmacılar çayın kardiovasküler sistem üzerine olan faydalı yönlerinden bahsetmişler ve rapor etmişlerdir. Fakat bütün raporlarda çayın lehine değildir. çay üzerinde yapılan araştırmalarda hem lehine hemde aleyhine sonuçlanan bulgular yayınlanarak kafalar karışmıştır. orta derecede çay içicisi olmak kafeinli kahve içmekten daha az risk taşımaktadır. çay faydalı olan flavonoidler dışında faydası olmayan kafein ve theobromin içermektedir. kronik çay içicilerinde rastladığımız bazı yan etkiler şunlardır;

 

- adet düzensizlikleri; yeşil çay tüketen premenopozal kadınlarda serum estradiol seviyelerini belirgin olarak düşürmektedir. Bu durumda kendini adet düzensizlikleri ile göstermektedir.

 

- şişmanlıkta artma; deneysel şartlarda çay (kahve değil) epididimal yağ hücrelerinde insulin aktivitesini 15 kata kadar arttırmaktadır. çaya ilave edilecek inek veya soya sütü bu etkiyi belirgin olarak azaltır.
 
- prostat kanseri; düzenli ve fazla çay tüketen erkeklerde kan theobromin seviyeleri belirgin olarak artmaktadır buda kan serum theobromin seviyeleri düşük olan erkeklerle kıyaslandığında 2 kat daha fazla prostat kanseri görülme riskini arttırmaktadır.

 

Alkol

Alkolun faydaları yanında kafa karıştırıcı yan etkileri mevcuttur.

Alkol alınımı koruyucumu yoksa zehirlenmemi?

Hergün düzenli alkol alınımı koruyucumu? Faydalı oldğu düşünülen hergün alkol alınımın tersine medikal olarak alkolün faydalı olmasını sağlayan içeriklerinin örneğin resveratrol ve diğer bitki kökenli besleyici içeriklerin tablet olarak tüketilmesinin daha faydalı olduğu yönü ağırlık basmaktadır.

 

Alkol alınımı aşağıda sırlayacağımız sırlarıyla eşlik eder.

 - alkol içenlerde kardiovaskuler nedenlerle ölüm oranında daha az bir oran yoktur ama kardiovasküler nedenler dışındaki ölüm nedenlerinde artış vardır. Daha önce kalp krizi geçirmiş kişilerde yapılan araştırmalarda haftada bir veya daha fazla içiki almak veya hergün ama az miktarlarda (bir içki) alan insanlarda aynı hikayesi olanlar ama hiç alkol almayanlara göre kardiovasküler ölüm oranı %36-44 oranında azalmış olarak görülmektedir. Hayatlarında hiç alkol almayanlarda kardiovaskuler nedenlerle ölüm oranında %38 lik ve solunum yolları problemlerinde alanlara göre % 31 lik bir azalma vardır. günde 3-4 kadeh şarap veya bira tüketenlerde tüm nedenlerde ölüm oranı oldukça yüksektir.

 

- İngilteredeki doktorlar üzerinde yapılan son bir çalışmada gittikçe artan miktarlardaki alkol alımı alkole bağlı sebebler içinde siroz, karaciğer kanseri ve trafik kazaları sonucu ölüm oranı yüksek bulunmuştur.

 

- daha yüksek kanser riski ve kanser nedenli ölüm oranı bulunmaktadır. Günde bir dubleden fazla alkol alanlarda meme ve prostat kanseri riski daha yüksektir. Daha yüksek olarakta ağız, esofagus ( yemek borusu), mide ve karaciğer kanseri riskinde artış görülmektedir.

 

- hormon seviyelerinde dramatic düşüş olmaktadır. Sağlıklı insanlar gece fazla alkol içtiklerinde gece yarısı serum melatonin (uyku hormonu) hormonu seviyeleri içmeyenlere göre %10 daha azdır. Bu durumda neden alkol içenlerde uyku kalitesinin bozuk olduğunu açıklar. Bu durum gece yarısından sonra artan büyüme hormonu üzerindede görülür ve bu hormonda % 25- 30 oranında içmeyenlere göre düşüş vardır. Şanslıyızki ertesi gece bu hormon değerleri içmediğimiz zaman normale döner. Büyüme hormonu ve melatonin hakkındaki gerçekler testosterone içinde geçerlidir. Fakat testosteron e da durum daha vahimdir. Daha önce düzenli alkol içip te sonra bırakanlar tekrar alkol almaya başladıklarında ve bunu bir hafta boyünce devam ederlerse alkolu bıraktıktan sonra testosterone hormonunun nornal değerlere dönmesi 2 haftayı bulmaktadır. Eğer vit E seviyesi içen kişide serum değerleri düşükse testosterone dahada düşer. Yaklaşık % 30.ayrıca alkolün sperm olgunlaşmasına negative yönde etkisi vardır.

 

- erkekte istenmeyen estradiol hormonu seviyelerinin yükselmesine neden olur. Günde bir duble alkol alanlarda kan estradiol seviyeleri % 66 ya kadar yükselir.

 

Yumuşak içkiler

Yumuşak içkiler şeker dolu içkilerdir. Yumuşak içkileri aldığımızda fazla miktarda şeker almaktayız. Normal ticari bir milk shake yaklaşık 11 çay kaşığı dolusu yani 55 gram şeker içerir. Bir teneke kutu kola da 40 gram şeker içerir. 1500 lü yıllarda günlük alınan şeker miktarı 0 iken 1970 li yıllarda USA çocukları yılda 55 kilo şeker kullanır hale gelmiştir. 1985 yılında ise bu oran 68 kilograma yükselmiştir.

Soft içkilerin ters sonuçları;

 

Yorgunluk; soft içkiler sıklıkla şeker içeren aperatifler halinde sunulurlar. Başlangıçta enerji vererek yorgunluğunuzu alırken bir saat sonra yorgunluk artar ve enerji seviyeleri azalır ve gerginlik artar. Her gün soft içkileri tüketen kadınlar kendilerini daha yorgun hissederler.

 

Diş ve kemik çürümeleri artar; şeker içeren aperatifleri tüketen çocuklardaki diş çürümeleri ortalama olarak 5 kat daha fazladır kullanmayanlara göre.

Diş erezyonlarına sebep olur; bu içeceklerin daha asitli olması nedeniyle dişlerin dentin tabakasında erezyona neden olmasından dolayı diş hassasiyetlerinde artış meydana gelir.

 

Vücut ağırlıklarının artmasına ve şişmanlığa sebep olurlar; 6 yıllık ileriye dönük bir çalışmada bu tip şekerli içkileri içenlerde vücut ağırlıklarında ortalama 2.6 kilogramlık bir artış olduğu tespit edilmiştir. %2 lik daha fazla vücut yağ oranlarında artış olduğu görülmüştür. Bel çevrelerinde ise 3 cm e yakın bir genişleme olduğu görülmüştür.

 

Hormon seviyelerinde azalma; şeker içeren gıdalardan örneğin bir büyük size milk shake içerdiği şeker içeriği şeker yükleme testinde kullanılan miktardaki şekeri (70-75 gram) içerirki serum daki büyüme hormonu, testosteron, estradiol, cortisol, androstenedione, ve DHEA yı içmeyi takiben düşürmeye başlar ve bu düşüş saatlerce devam eder.

 

Light veya diet içkilermi kötüdür.?

Bu tip light veya diet içkiler şeker içermezler ama fazla miktarda suni tatlandırcılar içerirler. Bu tip içkilerin kilo aldırmayacağı iddia etselerde gerçekte durum öylemidir.? Yeni yapılan bir araştırmaya göre (texas, san antonio) klasik soft içkiler içenlere göre diet ürünler kullananlarda obesite riski daha fazladır. Her gün bu diyet ürünleri tüketenlerde aşırı kilo alma riski % 41 e kadar çıkmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-

 

 

 

 

 

Kötü kan yağları ve
kalp damar hastalıkları

(DYSLİPİDEMİA)

 

Yüksek kan kolesterolü

Kanda Kolesterol seviyesinin yüksek olmasıdır. Yaşla beraber ortalama herkeste total ve Ldl kolesterol seviyeleri kanda artarken Hdl kolesterol seviyeleri düşer. Bu durum da damar yapısını bozucu oran olan HDL/ LDL kolesterol miktarını arttırır.

 

Yüksek Kan Kolesterolün Sonuçları;

Daha önce miyokard enfarktüsü geçiren insanlarda kan kolesterol seviyesinin 1 mmol /litre veya 38.7 mg/ dl oranında artması 2. Bir enfarktüs geçirme riskini %18-28 oranında arttırır. Büyük araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir gerçek şudur ki; Erkeklerde kan kolesterol seviyesi 240 mg ın üstünde olanlarda koroner kalp hastalığından ölüm riski 2-3.5 kat artmaktadır. Kan kolesterol seviyesi 200 mg /dl in altında olan erkeklerdeki yaşam süresi % 3.8- 8.7 oranında artmaktadır. (92.488 erkek üzerinde yapılan çalışmadır)

 

Yüksek Kan Trigliserit  Seviyesinin Sonuçları;

Yüksek kan serum trigliserit seviyesi olan erkeklerde yaklaşık yarı oranda koroner kalp krizi riskini arttırmaktadır. Amaç kan trigliserit miktarını 90 mg/dl in altında tutmaktır.

 

17 farklı gurubun yaptığı meta analiz sonucunda kan serum trigliserit miktarındaki her 1 mmol luk artış yani her bir 88.8 mg/dl lik artış koroner kalp krizi riskini kadınlarda %37 erkeklerde % 14 oranında arttırmaktadır.

 

Yüksek Kan Lipoproteinemia ‘nın Sonuçları;

Lipoprotein (a);

Lipoprotein (a) kanda bulunan Lipoproteinlerin bir parçasıdır. Ldl kolesterole benzer. Kanda Plazminojene bağlıdır. Bu molekülün fonksiyonunun ne olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Lipoporotein (a) atherosiklerotik damar hastalıklarının gelişmesini belirleyici bir göstergesidir. Bu maddenin kanda yükselmesi atherosiklorosiz in gelişmekte olduğunu veya geliştiğini bize bildirir. Kardiovasküler hastalıkların gelişmesinin belirleyicisidir. Kan Ldl kolesterol seviyesinin 116 mg/dl in altına düşürülmesi lipoprotein a nedeniyle olan ilave riski ciddi derecede düşürür.

 

Yüksek Homosistein Seviyelerinin Sonuçları;

Homosistein bir hastalık belirleyicisidir ve özellikle atherosiklerosizde önemlidir.Homosistein vücutta farklı bir atherosiklerosiz mekanizması başlatır,örneğin ; reaktife oksijen türevlerinin oluşumunu ve fibrin yapımını arttırır. Araştırmalar göstermiştir ki Homosistein seviyesinde % 25 lik bir azalma %11 daha az bir iskemik kalp hastalığı ve % 19 oranında kalp krizinde azalmaya neden olur. Bazı araştırmacılar günde bir tane mini aspirin veya vit B türlerinin alınmasının homosistein seviyelerini azalttığını göstermektedir.

 

Dyslipidemia tedavisi;

Neler Yapılmalıdır;

Diyette değişiklik; Daha fazla meyve ve sebze, yağsız et ve balık, toksik yağlardan uzaklaşmak ( yüksek ısıda pişirilmiş) sağlıksız olan karbonhidratlardan (tatlılar)ve mümkünse alkolden uzaklaşmak.

 

Takviye destek ürünleri.

 

Meyve ve Sebzeler;

Günde 400 gramın üzerinde taze meyve tüketmenin sağlıklı iyi huylu HDL kolesterolü % 13 oranında arttırdığı ve bunun yanında total ve LDL kolesterolde sırasıyla % 8 ve 11 oranında azalmaya neden olduğu görülmüştür.

 

Yağsız Et ve Balık Tüketimi;

Yüksek oranda karbonhidrat tüketen insanlarda bu diyetin yerine yağsız ete geçmeleri sonucunda önemli derecede kan serum LDL, VLDL, Kolesterol, Trigiserit oranlarında iyileşme olduğu görülmüştür. Balık tada var olan omega 3 nedeniyle (poliunsature) total kolesterol seviyelerinde %14 ve trigliserit oranlarında ise %30 ve lipoporotein (a) oranında ise % 37 lik bir düşme saptanmıştır.

 

Süt ürünlerinden Uzaklaşmak;

Süt ürünleri kardiovasküler hastalıklar açısından kan lipitlerine olan ters etkileri yüzünden tercih edilmemelidir. Soya proteinleriyle karşılaştırıldığında süt ürünlerinin atherojenik indeks olarak kabul edilen serum HDL/LDL kolesterol oranını % 67 oranında ve kan total Kolesterol seviyesinde % 20 oranında artışa neden olduğu gösterilmiştir.

 

Karbonhidratlardan Uzaklaşmak;

Yüksek oranda karbonhidrat  tüketimini yasaklamak. Karbonhidratlar kan serum Hdl kolesterol ve apolipoprotein A1 seviyesini azaltırlar ve kan Trigliserit seviyelerini arttırırlar. Yüksek mutfak şekerli ürün tüketen insanlarda kan Hdl Kolesterol seviyeleri düşüktür. Düzenli olarak sağlıksız karbonhidrat tüketen insanlarda; Ekmek, tatlılar, alkol gibi kardiovasküler açıdan riskli olan Trigliserit oranlarında artış olur.

 

Toksik Yağlardan Uzaklaşmak ;

Burada önerilen nokta aşırı yağlardan ve özellikle toksik yağlardan uzaklaşmaktır. Toksik yağlardan amacımız yüksek ısıya maruz kalmış yağlardır. Yüksek ısıda pişirilmiş yağlı yiyecekler, kızartmalar, hatta yüksek ısıya (170-250 derece)maruz kalmış zeytinyağı buna dahildir. Hidrojenize edilmiş yani hidrojenle doyurularak sertleştirilmiş margarinlerden uzaklaşmak lazımdır.

 

Mikro besleyici Destek Ürünleri;

Lecithin; antikolesterol özelliği olan bir fosfatidil kolindir. Kan kolesterolünü seçici olarak HDL kolestrolü değiştirmeden LDL yi düşürerek iyileştirir. Bu yönüyle  diğer kolesterol düşüren bitkisel kökenli destek ürünlerinden farklıdır.

 

Mineraller;

Kalsiyum; Kalsiyumdan zengin su tüketen veya kalsiyumdan zengin gıda tüketenlerde kan serum total ve Ldl kolesterol seviyesi daha düşüktür.

Magnezyum; Magnezyum kan serum Kolesterol ve Trigilserit seviyelerini düşüren diğer bir elementtir. 600 mg magnezyum okside/günde 12 hafta süreyle kullanıldığında araştırmalarda serum total kolesterolve Ldl seviyelerinde belirgin düşme sağlanmıştır. Bu durum Trigiserit içinde geçerlidir.

 

Vitamin A;

Yüksek doz A vitamini alan kişilerde düşük kan serum Hdl kolesterol ve apolipoprotein A1 seviyeleri tespit edilmiştir.

 

B Vitaminleri;

Vitamin B3 ve Niacin;

Kan serum total kolesterol ve Trigliserit seviyelerinde belirgin iyileşme olur.

Vitamin B6, B12, B9; (üçlü vitamin)

Homosistein seviyelerini düşürmek açısından etkilidir. Vit B 6 120 mg ve üstü homosistein seviyelerini belirgin olarak düşürür. Folik asit yani Vit B9 400 mikrogram ve üstü aynı şekilde etki ederken Vit B12 ise günde 500 mikrogram etkili olmaktadır.

 

Vit C, Vit E;

Yüksek dozlarda kullanımı kan serum Yağ profillerini düzeltmede etkilidir.

 

Koenzim Q 10;

Koenzim Q10 günde 120 mg (yağlı kapsül) kullanıldığında akut miyokard enfarktüsü geçiren hastalarda kan serum HDL kolesterolü % 12.5 oranında arttırır. Mamafih serum kolesterol seviyesini düşürmek için kullanılan kolesterol ilaçları hem kolesterolün yapımını engellerken hemde koenzim q 10 yapımını bloke eder. Bu tip ilaçlar aynı zamanda vücudun lipit bozukluklarına ve kardiovasküler hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olan birçok mikro beslenme ürünlerinin vücudumuzda azalmasına neden olur. Bu yüzden Kolesterol düşürücü ilaçları kullanan hastalara günde 30-50 mg koenzim q 10 kullanmaları önerilmektedir. Statin gurubu bu ilaçlar aynı zamanda karaciğere de zarar verir. Bunu rahatlıkla bu ilaçları kullanan hastalarda kan testleriyle görebilmekteyiz. Statin gurubu ilaçlar aynı zamanda kan testosterone hormon seviyelerinide düşürdüğü için kalp krizi riskini arttırdığı gibi libido azalmasına da neden olmaktadır. Uzun süre Kolesterol düşürücü ilaçlar kullanan hastalarda yorgunluk, myalgia (adale ağrıları) ,solunum zorluğu, hafıza kaybı, neuropathy gibi rahatsızlıklarda meydana gelmektedir.

 

Omega 3 –Poliunsature yağ asitleri;

Gönüllüler üzerinde yapılmış olan bir araştırmada Eskimoların beslenme yoluyla aldığı miktarlara eşit dozda ( 2.7 gram /gün EPA) Omega 3 , 6 ay süreyle verilmiş ve 6 ayın sonunda kan total kolesterol seviyelerinin %8 oranında azalırken HDL oranlarının %21 oranında arttığı ve serum Trigiliserit seviyelerin ise % 64 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Diyabetik hastalarda ise durum biraz farklıdır. Omega 3 Hdl oranını orta derecede arttırırken Ldl oranını %11 oranında arttırmaktadır ama LDL/HDL oranında değişiklik olmamaktadır.

 

Bakır;

Hayvansal deneylerde serum bakır seviyelerinin eksikliğinin serum total kolesterol seviyelerini % 91 oranında arttırdığı ve aynı zamanda Hdl kolesterol seviyelerinde düştüğü görülmüştür.

 

Krom tuzları;

Günlük yaşantımızda yediğimiz gıdalarla almış olduğumuz krom miktarı 50 mikrogramı aşmamaktadır. Bunun sebebi yemiş olduğumuz modern ve işlenmiş gıdaların krom bakımından fakir olmalarıdır. Özellikle bu gelişmekte olan 3. Dünya ülkelerinde yaşlı insanlarda çok belirgindir. Tatlı gıdaların aşırı tüketildiği bu tip ülkelerde şekerli gıdaların alımıyla beraber vücuttan krom tuzları kaybolmaktadır. Krom vücutta 200 den fazla enzimatik reaksiyona katılır. Bir yardımcı faktördür. Normal kilonun kontrolü ve vücuttaki şeker metabolizması için krom çok önemlidir. Ayrıca sinir hassasiyetinin sağlanmasında etkilidir.

Krom tedavisi serum total kolesterol seviyelerini azaltır. Her gün ortalama 200 mikrogram krom tuzu (kromium picolinate) kullanmak serum total kolesterol seviyenizi % 21.1 mg /dl veya %14 azaltır. Aynı zamanda 1999 yılında yayımlanan medical journal metabolism dergisinde bildiriye göre her gün alınan 200 mikro gramlık krom tuzu HDL kolesterolü %12 oranında arttırırken serum Trigliserit oranını da % 20 oranında azaltır.

 

Çinko;

Çinko desteğini tek başına olarak serum kolesterol değerlerimiz yüksek ise alınmaması lazımdır. Çünkü yüksek serum çinko değerleri olan insanlarda daha yüksek serum total kolesterol ve Ldl seviyeleri olduğu görülmüştür. Bu yüzden çinko ile beraber mutlaka bakırında alınması lazımdır.( Cooper 2 mg) Bu durumda lipit değerlerinde bir değişiklik olmadığı görülmüştür araştırmalar sonucu.

L. Karnitin;

L –Karnitin anti aging tıpta etkili bir ilaçtır. Karnitin ilavesi Hdl kolesterolü belirgin ölçüde arttırırken total kolesterolü de azaltır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Proteinler

Proteinler birbirlerine peptit bağlarıyla bağlanmış aminoasitlerden oluşmuş organik bileşiklerdir. Aminoasitler vücudumuzun gerekli esas temel taşlarıdır. Aminoasitler olmadan vücudumuzda ne anabolizma ve nede vücudumuzun temel yapısını oluşması veya temel fonksiyonların devamlılığı söz konusu olamaz. Esansiyel aminoasitler vücudumuz tarafından yapılamayan aminoasitledir. Bunların sayısı 9'dur ve şunlardır; Histidin, izolösin, lösin, lizin, metionin ( veya sistein), fenilalanine (veya tirosine), treonin, triptofan ve valindir. Bu aminoasitler vücut tarafından yapılamadığı için dışarıdan alınan gıdalardan sağlanır.

 

Proteinlerin enerji içerikleri;

Proteinlerin bir gramı yandığı zaman 4 kilokalori/gram kadar enerji verirler. Bu değer yaklaşık 1 gram karbonhidratların yandığı zamanki enerjisine veya yağların verdiği enerjinin yarısına eşdeğerdir.

 

Proteinden zengin gıdaların önemi;

Proteinler neden insan sağlığı için çok önemlidir.?

Proteinden zengin gıdalar fosfor bakımından zengindir ki fosfor ana enerji molekülü olan veya diğer bir değişle vücudumuzun benzini olan ATP ve NADPH temel kısımlarını teşkil ederler. Buradaki P ler fosforu ifade ederler. Sonuç olarak alınan fosfordan zengin gıdalar bizim enerji seviyemizi arttırırlar. ATP veya NADPH den metabolik reaksiyonlar sonucu ayrılan bir fosfor atomu sonucu enerji oluşur.

 

Hayvansal kökenli proteinler.

Neden hayvansal proteinler insan için önemlidir.? Hayvansal proteinler örneğin et, kümes hayvanları, balık fosfor bakımından daha zengindir. Bu gıdalardaki emilme oranı meyve ve sebzelerdeki aminoasitlere göre daha kolay emilir. İnsan barsak sistemi hayvansal proteinlerin hazım edilmesi ve emilmesi için planlanmıştır. Sebze veya diğer yeşillikleri yiyenlerin aksine örneğin atlar veya koyunlar gibi ki bunların barsak uzunlukları 30 metre civarındadır insanların barsak uzunlukları 7 metre civarındadır ve bu yüzden insanların bitkisel proteinleri emme kabiliyetleri yeterli değildir. Örneğin selüloz insan barsakları tarafından hazım edilemez. İnsan anatomisi alınan gıdaların parçalanması ezilmesi gibi et yiyen hayvanlara benzer donanımlara sahiptir örneğin dişler gibi. Bitki yiyenlerde ise durum farklıdır. Ot yiyen hayvanlarda mide şekli, mide asidi, mide bölümleri veya cepleri et yiyenlerden farklı sisteme sahiptir. Bu yüzden kısaca özetlemek gerekirse et yiyen insan ve hayvanların sindirme sistemleri proteinden zengin hayvansal ürünler için daha fazla fakat bitkisel proteinlerin hazmı ve emilmesi için daha az elverişlidir.

Sadece küçük çocukluklarından beri sadece vejetarian gıda ile beslenen ve gıdalarına vit A,vit B kompleks ve Demir ilave eden kişilerde daha tolere edilebilinen bir hazım şekli vardır. Bu kişilerin vücudu bu düşük emilme oranları olan bitkisel proteinlere adapte olmuştur. Bu insanlar gelişimi daha az daha ufak ve daha az adale yapısına sahiptirler. Bu insanlar hayatlarının devamlılığı için daha az proetine ihtiyacı olan insanlardır.

 

Hayvansal proteinler başka çeşit proteinler tarafından değiştirebilinirmi?

Bu tam anlamıyla mümkün değildir. Yani bitkisel veya meyvelerdeki aminoasitler hayvansal proteinlerdeki aminoasitlerin yerini alamamaktadır. En iyi emilebilen bitkisel proteinler meyvelerde, filizlenen tohumlarda ( fasulye, mercimek, nohut v.s gibi)ıslatılmış fındık ceviz gibi sert kabuklu meyveler ve bazı kolay emilen sebzelerde bulunur.

 

Proteinden zengin sağlıklı ve sağlıklı olmayan gıdalar;

Proteinden zengin sağlıklı olan gıdalar Balık, Et, Kümes hayvanları, yumurtalardır. Fakat bundaki şart bu gıdaların çiğ veya düşük ısıda uzun sürede pişirilmesi durumunda geçerlidir. Daha az sağlıklı proteinden zengin olan gıdalar ise; süt ürünleridir ki örneğin; süt, yoğurt ve peynir ve 85-100 derecenin üzerinde pişirilen proteinden zengin herhangi bir gıdadır. Burada yüksek ısıda gıdaların pişirilmesinin proteinlere ne kadar zarar verdiği vurgulanmaktadır.

 

Sağlıklı proteinden zengin gıdalar;

Bunlar et, balık ve yumurta, kümes hayvanlarıdır ki bundaki şartta bunların çiğ veya düşük ateşte uzun süre pişirilmesi durumunda geçerlidir.

Sağlıklı proteinlerin faydalı etkileri;

a-   Daha fazla enerji; Proteinler aynı zamanda 1 gramın yakılması durumunda 4 kalorilik bir enerji oluşmasına sebep olurlar. Proteinler fosforun temel kaynağıdır. Bilindiği gibi fosfor ATP ve NADPH in esas parçalarıdır ve vücudun ana enerji maddeleridir.

b- 

Adale kitlesinin korunmasını sağlarlar ve cilt sarkmasına (sarcopenia) karşı korurlar.

Yaşlı insanların çoğu adale kaybından ve cilt sarkmalarından şikayet ederler. Bu fenomen sarkopeni olarak adlandırılır. Bunun sebebi yaşlı insanların iştahlarının az olması, mide asitlerin düşük olması ve daha küçük porsiyonlarda sağlıklı hayvansal protein tüketmeleri sonucu gelişir. Tabiki bu duruma yaşlı insanların barsak emilim problemlerinin olmasıda eklenebilir. Yağsız vücut kitlesinin devamlılığı ve özellikle adale kitlesinin devamlılığı için diyetimizde proteinden zengin sağlıklı gıdaların varlığının önemini gösteren birçok gözleme dayanan çalışmalar mevcuttur. Yaşlı insanlarda yüksek proteinle beslenme adale kitlesinin korunması ve sarkopeninin önlenmesi bakımından çok önemlidir. Ayrıca kalori bakımından düşük ama protein bakımından zengin gıdayla beslenmek kalsiyum metabolizması ve kemik yapısının korunması açısından da önemlidir. Geleneksel düşük kalorili gıdayla beslenme rejiminde protein oranı düşüktür ve genellikle adale kaybıyla birliktelik gösterir.

 

Sonuç olarak sağlıklı protein bakımından zengin gıda tüketmek adale kaybına ve dolayısıyla sarkopeniye engel olur. Sağlıklı bir vücut için normalin biraz üzerinde bile olsa önerilen miktar günde 0.8 gram/kg protein almaktan geçer. Bu şu demektir ortalama 70 kiloluk bir erkek veya kadının günde 56 gram protein alması gerekmektedir. Bu miktar düzenli eksersiz yapan yaşlı bir insanın vücut şeklinin düzelmesi yağsız vücut indeksinin artması ve adale kitlesinin artması bakımından şarttır.

 

Kilo kaybı ve Yağ kaybı;

 

Enerji kısıtlayıcı bir diyetle beraber alınan gıdalardaki karbonhidratların proteinle yer değiştirmesi durumunda yağ kaybı azalırken kilonun daha sağlıklı olması sağlanır. Bu durum özellikle açlık durumunda yağ oksidasyonunu arttırırken vücudun çıplak vücut kitlesinde herhangi bir değişikliğe sebep olmaz. Orta derecede protein tüketenlere göre yüksek proteinli gıdayla beslenenlerde karın içi yağ miktarı % 10 oranında azalır. Bu tarz diyetle beslenenlerde düşük kalorili bir diyetle beslensin veya beslenmesin 10 kilograma yakın bir yağ dokusu kaybı olur. Fakat enerji kısıtlamalı bir diyetle beraber yüksek proteinli gıdayla beslenen insanlarda bu kilo kaybı 10 kilogramdan daha fazla olur.

 

Bu tip diyetle beslenme şeklini tercih edenlerde soy proteinler whey proteinlerden daha sağlıklıdır. Aynı zamanda soy protein desteği alanlarda kilo kaybı daha hızlı olur. Bir deneyde genetiksel olarak şişman olan farelerde soy proteinle beslenme durumunda kilo kaybının daha hızlı ve fazla olduğu görülmüştür.

 

c-   Lipit profilinde iyileşme;

Düşük kalorili yüksek proteinli diyetle beslenme durumunda total ve ldl kolesterol seviyeleri ve trigliserit değerlerinde düşme görülür. Sadece yağsız et yenmesi durumunda da ldl, vldl, trigliserit ve homosistein değerlerinde de düşme meydana gelir. Yine aynı şekilde yüksek karbonhidrat tüketenlerin bunu yüksek proteinli gıdalarla değiştirilmesi durumunda lipid değerlerinde iyileşme olduğu tespit edilmiştir. Vejeterianlarla karşılaştırıldığında et yiyen insanlarda kan homosistein seviyeleri daha düşüktür. Buda vejeterian diyeti alan kişilerdeki vit B12 ve vit B2 seviyelerinin düşük olmasından dolayıdır.

d- 

Daha düşük trombotik risk;

 

Et yiyen insanlarda damarlarda olan trombosis riski sadece vegeterian veya vegan ( hiçbir şekilde hayvansal ürün yemeyen insanlar) lara göre daha düşüktür. Bilhassa vegan lar olmak üzere vegeterianlarda kan testlerinde artmış oranlarda trombosit sayımı gözlemlenmiştir. Buda et yemeyenlerde neden trombosiz riskinin yüksek olduğunu gösterir.

 

e-  Koroner kalp hastalıklarına karşı koruma;

Yüksek oranda protein tüketen kadınlarda diğer risk faktörlerine rağmen koroner kalp hastalığı riskinin düşük olduğu görülmüştür. Bu oran % 26 ya kadar çıkmaktadır.

 

f-   Deniz ürünleriyle beslenenlerde daha yüksek bir kemik yoğunluğu görülmüştür.

Yaşları 25-64 yaş gurubu arasında bulunan Çinli 12000 kadında yapılan bir araştırmaya göre deniz ürünleri tüketen kadınlara pre ve post menapoz sonrası kemik yoğunluğunda daha yüksek bir yoğunluk saptanmıştır. Özellikle haftada 250 gramın üzerinde deniz ürünleri tüketenlerde bu durum belirgin olarak görülmüştür.

 

g-  Daha yüksek bir hormon seviyesi;

 

Yüksek proteinli gıdayla beslenmek endokrin sistem üzerine aşağıdaki etkileri yapar;

-    Orta yaşlı ve yaşlı erkeklerde daha yüksek bir büyüme hormonu seviyesi sağlar( +%17)

-    Yüksek protein alınımı serum kortisol seviyelerini arttırır.(+%7.74)

-    Yüksek proteinli gıda alan ve HRT ( Hormon destek tedavisi) almayan menopoz dönemindeki kadınlarda daha yüksek bir progesteron seviyesi bulunur.

-    Daha iyi bir estrogen metabolizması görülür. Proteinli gıda tüketen kadınlarda meme kanseri riski daha düşük olduğu gösterilmiştir. Bunu iyi huylu estrone seviyelerini yükselterek sağlar.

-    Daha yüksek androgen aktivitesi sağlar; Bu durumu beklenmedik bir yolla yapar şöyleki yüksek proteinli gıdayla beslenen erkeklerdeki serum testosterone seviyeleri sağlıklı bir erkekte ortalama %21 oranında düşerken diğer taraftan testosterone gibi sex hormonlarını bağlayan SHBG adını verdiğimiz bağlayıcı proteinin düştüğü görülmüştür. Yani serbest olan fonksiyon gören hormon miktarı artmaktadır. Serbest androgen indexi = 100x serum testosterone/ shbg formülasyonuna baktığımızda buradaki serbest olan yani bioavaible hormon miktarının shbg düştüğü için arttığını görürüz. Bu tip beslenmede bulunan erkeklerde biolojik olarak etken olan testosterone seviyelerinin +%10 olduğunu görürüz. Bu durumda bize hedef organ seviyesindeki hormon aktivitesinin arttığını gösterir.

-    Vegeterian diyetle beslenenlere göre yüksek oranda et diyeti uygulayanlarda dinlenme ve eksersiz dönemlerinde daha yüksek bir serum testosterone seviyesi görülür.

-    Diğer ilginç bir sonuçta gebelikleri esnasında bol çeşitli ve yüksek hayvansal protein yiyen annelerin çocuklarında daha sonra ortaya çıkan genital bölgeye ait sorunlarla ilgilidir; gebeliğinde yeterli protein almayan kadınların erkek çocuklarında hypospadias görülme olasılığı yüksek proteinle beslenenlere göre 3 kat daha fazladır. Aynı araştırmada gebeliğinde yüksek proteinli çeşitli gıda alan annelerin erkek çocuklarında penis çapının ve uzunluğunun daha iyi olduğu bulunmuştur. Köpeklerde yapılan bir araştırmada gebeliği döneminde sağlıklı ve proteinli beslenemeyen annelerin çocuklarında inmemiş testis ve düşük sperm sayısı ve fertilite saptanmıştır. Et protein bakımından gebelikte yumurta ve sütten daha iyi olduğu görülmektedir. Erkek atletlerde yapılan bir araştırmada yüksek oranda et yiyen atletlerde süt ve yumurta tarzlı vegeterian diyetle beslenenlere göre testosterone +%27 oranında yüksek bulunmuştur.

-    Balık tüketimi kanser riskini düşürmektedir. Yüksek oranda balık tüketen insanlarda meme kanseri riskinin düştüğü görülmüştür.

-    Balık tüketimi fazla olan erkeklerde prostat kanseri riski yemeyenlere göre yarı yarıya daha düşüktür. Aynı şekilde prostat kanseri metastaz oranında da %44 oranında düşüklük tespit edilmiştir. Buna karşılık diğer bir çalışmada ise haftada 4 defadan daha fazla balık yiyen erkeklerde haftada 2 defa balık tüketenlere göre prostat kanseri oranında % 50 oranında artış olduğu görülmüştür. Burada görülen artış sebebinin balığın pişirilme şeklinden kaynaklandığı da görülmüştür.(tava veya ateşte fazla ve hızlı kızartma nedeniyle) Yoksa bu durum balıketindeki proteinden dolayı değildir.

-    Daha yüksek proteinle beslenenlerde daha uzun bir yaşam süresi görülmektedir. Özellikle hasta olan kişilerde yüksek proteinli düzenli yemek yiyenlerde yaşam süresi 2-6 yıl kadar daha uzamaktadır.

-    Kırmızı etin yüksek miktarlarda alınması bazı çalışmalarda koroner kalp hastalıkları riskini arttırdığı yolundaki bildiriler bizi etin kendisinden değil pişirme tekniğinden dolayı olduğu konusunda bir kez daha uyarmaktadır. Hızlı ve yüksek ateşte pişirilen etlerde biriken ve oluşan toksik maddeler tıpkı süt ürünlerinin uzun süre tüketilmesi gibi damarsal yapımızı bozmaktadır. Aşağıda süt ürünlerinin sağlık üzerine olan ters etkilerinden bahsedeceğiz. Sonuç olarak uzun süre kaynak ayırımı yapmaksızın proteinden zengin diyetle beslenmekte sağlık koşullarımızı istenmeyen yönde bozmaktadır. (süt ürünleri ve yüksek ateşte pişirilme)

-    Sağlıklı Proteinden Zengin Gıdaların Yüksek Ateşte Pişirilmesi Sonucu Oluşan İstenmeyen Etkileri;

 

Ne çeşit proteinli gıda olursa olsun bu tip gıdaların yüksek ateşte pişirilmeleri onları sağlıksız ve zara veren maddeler haline getirmektedir.

 

               Tava kızartması;

Etlerin veya diğer protein içeren gıdaların yüksek ateşte (250 derece) de tava veya ateşte pişirilmeleri durumunda bu gıdaların içindeki yağların ve proteinlerin yapı değişikliğine uğrayarak bu gıdaları tüketen insanların kanlarında kanser yapan heterosiklik  aminlerin belirgin olarak arttığı görülmüştür. Buna karşılık 100 derece ve altında pişirilen proteinden zengin etlerin pişirilmesi durumunda ise bu tip toksik maddelerin kanda artmadığı görülmüş ve ispatlanmıştır.

 

Mide Kanseri; tütsülenmiş yani füme edilmiş gıdaları tüketen bölgelerdeki insanlarda genel kanser oranının 2 kat ve mide kanseri oranlarının 3 kat arttığı gözlemlenmiştir.

 

Kolon ve rektum adenomaları ve kanser;

Kalın barsak ve rektuma ait kanser öncesi yapı olan adenomaların riskinin yenilen etlerin yüksek ateşte ve iyi pişirilmiş veya çok iyi pişirilmiş olanların yiyen insanlarda kontrol gurubuna göre çok arttığı görülmüştür. Pişirme veya kızartma esnasında yağ kullanılması mide kanseri riskini 4 kat arttırmaktadır. İyi pişirilmiş kızarmış eti yiyen insanlarda rektum kanseri % 33 oranında artmaktadır. İnsanın genetik yapısınında bunda rolü olduğu göz ardı edilemez. Sigara içenlerde veya eskiden içip sonra bırakan insanlarda toksinleri temizleme(detox) işlemleri zayıfladığından veya yavaşladığından dolayı kolon ve rektum kanser oranları 9 kat attığı tespit edilmiştir.

 

Pankreas kanseri; yüksek ateşte veya gril yaparak fazla et tüketen barekü seven insanlarda pankreas kanseri oranı az yiyen veya düşük ateşte çok pişirmeden tüketen insanlara göre 2 kat daha fazla olduğu görülmüştür.

 

Meme Kanseri;

Yemiş olduğu etleri daha önce marine edilmiş ve yüksek ateşte iyi pişirilmiş olarak yiyen kadınlarda daha az veya düşük ateşte az pişmiş et olarak tüketen insanlara göre 4 kat daha fazla meme kanseri riski mevcuttur. Eğer bu kadınlar sigara içiyorlarsa o zaman meme kanseri riski 13 kat artmaktadır. Yağda veya zeytinyağında pişirilme durumunda trans yağ asitleri oluşmaktadır. Kalça bölgelerinde yağ depolanan kadınlarda yapılan araştırmalarda trans yağ asitleri oranlarının çok fazla olduğu tespit edilmiş ve bu durumda bu kadınların yüksek ateşte yağda kızartılmış etlerin yemesinin bir sonucu olduğu kabul edilmektedir. Bu tip yağlanması bulunan kadınlarda meme kanseri oranının 4 kat daha fazla arttığı tespit edilmiştir. Üç tip eti (hamburger, kırmızı et, kızartılmış pastırma türü) devamlı olarak tüketen kadınlarda meme kanseri oranını çok arttırmaktadır. Taze su balığı ve kırmızı et tüketen kadınlarda ise bu artışın daha düşük olduğu görülmektedir.

 

NE KADAR PROTEİNE İHTİYACIMIZ VAR?

 

İlk çağdan günümüze kadar insanların yeme şekilleri ve miktarları incelendiğinde yaklaşık olarak 2 milyon yıldır insanoğlu gittikçe artan miktarlarda et tüketmektedir. İnsanoğlu eskiden beri enerjisinin büyük bir kısmını et yiyerek karşılamaktadır. Fakat insanoğlu modernleştikçe eti pişirme tekniği değişmiş ve kızartma, barbekü, tavada yağda pişirme gibi teknikler yüzünden etten alacağı protein oranın dada büyük değişiklikler olmuştur. Bilhassa yüksek ateşte kısa sürede pişirilen etler insanoğlunda ve bilhassa kadınlarda kanser oranını arttırmıştır. Günde 81 gramdan daha fazla kırmızı et tüketen kadınlarda ve eğer vücut indexleri yüksekse bu tip kadınlarda meme kanseri oranı eti pişirme tekniklerinin yanlış olmasında dolayı 4 kat artmaktadır. Aynı miktarda ve şekilde et pişiren ve yiyen ama vücut indexi normal olan kadınlarda ise bu meme kanserindeki artış oranı ise 2 kata düşmektedir.

 

PROSTAT KANSERİ;

 

Erkeklerdeki prostat kanseri riski veya oranlarındaki artış miktarı kadınların meme kanseri risk artışıyla paralellik göstermektedir. Bu durumda da kırmızı et miktarı değil pişirme şekli ve daha önce marine olup olmaması, tütsülenmiş olması (füme) prostat kanseri riskini erkeklerde % 70 oranında arttırmaktadır.

 

FARKLI DİYET TİPLERİNE GÖRE GÜNLÜK PROTEİN ALINIMI;

 

Resmi olarak önerilen günlük minimum protein alım miktarı 0.8 gram/ gün dür. Bu şu demektir ortalama olarak alınan günlük protein miktarı 70 kiloluk bir insan için 56 gram/gün ve buda yaklaşık 280 gram ettir. Bu yenilen et miktarındaki enerji miktarı bizim günlük enerji miktarımızın %9 unu sağlar.

Modern Paleolitik (ilkçağ) diyetinde önerilen miktar; 1.8 gram/ gün dür. Yani günde 126 gram protein almamız gerekmekte buda yaklaşık 630 gram ete eşittir. Bu miktardaki eti yesek bile günlük enerji miktarımızın ancak %20 sini etten karşılayabiliriz.

Proteinden zengin gıda alınması diyeti; kg başına 2-2.5 gram /kg/gün demektir. Buda bizim günde 140-175 gram protein almamız ve 700 gram et yememiz demektir. Buna göre bile günlük enerjimizin ancak %25 ini etten karşılayabiliriz.

Modern paleolitik diyette yüksek protein alınımını tercih edenlerin günde kg başına 3 gram protein alması lazımdır ki buda günde 1050 gram kırmızı et yememiz anlamına gelir. Bu durumda da sadece kırmızı eti yesek bile günlük gereken enerji miktarımızın ancak %30 unu karşılayabiliriz.

Taş devri diyeti uyguladığımızda ise; günde 4.4 gram/kilo/gün almamız gerekir ki bu durumda günde 310 gram proteine ihtiyacımız var demektir ve buda 1540 gram kırmızı et demektir ve günlük enerjimizin %60 ını karşılar.

Maksimum emniyet sınırı ise; günde 5 gram/kg/gün protein almak gerektirmektedir ve buda 350 gram protein demektir ve kırmızı et olarak ta 1750 gram kırmızı et demektir. Buda günlük enerjimizin %35 ten fazlası demektir.

 

Sağılıksız proteinden
zengin gıdalar

En sık tüketilen sağlıksız proteinden zengin gıdaların başında süt ve süt ürünleri gelmektedir. İkinci olarak en sık tüketilen sağlıksız protein kaynağı ürünlerin başında ıslanmamış veya ıslatılmamış fındık ve ceviz gibi sert kabuklu yemişler gelmektedir(unsoaked nuts).Her ne kadar süt ürünlerinin insan için sağlıklı olduğu tavsiye edilmekte ise de çalışmalar veya araştırmalar bunun aksini göstermektedir.

 

Süt Alerjileri ve Laktoz intoleransı;

 

Çocuklarda görülen inek sütüne intoleransa bağlı olan klinik şikayetler şunlardır.;

 

RAHATSIZLIKLAR                                                GÖRÜLME SIKLIĞI

GENEL RAHATSIZLIKLAR;

DERİ                                                                                % 73

SİNDİRİM                                                                         % 56

SOLUNUM YOLLARI                                                       % 15

ÖZEL RAHATSIZLIKLAR;

ÜRTİKER                                                                          % 47

AĞIZ ETRAFINDAKİ KIZARIKLIK                                    % 40

İSHAL                                                                               % 38

KUSMA                                                                             % 24

EKZAMA                                                                           % 22

OBSTRUKTİF BRONŞİT                                                  % 9

ÖNEMLİ VÜCUT AĞIRLIĞI EKSİKLİĞİ                            % 9

LARİNGİTİS                                                                      % 5

BOY UZAMA EKSİKLİĞİ                                                  % 0

ANAFLAKTİK ŞOK                                                           % 0

 

Birçok ülkede yapılan araştırmalarda insanların yaklaşık % 50 sinin süt ürünlerine karşı alerjileri olduğu klinik alerji testi çalışmalarıyla tespit edilmiştir. Bu alerjinin en büyük kısmı sütün içersinde bulunan Kazein adı verilen proteine karşıdır. Vücut bunu hazım edememektedir. Süt alerjileri bilhassa pastörizasyondan sonra daha da artmaktadır. Bu alerjiler keçi ve koyun sütü içinde geçerlidir. Süte karşı gelişen alerjik reaksiyonlar çocukluk döneminden yetişkinlere doğru gidildikçe azalmaktadır. Karın şişkinliği, karın ağrısı, ishal, ekzema, yorgunluk, genel halsizlik ve hastalık hali en sık görülen şikayetler arasındadır. Bütün bunlar süte karşı olan alerjilerin ve intoleransın sonuçlarıdır. Genellikle görülen cilt döküntüleridir ki çocuklarda ve yetişkinlerde %94 oranındadır ve süt ürünlerinin alımından yaklaşık 30 dakika sonra çıkmaktadır.

Birçok çocuk ve yetişkinde aynı zamanda Laktoz intoleransı gelişmektedir. Bu durum barsak kanalının hasar görmesinden dolayıdır. Bu durum daha ileride de gıda emilim problemleri yaratır. Laktoz sütün içindeki şekerdir.

 

Süt ürünleriyle beraber görülen Diyabet;

 

Özellikle çocuklarda görülen tip 1 diyabet süt ürünleri tüketen çocuklarla birlikte görülmektedir. Çocuklarda inek sütünden alınan proteinlerin ve bu sütten yapılan peynirlerin tüketiminin istatistiksel olarak tip 1 diyabette artışla beraber görüldüğünü gösteren çalışmalar mevcuttur. İnek sütünde bulunan kazein adı verdiğimiz proteinin tiplerinden olan A1 beta kazeindeki her bir yüzde olarak artışıyla beraber çocuklarda görülen tip 1 diyabette % 1.3 oranında artış olmaktadır.

 

Süt ürünleriyle beraber olan Obesite;

 

Yoğurt dışında peynir ve az yağlı süt ürünleri tüketiminin şişmanlığı arttırdığı gözlemlenmiştir. Sütte bulunan büyüme faktörlerinin bunun sebeplerin den birisi olduğu kabul edilmektedir. Süt içen çocukların daha hızlı büyümeleri sütün içinde bulunan peptidik veya proteinik büyüme faktörlerinden dolayıdır. Fakat yetişkinlerde ise durum farklıdır. Sütün içinde bulunan büyüme faktörleri boy uzama dönemini tamamlamış olan yetişkinlerde enlemesine bir büyüme yani şişmanlamaya sebep olur. Yani hacim ve ağırlık artışı meydana gelir ki buda şişmanlamaya yol açar.

Hayvansal çalışmalarda yüksek kazein proteini alınımı bir tiroid hormonu olan T3 ün 2-3 kat azalmasına neden olur ki bu hormonun hem insanda hem de hayvanlarda anti obesite etkisini azaltarak şişmanlamaya neden olmaktadır.

 

Süt ürünleri tüketen kadınlarda kemik kırılmaları;

 

Kalsiyum alınımı ve kemik yoğunluğu üzerinde yapılan araştırmalarda yetişkin ve çocuklarda kalsiyum desteğinin kemik sağlığı üzerine orta derecede pozitif etkisi saptanırken sadece süt ürünlerini tüketenlerde bu etkinin görülmediği saptanmıştır. Buna karşılık fiziksel aktivitenin kemik sağlığı üzerine daha pozitif yönde etkisi olduğu görülmüştür. En azından bu durum yetişkinlerde belirgindir. Bu artık bir gerçektir ki süt ürünleri kullanmanın kemik yoğunluğunu arttırmada belirgin bir etkisi yoktur.

Diğer taraftan zıt olarak süt ürünleri tüketiminin kemik kırıkları arttırdığı yönünde birçok araştırma bulgusu mevcuttur. 77.781 kadın üzerinde 12 yıllık bir araştırma sonucunda ortaya çıkan verilerde ( 34-59 yaş arası)her gün 2 veya daha fazla bardak süt tüketen kadınlarda hafta bir bardak süt tüketen kadınlarla kıyaslandığında %45 oranında daha fazla kol kemiği kırılmasına rastlanmıştır. Ön kol kemiği kırılmasında bir artış saptanmamıştır.

 

Süt ürünleri tüketenlerdeki daha yüksek kolesterol seviyeleri;

 

Soy protein tüketenlerle karşılaştırıldığında süt ürünleri kaynaklı proteinle beslenenlerde kan kollestrol seviyelerinin %20 oranında daha fazla arttığı ve damar sertleşme indexi olan Ldl kollestrol/ total kolesterol oranında ise % 67 oranında artış olduğu saptanmıştır.

 

Süt ürünleri tüketimi ile kalp damar hastalıkları arasındaki ilişki;

 

Düşük süt ürünleri tüketimi olan Japonlarla daha fazla süt tüketen Finlandiya insanları karşılaştırıldığında kalp ve damar hastalıklarının 10 kat daha az olduğu görülmüştür. Buna karşılık Yugoslavya ve Almanya gibi daha düşük oranda süt tüketen ülkelerde aynı şekilde kalp ve damar hastalıklarının Finlandiya ya göre çok daha düşük olduğu görülmüştür.

Menopoz sonrası kadınlarda yapılan bir araştırmada ise; Menopoz sonrası yüksek oranda süt tüketen kadınlarda az tüketenlere göre iskemik kalp hastalığı riskinin çok yüksek olduğu görülmüştür.

 

Yüksek Miktarda Süt Tüketenlerdeki Kanser Riski;

 

Bazı peynir çeşitleri ve yoğurdun menopoz öncesi ve sonrası kadınlarda meme kanseri riskini azalttığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Fakat diğer çalışmalar tam bunun aksine sonuçlar vermektedir. Süt ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesinin meme kanseri oranını arttırdığı yönündedir. Özellikle tam yağlı süt, çikolatalı süt ve gravyer peyniri (fakat düşük yağlı sütlerde risk daha azdır.) Ayrıca erkeklerde enteresan olan bir araştırmada da low fat milk yani düşük yağlı süt tüketenlerde prostat kanseri riski % 46 oranında artmaktadır. Ayrıca tam yağlı süt veya diğer süt ürünlerini tüketen insanlarda akciğer, kolon, rektum kanseri oranında da risk çok artmaktadır. Günde bir bardaktan az süt tüketen insanlara göre günde 2 bardak süt tüketen insanlarda lenfoma riski 3 kat daha fazla artmaktadır.

 

Süt ürünlerinin tüketimi hormon seviyelerimizi azaltabilir;

 

Süt ürünlerinde bulunan kazein adı verilen proteinin farelerde aşırı tüketiminde serum T3 seviyelerinde 3-4 kat gibi bariz bir azalma ile beraber olduğu tespit edilmiştir. Bu durum ineklerin yavrularında da görülmüştür.

 

Çok yaşlı insanlarda süt ürünlerinin tüketiminin tüm nedenlerle ölüm oranında belirgin bir düşmeye neden olabilmektedir;

 

Haftada 3-4 porsiyon süt veya süt ürünlerini (yoğurt) tüketen çok yaşlı insanlarda haftada bir veya daha az porsiyon süt ürünlerini tüketen çok yaşlı insanlara göre ölüm oranlarında % 62 lik bir azalmaya neden olduğu yapılan klinik araştırmalarda tespit edilmiştir. Bu durumun yaşlı insanların iştahlarının az olması ve kendi kendilerine iyi yemek hazırlama imkanlarının az olması durumunda yalnız yaşayan insanlarda bir yerde hiç tüketmeyen yaşlılara göre beslenmenin daha iyi olması nedeniyle bu tip insanlarda uzun yaşamın sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 

 

 

Anti Aging 
Kozmetik

Niçin Biorenew?

 

Biorenew ürünleri cildinizi hücresel seviyede yenilemek için farmakologlar tarafından geliştirilmiş bir üründür. Cildinizde yüksek değişiklik etkisi gösteren bu ileri cilt tedavisini geliştirmek için farmakologlar en son kozmetik bilimi ve majistrial (yapma ilaç) bilgisini kullanmışlardır. Gözler etrafındaki kaz ayakları, yaşlılık lekeleri, cilt sıkılığını ve parlaklığı için binlerce anti aging formülü yapıldıktan sonra en iyi formüller seçilmiştir.

 

 

Bütün cilt bakım ürünleri eşit olarak yaratılmamışlardır.

Biorenew cilt bakım ürünleri yıllar süren formülasyonlar ve yapma ilaç reçeteleri denendikten sonra geliştirilmiştir. Farmakologlar tıbbi bilgilerini ve kozmetik alanındaki tecrübelerini bu markette bulunan en güçlü ve etkili ürünlerin bazılarını geliştirmek için kullanmışlardır. En yüksek memnuniyet etkisini geliştirmek için birçok ürün denenmiş ve en etkili tedavi sonuçları alınan preparatları geliştirmişlerdir. Amerika daki tüm eyaletlerde çalışan anti aging le uğraşan doktorlar tarafından tercih edilen ve güvenilen ürün olarak bulunmuştur.

 

Üstün Etkinlik

Piyasada kozmetik departmanlarında bulunan kozmetik firmalarının çoğu pahalı reklam harcamaları ve yanıltıcı bilgiler ve gösterişli kutularla satılmaktadır. Anahtar İçeriklerininin yoğunluğu onlar hakkında heyecan uyandıracak miktarlarda hiç değildir.

 

Tipik kozmetik raflarında satılan kozmetik ürünlerin içindeki aktif içerikleri %1 den azdır.

Biorenew cilt bakım ürünleri yüksek etkili içerikleri nedeniyle cildinize nüfus ederek görünümünü içten dışa doğru gerçekten değiştirir. Formülasyon ve içerik seçiminde klinik çalışmalar ve yoğun majistrial eczacılık birikiminden faydalanarak ürünler hazırlanmıştır. Biorenew ürünlerinde kullanılan anahtar içeriklerinin bazılarının konsantrasyonu şöyledir.

 

Vitamin C % 10

Niacinamide %4

Retinol MT % 0.2 (undiluted)

 

Diğer güçlü botanik ürünlerden örneğin Meyan kökü özü, papatya, üzüm çekirdeği yağı çeşitli formülasyonlarda yaşlanmaya bağlı cilt değişikliklerinin natürel tedavisinde faydalanmak için kullanılmıştır.

 

En iyi sonuçlar - Biorenew müşterileri tarafından rapor edilmiştir.            

 

Yüz daha genç görünmektedir.

 

Kırışıklar daha az belirgindir.

 

Cilt sıkılığı   artmıştır.

 

 

 
 
 
 
 
 
 
Yüzün tamamindaki  cilt parlaklığında artış.

 

Artmış cilt beyazlığı.

 

Azalmış cilt kuruluğu.